Dumlupınarda neler oluyor?

Zeki Kayalp

SON NOKTA

Futbolu yazıp yorumlamak için, ülkenin genel yapısına bakmak gerekir. Devletin yapısı sanal olunca,   pek tabi ki, kulübü, yöneticisi, futbolcusu, izleyeni, sahası hatta yazarları bile sanal olur. Zaten toplum olarak SANAL alemin KRALI değil miyiz?

Sanal alemlerin birinci maddesi, insanları UYUŞTURMAK. İkinci maddesi DEDİKODU. Üçüncü maddesi KISKANÇLIK. Dördüncü maddesi, RANT elde etmek. Beşinci maddesi de elde edilen rantı uzun vadede kendi LEHİNİZE çevirmektir.

Giriş sunumumdan sonra gelelim ana meselemize;
Eralp Şerifoğlu çok iyi tanıdığım bir kişiliktir. Sivisini uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Gittiği her takımda başarılı olmuş, futbol kamuoyunun taktirini kazanmış, reklama, kendini pazarlamaya asla izin vermeyen, entrikaların içinde olmayan, hiçbir kulübü kendi menfaatleri uğruna kullanmayan, basamak olarak görmeyen, fırsatçılığa izin vermeyen, dönem dönem çok konuşsa bile ahlaki duruşundan taviz vermeyen ve en önemlisi Dumlupınar’ın hayatında başka bir yeri olan (baba yadigarı) düzgün ve nitelikli bir karakterdir. 

Şimdi flimi biraz geriye saralım. Eralp Şerifoğlu’nun Dumlupınar’a antrenör olduğunu duyduğumda kendisini direk arayıp, şunları söylemiştim. “Eralpcığım; Harward Üniversitesi futbol bilim dalı mezunlarına üç hafta dayanabilirsen aşk olsun sana”(Eralp hocaya sorabilirsiniz).

Bu cümleyi neden kurmuştum? Çünkü görünen köy kılavuz istemez! Geçen sezonu bir hatırlayın lütfen. Arifoğlu diye bir antrenörü entrikalar sonucu kulüpten göndermişler. Arifoğlu kim? Civisi harikalar diyarı. Mağusa futbol piyasasına sunmadığı futbolcu neredeyse kalmadı. Altyapılarda doğru dürüst üç antrenör say dediğinizde, ille ki Arifoğlu’nu ilk ikinin içerisine yazarsınız. Yok, efendim Sertoğlu’na laf söylemiş. Yok, efendim kulübün menfaatlerine ters düşmüş diye futbol fabrikasının temel direğini kulüpten nazikçe kovdular.
Gürsel Kaçmaz kim? Dumlupınar için canını bile feda etmeye hazır kişi. Harward’ların olmadığı dönemde Dumlupınar’a yaptığı fedakarlıkları yazsam sayfalar doldururum. Gürsel Kaçmaz’a ne oldu? Kulüpten nazikçe kovuldu. Hatta bazıları utanmadan Dumlupınarlılığını bile tartıştı.

İzzet Kaçmaz kim? Dumlupınar’a yıllarca hizmet etmiş, Eralp Şerifoğlu ile çalışmış fakat kulübe nazikçe sokulmayan adam. Belli ki, (şirket!) birilerine yer açmak istemiş.

Son kurban Eralp Şerifoğlu. Entrikalar sonucu gidip kalmasını futbolcuların oyuna sunulan (kahkahalarla karşıladım), bu da yetmezmiş gibi yönetim tarafından oy çokluğu ile kulüpten nazikçe kovulmak istenen, Dumlupınar aşkı yüzünden Harward’lar  kovma nezaketini göstermeden, tazminat almadan ve kulübü zorlamadan istifa eden kişi. 

Diyelim ki, yukarıda saydığım tüm kovulan kurbanlar hatalı. Peki, son olarak Eralp Şerifoğlu ile birlikte yönetimden ayrılan yöneticilere ve basına verdikleri demeçlere ne demeli? Onlar da mı hatalı?
Ortada ciddi bir yanlış var. Yanlışı düzeltmek de başkanın işi. Ama Arifoğlu’nda, Kaçmazlarda ve son olarak Şerifoğlu’nda izlenen yöntemle sorunun çözülemeyeceği de bir gerçek.

Güzel bir atasözü var: Eşşeğe binip hava atan kişiler, ata bindiğinde akıllarını kaybeder. Şu anda Dumlupınar’daki ortam da atasözüne tam uygun. Akşam oynanan maçın sonucu, yeni kan değişikliği hiç de önemli değil. Bizdeki kan zaten bozuk. Her zaman değişikliğe ihtiyaç var. Önemli olan Dumlupınar ile anılan değerlerin birer birer yok edilip silinmesidir. Mesele bu kadar basittir.