“Egemen, eşit devlet” diye böbürlenmek ve o devletin başı  olmak, köy – kasaba, üniversite, festival gezmek değildir!

Serhat İncirli

Resmi Devlet Ziyareti nedir?
İngilizler buna “State visit” der…
Bir devletin başkanının, yabancı bir devletin başkanının resmi daveti üzerine, o yabancı devlete yaptığı ziyarete “Devlet ziyareti” denir!
Ve çok ciddi kuralları vardır…

-*-*-

Devlet ziyaretinin yanı sıra, bir devletten öteki devlete yapılabilen, “resmi ziyaret” veya “resmi çalışma ziyareti” de vardır… 
Bunların altında “çalışma ziyareti”, “bir devlet yetkilisinin ziyareti” ve tabii ki en son da “özel ziyaret” gelir…  

-*-*-

KKTC cumhurbaşkanlarının Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerin çok büyük çoğunluğu, “sonuncusu dahil”, “Devlet ziyareti” kapsamına girmez…
Resmi ziyaret ve resmi çalışma ziyareti de olamaz… 
Çalışma ziyareti değildir… 

-*-*-

Peki nedir?
Ya “bir devlet yetkilisinin ziyaretidir”… 
Ya da “özel ziyaret”tir!

-*-*-

Peki her ikisinde masraflar kim tarafından karşılanır?
İşte burası çok önemlidir… 
Çünkü, bu tür gezilerde “masraflar”, “özel”dir; resmi devlet harcaması değildir!

-*-*-

Ersin Tatar’ın son ziyareti, “özel ziyaretse”, kimse karışamaz…
Dilediği gibi gider, dilediği festivale katılır…
Dilediği konferansta dilediği konuşmayı da yapar…
Ama masrafları kendisine ait olur…

-*-*-

KKTC’de masraflar mı?
Şimdi size “psefto cratos” dersem, beni bombardımana tutar mısınız?
KKTC’de masraflar “hep devletten”dir!
Ve tek kişinin değil tabii ki, herkesin masrafları…

-*-*-

Bazı gerçeklere daha bakalım… 
Bu ziyaretin daveti, bizzat TC Cumhurbaşkanı tarafından yapılmamıştır…
Yani bu ziyaret kesinlikle “devlet ziyareti” değildir…
“Resmi çalışma ziyareti” olabilir mi?
Bilemem, beş on dakikalığına Fuat Oktay ile 18 Eylül’de Amerika’ya gidileceği konuşması yapılmıştır…

-*-*-

Resmi Devlet Ziyareti’nin, “resmi devlet ziyareti” olabilmesi için bir çok ülkede farklı olsa da, genellikle çok benzer kuralları söz konusudur…
Mesela “havaalanında karşılama” olmayacaksa; özel bir yerde, iki “eşit devlet başkanı” buluşur ve resmi karşılama töreni yapılır.
21 pare top atışı gerçekleştirilir.
Askeri bando ulusal marşları çalar… 
Ki bizimkisi ortaktır, tek marş da kabulümdür.
Şeref kıtası denetlenir.
“Merhaba asker”, “sağol”… 
Ki genellikle bazı devlet başkanları, gittikleri ülkenin dilinde “merhaba” demeyi öğrenir, Tatar’ın böyle bir sorunu yoktur.
Çok çabuk söylemezse, ne dediği rahat anlaşılırdır.

-*-*-

Ziyaret eden devlet başkanı, törenle, ziyaret ettiği devletin yöneticilerine de tanıştırılır…
İki devlet başkanı birbirilerine hediye verir…
Siyah papyonlu, fraklı falan akşam yemeği organize edilir…

-*-*-

Gerçekten, Ekselansları KKTC Cumhurbaşkanı’nın ayda en az bir kez, 4 gece 5 günlüğüne Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretler, diplomasi okullarının yani uluslararası ilişkiler uzmanlarının öğrettiği “derslerin” kapsama alanı dışında değil midir?

-*-*-

Gelelim sonuca… 
Özel bir ziyaretseydi, masrafların bizzat ziyareti gerçekleştiren kişi tarafından karşılanması kaçınılmazdır…
Değilseydi; amaç nedir?
“Türkiye – KKTC bir bütündür”ün ispatı mı?
Yoksa başka bir amaç mı vardır?
Ama şunu bilin, iddia ettiğiniz gibi, “Egemen – eşit devletin” başkanı, valilik önünde polis kıtası tarafından selamlanamaz!

