DÜNYAYI İÇTENLİK KURTARACAK

Neşe Yaşın

Bazı insanların yanında hissedilen en baskın duygu korkudur. Yine bir şey yapıp bir şey söyleyip beni üzecekler korkusu. Bunun nefrete tercüme edilmesi ise oldukça kolaydır. Nefretin temel kaynağının korku olduğunu biliyoruz. Benim ise en korktuğum şey nefret etmek. O yüzden işin kolayını böyle kişileri yok saymakta bulmuşum yıllardır. Yok saymak bir çeşit iç cinayet, bir kibirlilik hali sayılabilir mi bilmiyorum ama böyle bir kalkan oluşturmuşum kendime. Birini yok sayınca o kişi yok olmuyor kuşkusuz ama uzağında duruyor senin. Karşına çıktığı, birlikte olmaya mecbur kaldığın zamanlarda ise araya ördüğün bir hayali duvarın ardında çekiyorsun o eziyeti. Kaçmak yerine sorunu deşip onu çözmeye çalışmak en iyisi belki de. Çoğunlukla dağa küsmüş tavşan hali ama benimkisi. Hayatın bin bir gailesi arasında kimin vakti var ki böyle ince şeyleri anlamaya. Ayrıca deşmek daha çok acı çekmeye de yol açabilir.

Dünya sayısız kabalıkla dolu. Fiziksel, ruhsal sağlıklarımız için büyük mücadeleler veriyoruz. Sayısız saldırı var her yandan. Başkalarından yakınırken biz yeterince adil miyiz peki? Büyük olasılıkla değiliz. Bize yönelen pek çok nefretten biz de sorumluyuz. Ya da bir dünya hali bu. Hayat böyle bir şey deyip geçecek miyiz yoksa üstüne mi gideceğiz? Edebiyat böylesi ‘lüzumsuz işler’ için var belki de. İç kırıklıklarımızı başka hangi disiplin bu kadar iyi kavrayabilir?

Büyük meselelerle iştigal edenler edebiyatın böylesi mesailerini lüzumsuz buluyorlar. Kıran kırana bir yarışın sürdüğü bu biriktirme ve yükselme dünyasında birtakım sayıklamalar gibi algılanıyor şairlerin, yazarların yazdıkları. Kimi zaman bir hayranlık halesi oluşsa da gerçek dünyaya ait biri gibi algılanmıyor çoğu şair, yazar. Savaşın en önemli silahlarından biriyle, kelimelerle donanmışlar bir yandan da. Silahlar susar susmaz hatta silahlar susmamışken bile en önemli savaş araçlarından kelimeler. Ölümlerinden sonra öyle yüceltildiklerine filan bakmayın. En sefil hayatlara mahkûm edilmiş çoğu sanatçı ve edebiyatçı.

Çoğu sanatçıdan geriye kalan yalnızca birer efsane zaten. Yanlış okunmuş pek çok işaretle oluşmuş birer kurgu. Varsın öyle olsun; dünyanın ihtiyacı var belki de buna.

Yeterince anlaşılmıyorum, hak ettiğim saygı ve değer bana verilmiyor imasında bulunuyor ya pek çok sanatçı, bu hayatın her alanı için geçerli aslında. Pek çok kişiyi öne çıkaran bazı rastlantılar toplamı yalnızca. En çok da vasatlar yakın bu tip güncel iktidarlara. Zaman bir miktar eliyor neyse ki onları. Ayrıca bir iktidara talip olmak sanat bahsinde baştan kaybetmek bana kalırsa.

Kırık kalplerimizi onaracak olan hiyerarşi basamaklarını tırmanmaktan çok dünyayı değiştirme gücümüze kalplerden gelecek bir onay aslına bakılırsa.

Kendini fazla önemli saymak hem kişisel hem de toplumsal mutsuzlukların temeli. Tasarlanmış bir tevazu değil kastettiğim. Gerçek bir bilgelikle gelen ve karşıdakini ikna eden organik bir tevazu.

Görülen o ki ne kadar başarılıysan o kadar da nefret ediliyorsun. Başarılı olarak durduğun yer başkalarına korku salıyor. Elde ettiğin gücü onları mutsuz edecek bir durum için kullanabileceğinden korkuyorlar. Belki de seni kıskanıyorlar çünkü senin yerinde olabileceklerine inanıyorlar ve onların yerinde olduğun için kızgınlık duyuyorlar sana. Oysa ne denli kırılgan olduğunu, yaralarını da gösterebilirsin onlara. Zaaflarını, hatalarını itiraf edebilir, sandıkları kahraman olmadığını duyumsatabilirsin.

Buradaki sorun kırılganlıklarını gösterdiğin anda bulunduğun yerden ötürü senden nefret edenlerin bunu seni alt edecek bir koz olarak görmeleri, seni mahvedecek bir açık olarak algılamaları. Senin derdin bulunduğun yerde kalmak olmasa da bir saldırının muhatabı olmak hiç de hoş değil.

Güç zehirlenmesi yaşayan pek çok insan yüzünden acı çekmekteysek gücün tanımı üzerine yeni baştan düşünmekten başka çaremiz yok.

Her kahraman bir başkasının haini sonuçta. Her sevilen de bir başkasının nefret edileni. Hayatın sırrını çözdüklerini sanıp ortalıkta böyle rahat dolaşarak başkalarına laf yetiştirenlere hayret ediyorum hep. İçten olmaktan başka bir çare göremiyorum bu hayatta. En çok da edebiyatla mümkün bu.