Söylemeye dilim varmıyor ama bugün ülkeyi yöneten iktidara kimse güvenmiyor. Söyledikleri hiçbir şeye kimse inanmıyor, itibar etmiyor. Eğitim sisteminin en büyük görünmez bileşeni güvendir. Kuzey Kıbrıs’ta kamusal alanın genelinde hissedilen güven kaybı, en çok eğitime yansıyor.
Bir toplumun eğitim sistemi, yalnızca müfredatın içeriğiyle ya da okul binalarının fiziki koşullarıyla şekillenmez. Eğitim; güven, istikrar ve gerçekle kurulan ilişkinin doğrudan bir yansımasıdır. Savaş ortamları, iktidarın sistematik biçimde yalan söylemesi ve bunun yarattığı toplumsal güven krizi, eğitim sistemini çürüten en temel unsurlardır.
Yaşadığımız coğrafya yeniden savaş atmosferine girdi. Kıbrıs’ta fiili bir savaş yaşanmıyor ama çözülmemiş siyasal statü, eğitimi sürekli bir geçicilik duygusu içine hapsediyor.
Eğitim politikaları uzun vadeli bir toplumsal vizyona değil, kısa vadeli siyasal ihtiyaçlara göre şekilleniyor. Bu durum, “nasıl bir toplum yetiştiriyoruz?” sorusunun yerini “mevcut koşullarda nasıl idare ederiz?” anlayışına bırakmasına yol açıyor.
Ülkemizin siyasal alanı uzun süredir tutarsız söylemler, değişken vaatler ve sorumluluğun sürekli “başka aktörlere” devredilmesiyle şekillenmektedir. Bu durum yalnızca yönetişim sorununa değil, gerçekle kurulan ilişkinin zayıflamasına neden oluyor. Eğitim sistemi de bu yalan ikliminden doğrudan etkileniyor.
İktidardaki siyasi aktörlerin söylemleri sık sık çelişiyor, verilen sözler karşılıksız kalıyor ve hesap verebilirlik zayıflıyor. Bu da okulda öğretilen “bilgi”, “doğru” ve “etik” kavramlarını anlamsızlaştırıyor. Yani;
- Atamalarda liyakat tartışmaları, politik müdahaleler ve kurumsal özerkliğin zayıflığı eğitimin anlamını yitirmesine neden oluyor.
- Başarıya değil ilişkilere dayalı ilerleme algısı güçleniyor.
- Ölçme-değerlendirme mekanizmaları adil görülmüyor. Diploma; bilgi ve yetkinliğin değil, sistem içinde “tutunabilmenin” sembolüne dönüşüyor.
Kuzey Kıbrıs’ta gerçek değiştirilebilir, doğrular iktidarın işine gelenler olarak tanımlanmaya o derece kanıksandı ki eğitim sisteminin temel amacı bulanıklaştı: Eğer “doğru” sürekli değişiyorsa, okul neyi öğretecek?
Nitelikli kamusal eğitim sorunu; esasen bir müfredat ya da öğretmen sorunu değil, siyasal güven, gerçekler, pedagojik yaklaşımlar ve uzun vadeli toplumsal vizyon eksikliğinin sonucudur.
Siyasal söylemdeki tutarsızlık, liyakatsizlik ve vizyonsuzluğun yarattığı güven kaybı, eğitimi sürekli bir “idare etme” alanına sıkıştırmıştır.
Oysa eğitim, bu koşulların pasif bir yansıması olmak zorunda değildir. Gerçeklere, dürüstlüğe ve güvene dayalı bir siyasal dil, hesap verebilir kurumlar ve liyakat temelli bir kamu yapısı, eğitimin niteliğini doğrudan yükseltir.
Kuzey Kıbrıs’ta kaliteli bir eğitim sistemi inşa etmek, öncelikle güveni yeniden kurmayı ve eğitimi günlük siyasetin ötesinde, bütünlüklü bir gelecek projesi olarak ele almakla mümkündür.
Anlayana Gülmece
Algı ve Gerçek
İngiltere’nin saygın kız kolejlerinden birinde biyoloji öğretmeni öğrencilerden Miss Perkins`a:
- Söyle bakalım, insan vücudunda uyarıldığında normal büyüklüğünün altı katına ulaşan organ hangisidir?
Öğrenci, yüzü kızararak
- Bana bu soruyu sorduğunuz için sizi şikayet edeceğim ve bunu durumu aileme bildireceğim" der.
Öğretmen aferin dedikten sonra Miss Perkins`a dönerek;
- 1- Dersine hiç çalışmamışsın bunu ailene bildireceğim.
- 2- Aklın fikrin sürekli kötü şeylerde bunu da ailene bildireceğim.
- 3- İlerde çok büyük hayal kırıklığına uğrayacaksın.
Okumuş muydunuz?
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.
Nazım Hikmet