Dünya Su Günü’nde yine ruhumuzu dinlendirdik!

Birol Karaman

Yerel gündemin büyük oranda Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan gelişmelere kilitlendiği bir dönemde, bir Dünya Su Günü’nü daha geride bıraktık.

Kurak geçen bir mevsimin ardından göletler kurumaya yüz tutmuş, yerel kaynaklar iyice tükenmişken ve tek alternatifimiz, geçtiğimiz yıl kopup, büyük bütçeler harcanarak tamir edilen bir boru iken!

***

2010 yılında Türkiye ile imzalanan su anlaşmasının altına imzayı İrsen Küçük atmıştı. Geride kalan on bir yılda su yönetimi adına biz hangi adımları attık Kıbrıslı Türkler olarak?

Türkiye suyu gelince yerel kaynaklardan çektiğimiz suyu da o fiyata eşitlemek ve içme suyunun tarımda da kullanılabilmesi için kendi ölçeğimiz çerçevesinde yapılan yatırımlara küçük bir yatırım daha eklemek dışında?

Su Yasasını mı geçirdik Cumhuriyet Meclisi’nden? Nisabı bile sağlayamayıp toplantıyı açamayan Meclis’ten bahsediyorum, evet!

Yerel kaynakların korunabilmesi için Kuyular Yasasında değişiklik mi yaptık örneğin?

Türkiye’den su geleceği dönemde oluşturulan yerli teknik kadroları devlete istihdam mı ettik yoksa? Büyük bir çoğunluğunun sözleşmesini feshetmeyip “bizim size devlet olarak çok ihtiyacımız var gençler” mi dedik?

Su İşleri Dairesi’nin kapasitesini hem insan kaynağı yönünden hem de teknik imkânlar yönünden güçlendirmeyi gündemimize aldık mı mesela? Oluşturduğumuz yol haritasına göre adımlarımızı mı attık?

Geçtiğimiz yıl kopan borunun bir daha kopmayacağının garantisi yokken üstelik! Bir daha böyle bir durumla karşı karşıya kalırsak diye her hangi bir kaynak çeşitlendirmesine mi gittik?

Bütün bunların cevabı ne yazık ki hayırdır!

Aradan geçen on bir yılda imzalanan protokollerdeki yükümlülüklerimizi dahi yerine getirmedik. Bırakın imzalanmış olan protokollerden doğan yükümlülüklerimizi, kendi canımız için atmamız gereken adımları dahi atmadık.

Peki, nedir bizim planımız geleceğe yönelik olarak?

Geçtiğimiz yıl salgın sebebiyle ülke nüfusu azalmış ve neredeyse hiç turistin olmadığı bir dönemde Eylül ayına kadar idare ettiğimiz gölet suyuyla, bu boru bir daha koparsa nasıl idare etmeyi planlıyoruz?

Birkaç belediye dışında bunu kendine dert edinen var mı gerçekten?

Turizmin başkenti Girne’de tüm umutlarını bu yaz kısmen de olsa gelmeye başlayacağını umduğu turistlere bağlayan Girnelilere cevabımız nedir bu konuda tam olarak?

Yıllarca tuzlu suya mahkûm olan Lefkoşalılara ne diyeceğiz? Ne diyoruz?

Dünden beridir hemen herkes suyun hayat olduğuyla ilgili beylik cümlelerini sarf edip, ruhunu dinlendirmişse, önümüzdeki on bir yılda suyla ilgili yönetim planımızın ne olduğunu da paylaşabilir mi bizimle artık?

Büyümesi beklenen nüfusun ve gelişmesi beklenen ekonominin ihtiyaç duyacağı temiz su kaynaklarını nasıl sağlayacağız insanımıza?

Deniz suyu arıtma tesisleri mi oluşturacağız? Yoksa atık suların yeniden kazandırılmasıyla ilgili bir projemiz mi var?

Tüm bunlara cevabı olmayan bir siyasetin varacağı nokta Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin karşısına geçmek ve talepte bulunmak olabilir ancak!

Bunun ötesinde kendi oluşturduğu projelere teknik destek isteyen, mali kapasitesine katkı sağlamayı planlayan bir yönetim bekleyemeyiz bu haldeyken…

Bir Dünya Su Günü’nü daha herkesin ruhunu dinlendirdiği görsellerle ve beylik laflarla tamamladık işte… Bir dahaki su gününe kadar herkese iyi istirahatler!