E HADİ YAPALIM, O ZAMAN!

Sinan Dirlik

 

AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin 24 Haziran’da yapılacağını açıkladı ve Türkiye resmen bir “baskın seçim” sath-ı mahalline girmiş oldu.

Seçimsiz bir demokrasi olmaz ama Türkiye demokrasisiz seçimlere alışkındır. 24 Haziran da bunlardan biri, belki de en yüz kızartıcılarından biri olacak…

Demokratik seçimin kriterleri bellidir. Azınlığın çoğunluk olabilmesine olanak tanıyan, örgütlenme ve propaganda özgürlüğünün Anayasal garanti altında olduğu, yurttaşların düşünce ve siyasal tercihlerini özgürce ifade edebilecekleri, sandığa özgürce gidip, özgürce oy kullanabilecekleri, kapalı oy, açık sayım esasına dayalı ve sandık güvenliği şartlarının tam ve eksiksiz yerine getirildiği asgari koşullardan söz ediyoruz…

Uzun uzadıya laf cambazlığına gerek yok… 24 Haziran’da “seçim var” diyenlerin yanıtlaması gereken sorular var:

2 yıldır Olağanüstü Hal ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile yönetilen bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Muhalefet partilerinden seçilmiş vekillerin üçer beşer vekilliklerinin düşürüldüğü, lider ve milletvekillerinin hapse atılarak seslerinin kısıldığı bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Medyanın tamamına yakınının ya ele geçirildiği ya susturulduğu, 165 gazetecinin yıllardır tutuklu olarak yargılandığı, internet iletişimi, haber verme ve haber alma özgürlüğünün kısıtlandığı bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

70 bini üniversite öğrencisi, tutuklu ve hükümlü sayısının 230 bini aştığı, mevcut 384 cezaevine ek 45 yeni cezaevinin hazırlıklarına başlanan bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Halen Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan AKP Genel Başkanına yönelik eleştirilerin anında “Cumhurbaşkanına hakaret” kapsamında değerlendirildiği ve savcılıkların harekete geçerek en küçüğü 13 yaşında, tezgahtarından ses sanatçısına kadar yaklaşık 4 bin kişi hakkında gözaltı ve tutuklama kararı verebildiği bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Daha dün akşam saatlerinde gencecik bir kadının, bir TV showuna telefonla bağlanıp sadece “artık yeter, artık çocuklar öldürülmesin bu ülkede” dediği için 6 aylık bebesiyle Ayşe öğretmenin hapse tıkılabildiği bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Afrin harekatı nedeniyle lokum dağıtanlara “başkalarının acılarına sevinilmez” diye karşı çıkan üniversite öğrencilerine öfkelenerek “marjinaller efendi efendi otursunlar köşelerinde, oturmazlarsa hepsini kulaklarından tutup hak ettikleri yere tıkarız” diyebilir belki bir lider ama bunu “emir telakki ederek” hemen harekete geçen savcıların bulunduğu bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Barış diyenlerin, demokrasi diyenlerin, hak, hukuk, adalet, özgürlük diyenlerin derdest edildiği bir ülkede demokratik bir seçimden söz edilebilir mi?

Peki ne olacak?

Umudu kesip, enseyi karartıp, “nasıl olsa sonuç belli” diyerek havlu mu atacağız?

Belki aklımızın köşesinden, gözümüzün bebeğinden o kuşku, yılgınlık bulutu geçiyor zaman zaman…

Ama Edirne Cezaevinden bir ses en muzip gülücüğüyle, “Şştt!” diyor… “Şşşttt! Yılgınlık yok!”

Ve twitter hesabından avukatları aracılığıyla saçıveriyor üzerimize umudu…

Selahattin Demirtaş “inanın!” diyor… Kendinize inanın!...

Bakalım ne diyor:

“Sokakta, okulda, otobüste tanımadığınız insanların yüzüne bakın. Sizden olmadığını düşünüyorsanız nefret mi ediyorsunuz? Ya da korkuyor musunuz onlardan? Bu işte bir tuhaflık yok mu?
 

Gelin el ele verelim, bu korkunç kutuplaşmayı ortadan kaldıralım. Önümüzdeki seçimleri demokrasinin ve kardeşliğin düğününe dönüştürelim. İnanın yapabiliriz; inanın ve yapalım.
 

Güçlü Türkiye, güçlü demokrasi ile olur. Bütün sorunlarımızı ülkenin birliği içinde, adaletle çözebilecek ferasetimiz de cesaretimiz de samimiyetimiz de var. İnanın yapabiliriz; inanın ve yapalım.
 

Yoksulluğa, işsizliğe, açlığa mecbur değiliz. Dünyanın en büyük hazinesinin üzerinde yaşıyoruz. Hep birlikte üretip adilce paylaşarak fukaralığımıza son verebiliriz. İnanın yapabiliriz; inanın ve yapalım.
 

Siyasetçilerin her söylediğine inanmayın. Benimkine de. 24 Haziran’a kadar, hayatınızda duyduğunuzdan daha fazla yalan duyacaksınız. Ve de hakaret ve de iftira, tehdit, vaat, kibir, kompleks…
 

Bu tipleri gözünüzde fazla da büyütmeyin. Bir mühürlük canları vardır. İnanın yapabiliriz; inanın ve yapalım.
 

Karamsarlığa, korkuya, yılgınlığa yer açmayın yüreğinizde. Hep beraber daha çok çalışıp umudu gerçeğe dönüştüreceğiz. Haziran daha güzel olacak bu yaz. İnanın olacak. Hadi yapalım!”

E hadi… Yapalım o zaman!