Duvardaki delik

Cenk Mutluyakalı

Duvardaki delik!
Bir savaş ülkesinde kurşundur, mavzer çığlığıdır, mevzidir.
Sızısıdır betonun!

Şiirin izidir insan yüzünde!
İmgedir…
Bir çift gözdür uzaklara dalan, hasretlere delik deşik…

İki evi, iki okulu, iki duyguyu ayırır bazen, ‘duvardaki delik…’
Bir yanında yaşamak vardır, bir yanında ölüm!
Belki bir yanında direnmek vardır, bir yanında kaçış…

Bir nesne, bir koku, bir sestir!
Bir “hazdır” duvardaki delik, kimisine…
Kimisine sapkın bir uçsuzluk.

*  *  *

“Duvardaki Delik” diye dergi mi olurmuş?
Adını Gürgenç koymuş olmalı…
Derginin kapağını dahi açmadan, bir “delikten” bunca kavram gelmişse aklıma, iyi iş!
Fatoş Avcısoyu Ruso ile birlikte yönetiyorlar, Işık Kitabevi’nin yılda iki kez okurla buluşturacağı dergiyi…

*  *  *

“Duvardaki Delik” adlı edebiyat dergisinin sayfalarında yol alıyorum.
“Çünkü her hayat,
gizli bir yer arar kendine”
sözleri yer ediyor zihnimde Taş Ev’den çevrilen…
Bir büyük anneden geride kalan yeşil sandığı anlatıyor, o sandığın anahtarı, kalpteki kırığa ekili duruyor.

*  *  *
Şiir, öyle bir gizli yerdir, kaçmalara dair…
Roman öyle…
Müzik öyle bir yerdir işte…
Gün batımını izlemek, yürümek çıplak ayak bir kumsalda, kuytusuna sığınmak bir ormanın…
Kimi zaman bir sıcak omuzdur o gizli yer, bir çıplak beden, bir mavi kıyıdır bazen…

“Giz” kaybolunca, “hayat” da yitiyor çoğu zaman…
Aşk da!

*  *  *

Duvardaki delik!
Belki dünyaya göz ucuyla baktığımız ama ardına hapsedildiğimiz barikattır.
İster yurt deyiniz adına, ister yürek!