“Dünyayı Bir Daha Görmeyeceğim”

Tacan Reynar

“Bizim aramızda makam, mevki derdiyle yanan siyasetçilerimiz kime ne zaman, hangi alışverişle ellerini uzattıklarına dikkat etmeliler. Türkiye’de sürmekte olan adalet anlayışından ve onu gölgesine alan siyasetten şu anda tek bir şey öğrenebiliriz: 
Adaletin kimin mülkünde olduğuna göre değiştiğini!”

1080,1081,1082...
Cumartesi, Pazar, Pazartesi,
Peki yarın?
1083.
Ahmet Altan bu yazının yayınlandığı gün itibariyle hapishanede 1082.gününü yaşıyor.
Yaşamıyor aslında.
Bakın “dünyayı bir daha görmeyeceğim” diyerek orasını dünya ötesi olarak yorumluyor.
Belki de dibi.
Her şeyin çürüdüğü bir diktatoryal rejimde kalemi nedeniyle, sadece muhalif olduğu için cezaevinde.
Devlet aygıtı böyledir, özellikle demokratikleşmemiş toplumlarda bir mengele gibi sıkar boğazınızı.
Konuşamazsınız, yazamazsınız, muhalif olamazsınız.
Koyun gibi sizi gütmek isteyen bir devlet zihniyetinde nefes almak bile güçleşir.
Ahmet Altan ne zaman çıkacak o dipten bilinmez. İnsafa kalmış. Kimin insafına?
İktidarın hakimlerinin. 
Türkiye dünyada en fazla gazeteciyi hapse atan ülke. 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’nde cezaevlerinde 191 gazeteci bulunuyordu.
Demir parmaklıklar ve kilitler altında. Ancak iktidar bu kadarla da yetinmiyor. Hâlen 167 gazeteci de yurtdışında oldukları için aranıyorlar, ülkelerinden uzaktalar. 34 yabancı gazeteci ise sınırdışı edildi. Sadece 2018 yılında mahkemeye çıkan ve çeşitli cezalara çarptırılan, hüküm giyen gazeteci sayısı 839 !
Bunlar “Stockholm Center of Freedom”un istatistikleri. Bu veriler diğer insan hakları örgütleri verileri ile de örtüşüyor. Vahametin boyutunu bir daha anlamak istersek en fazla tutuklunun TRT çalışanları olduğunu (35 kişi tutuklu) da eklemeliyiz.
Devletin çalışanları, devlete karşı işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle şimdi devletin cezaevlerinde.
Ne yaman demokrasi.
Cumhuriyet Gazetesi çalışanı 6 kişinin yaşadıklarını hatırlayalım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti şu anki Erdoğan iktidarının medyanın yüzde doksanını kontrol altında tuttuğunu söylüyor. Halk Survivor, O Ses Türkiye gibi programlarla uyutulurken, gerçek sesi ve yaşam mücadelesini “içerdekiler” veriyor.
Neresi içerisi, neresi dışarısı artık o da muamma. Koca bir hapishanenin küçük hücrelerine bölünmüş demokrasi.
Sadece gezeteciler değil elbet, o gazetelerin okurları da hapiste.
Geçtiğimiz yıl biten ve yaklaşık 2 yıl süren OHAL döneminde, 32 KHK ile 125 bin 800 kişi kamudan ihraç edildi, 446 bin kişi hakkında yasal işlem yapıldı.
Şimdi Türkiye’den bize adalet getireceğini sananlar dikkatle okusunlar:
TC Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, bu yılın (2019) başı itibariyle 3 bin 908 hakim ve savcının darbe girişimi ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle kamudan ihraç edildiklerini açıkladı. Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da görev yapan hakim-savcı sayısı 15 bin 304 idi. Şu anki hakim-savcı sayısı ise 20 bin 719. 
Bu sayılara bakıldığında Türkiye’de yargıda görev yapan hakim ve savcıların yaklaşık % 45’inin 3 yıldan daha az deneyime sahip olduklarını rahatlıkla görebiliyoruz. 


1039, 1040, 1041.
Pazar, pazartesi, salı.
Biliyoruz, Türkiye’de siyasetçiler de cezaevinde. HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş katıldığı Cumhurbaşkanlığı seçiminde 4 milyon oy almış olabilir ancak şu anda bir hücrede elinde kalemi yazıyor ve siz bu satırları okurken 1040. gününü geçiriyor.

İnsan hakları hukukçuları son olarak seçim kazanan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na 9 yıl 8 ay hapis cezası, Selahattin Demirtaş’a tek bir dosyadan 4 yıl 8 ay, insan hakları avukatı Selçuk Kozağaçlı’ya 11 yıl 3 ay hapis cezası veren Ağır Ceza Heyetinin başında “aynı hakimin” oturduğuna dikkat çekiyorlar. 
Tesadüf işte!

Tüm bu yaşananları şimdi Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’deki rejimle kol kola siyaset yapanlar doğru okumalı. Türkiye halklarının demokratik, çağdaş, laik bir yapıda yüzü medeniyete dönük adalet anlayışıyla yönetileceği günler elbet gelecek, gelmek zorunda.
Bizim aramızda makam, mevki derdiyle yanan siyasetçilerimiz kime ne zaman, hangi alışverişle ellerini uzattıklarına dikkat etmeliler. Türkiye’de sürmekte olan adalet anlayışından ve onu gölgesine alan siyasetten şu anda tek bir şey öğrenebiliriz: 
Adaletin kimin mülkünde olduğuna göre değiştiğini!

Adalet kimin mülkünde?
Düşünelim.
Bunu düşünürken Demirtaş’ın hapishanede yazdığı çok satan kitabı Devran’ı kimlere ithaf ettiğini de okuyalım:
“Şu ana kadar hayatlarının on yedi yılını hapishane, mahkeme kapılarında çocuklarının peşinde geçiren iki koca yürekli emekçiye:
Anama ve Babama minnetle…"

Adaletsizliğe uğramış, cezaevinde olan tüm mahkumların bir gün özgürlüğe kavuşmaları ve “dünyayı bir daha görebilmeleri” umuduyla.