Düzensizliğin düzeni

Cenk Mutluyakalı

Nasıl da “düzensizlik düzen” oldu; birkaç başlıkla yaşadık yeniden…

Ayakların baş olduğu ülkemde…
Başların ayaklanmasını beklerken!

Askeri hastanede sivil hasta bakılacak…
Yasa delindi.

Buna en fazla itiraz edenlerin de yıllardır yasayı deli deşik eden hekimler olması pek manidar.

Kamu görevlisi hekimlerin özel kliniklere ve hastanelere koşuşturması yıllardır…
Yaşanan kaos…
Hastayla hekim arasındaki para ilişkisinin giderek büyümesi…
Genel Sağlık Sigortası’nın statükoyu korumak adına unutulması…

Bunlar yılların derdi…

Asıl dert şu...
Kimse kendini düzeltmek istemiyor ama herkes memleketin düzelmesini bekliyor.

Peki, bu toplumsal riyakarlıkta iki yanlıştan bir doğru çıkar mı?
Çıkmaz.
Sadece yanlışa yeni yanlışlar eklenir.

Hele adına “hükümet” dedikleri, hileyi dokunulmazlık kapsamına alan bu kirli ortaklıktan adalet üretmesini beklemek saflıktır.

Yine de…

Sağlığın en büyük mağduru hastalardır ve en az söz hakkına sahip olan da onlardır.

Belki hastalara sorsanız, askeri hastanenin kapılarının kendilerine açılmasından memnundurlar.

Çünkü istedikleri şey çok basit…

En temel sağlık hakkına ücretsiz ulaşabilmek…
Hekime kolay erişebilmek…
Günün her saatinde hizmet alabilmek…
Aylar sonrasına randevu beklememek…
Ezilmemek…

Özetle; parasız, onurlu ve zamanında sağlık hizmeti alabilmek…

***
Kamusal sağlık artık çoğunlukla yabancı nüfusa ya da ülkenin en yoksullarına kaldı.

Hepimiz insanız elbette...

Ama şu acı...
Sigorta primini düzenli ödeyenler kamusal sağlık hizmeti zor alıyor bu ülkede...

Cebinden yeniden para ödüyor ve sağlığına kavuşmak için çoğunlukla aslında aynı hekimi iki kez ödüyor...

Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bu sistemsizliğin içine şimdi bir de askeri hastaneler giriyor.

Üstelik kime, nasıl bakılacağına da asker karar verecek.

Bir sorun yaşanırsa…
Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı’na kadar yolunuz var.

Ha, unutmadan…
Bizim ülkede hâlâ “Hasta Hakları Yasası” da yok.

Niçin olmadığı ise…
Siyasiler, tabipler, hasta hakları dernekleri dahil hepimizin ortak sırrı (!)

***
Durumun vehametini bir arşiv belgesiyle özetleyelim.

“1971 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile tüm memur, polis ve öğretmenlerin özel iş yapmaları engellenirken, her nedense bunlara -ayrıcalıklı hekimlere- dokunulmamış, klinikleri kapatılacağına, o zamanın Bakanı sosyal adalet ilkelerine uymayarak sadece genç mütehassısların tabelâlarını indirmek ve kliniklerini; 'Hastanede full-time uygulanacak.. Hastane içerisinde mi, dışarıda mı kalacaksınız?’ gerekçesiyle kapatmışlardır.
...
Hastaneden özel kliniğe hasta çekme, sigortalı hastaların özel kliniklere kaydırılarak sigortalardan büyük paraların vurulması…
...
Bunların özel kliniğine giden hastaya yazılan hastane reçeteleri, röntgen ve laboratuvar kâğıtları ile hastaneyi çiftlik gibi kullanma, özel klinikte para ödenip hastaneye hasta yatırma, hep bunlar vurgunların en büyüğü ve gerçeğidir.”

Dr. Yüksel Tüccaroğlu’nun 3 Mart 1977 Meclis konuşmasından bu sözler…
1977!

Yani…
“Dost acı söyler” diyeceğim ama…

Gerçekleri böyle çıplak yazınca insanı pek dosttan da saymazlar sizi bu düzende.

Şimdi Askeri Hastane için de bir tüzük yaparlar muhtemelen, kılıfına uydururlar, hani "Sağlık Hizmetleri Ücretler Tarifesi Tüzüğü" gibi...
Özel hastaneler ve klinikler de öğleden sonraları güya devlet hastanesiymiş gibi... Bir hokus pokus da askeri hastaneye yaparlar...

Hani iş gelip dayanıyor eninde sonunda o kadim hakikate: Çirkef yatağında gülistanlık olmaz.

Kimse önce kendini düzeltmeye yanaşmadığı sürece, memleket de düzelme böylece...