-*-*-

Aklıma garip garip ziyaret gerekçeleri geliyor…
Acaba diyorum, “Nesli tükenen Türk milliyetçisi Kıbrıslı Türk cinsinin son örneği Ersin bey” diyerek, Anadolu insanına mı gösteriyorlar!
Çünkü bu gidişle, gerçekten Türk milliyetçisi tek bir Kıbrıslı Türk bırakmayacaksınız da!

-*-*-

Kendi ülkesinin köylerinden Yeşilırmak’ın en önemli milli gününde orada olmak yerine, Kütahya’da onursal doktora almak veya bir ilçedeki festivale katılmak mıdır bir devletin başkanının görevi?

-*-*-

Tekrar ediyorum, özel bir sebep varsaydı, kimse buna karışamaz… 
Ödersiniz masrafları, gidersiniz… 
Ama hazır o özel sebeple gitmişken, masrafları da devlete kaydırmaksaydı hedef; bu kadar küçülmeye gerek yoktu diye düşünüyorum.
Çünkü “egemen, eşit devlet” diye böbürlenmek ve o devletin başı olmak, köy – kasaba, üniversite, festival gezmek değildir!


Notlarım… 

Sürekli not alırım…
Bazen bu notlar, köşe yazılarımın ana fikri olur…
Mesela, Dipkarpaz Belediye Başkanı Suphi Coşkun, kendi köylüsü bir Rum tarafından, vaftiz törenine davet edilmiş.
Davet eden de güzellik yapmış, bu davete katılan Suphi Coşkun da… 
Bravo başkan… 
Ve belirtmem lazım, annem bu davete ve ziyarete bayılmış bu arada… 

-*-*-

Brezilya – Arjantin maçı koronavirüs tedbirleri gerekçesiyle bazı Arjantinli futbolcuların sahadan alınmaya çalışılması hatta ülkeden çıkarılması çabaları nedeniyle yarım kaldı.
Gelişmeleri takip edemedim ama aklıma Bülent Ersoy geldi…
Hani orkestrası sahte belgeyle ülkeye girdi ya!
Akabinde de polis tarafından konsere kadar götürüldü ya!
Ve sonra mahkemeye çıkarıldı ya!
Bir de bana kızıyorlar, “sahte devlet” diyormuşum diye!
Vallahi demiyorum; siz ispat ediyorsunuz zaten!

-*-*-

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, çok heyecanlı, hareketli bir karakterdir…
Dört yıl kadar sonra yeniden aday olur mu, UBP yeniden aday gösterir mi bilemem ama diyelim ki seçime girmedi veya girip kaybetti; hiç üzülmez bence…
Çünkü işi hazır.
Kütahya’nın Domaniç ilçesinde o kadar sevmişler ki kendisini, kesin oraya kaymakam olur… 
Olmazsa, Hayme Ana Müzesi Müdürü!
Haydeeeeee, ben mi devletimizi aşağılıyorum yoksa devletimizin başkanı bu tür ziyaretlerle mi “eşit – egemen” devleti aşağılıyor, lütfen karar verin!

-*-*-

Rauf Raif Denktaş’ın naaşı, aile mezarlığına taşınacak mı?
Lefkoşa Türk Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte proje hazırlamış, burasını pırıl pırıl yapacak.
Bizim “aşırı yalakasyon ekipleri” ise Tayyip Erdoğan korkusundan, apar topar meselenin para kısmını Evkaf’a, işçilik kısmını da GKK’ya havale etmişler!
Kardeşim, bırakın İstanbul Belediyesi yapsın!
Korku neler yaptırıyor insanlara değil mi?
Bence mi?
Serdar bey ile Değer ve Ender hanımlar karar vermeli…

-*-*-

Ve son bir not paylaşayım…
Paraya, turiste, iki galon daha fazla benzin satmaya, dört okka daha çok hellim satmaya bu kadar ihtiyacımız olan bir dönemde, Güney’den Kuzey’e geçişleri yavaşlatan “devlet”in de “sahte devlet” olmadığını iddia edene sadece gülerim!


Allah yazdıysa bozsun… Haber sitelerini dolaşıyordum… Bir haberde geçen “Gine” kelimesini “Girne” diye okuyunca, kısa süreli şok yaşadım! Allah yazdıysa bozsun… Girne’de değil tabii ki, Gine’de askeri darbe gerçekleştirildi… Albay Mamady Doumbouya, yönetime el koydu… Askerler 83 yaşındaki Cumhurbaşkanı Alpha Conde'yi (Koltukta oturan) alıkoydu…