Doğru insanlar olsaydı

Cenk Mutluyakalı

Ne zor beklemek!
Bir kayıp yakınının hislerine ortak olmak ne zor...

Hem bilmek aslında gerçeği…
Umudu yitirmek…
Hem de yine beklemek…
Çaresiz...

Toprak atmak isteği sevdiğinin üzerine, bir veda arzusu...

***
Filo Jet’in son teknik denetimi Türkiye’de yapılmış.
2 Haziran’da…
Taşucu’nda…
Türk Loydu tarafından…
Sertifikası da oradan.

Geminin sahibi Türkiye bağlantılı bir şirket.
Yitirdiğimiz insanların çoğu Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı…

Bu nedenle soruşturmanın bir ayağının Türkiye’de olması kaçınılmaz görünüyor.

Türk Loydu neyi denetledi?
Geminin yolcu taşımacılığına uygunluğu hangi teknik raporlarla onaylandı?
Bütün belgeler ortaya çıkmalı.
Sahi nerede bu şirketin sahipleri, söyleyecek hiç mi sözleri yok?

***
Kıbrıs açısından sorumlu makam Ulaştırma Bakanlığı.

Seyahat izni verilmiş, limandan çıkışı onaylanmış...

Sorumluluğu yalnızca Ulaştırma Bakanı’nın boynuna asmak da haksızlık olur.

Bir de “hükümet” var, güya!

Bu bir yönetim anlayışı aslında…
Bu bir "yönetimsizlik" gerçeği...
Statükoya çökme hali...

Bir gün daha geçti.
İstifa yok hâlâ!

Kaç gün kaldı seçime?

Hepi topu üç ay daha makam koltuğunda seyahat edecek en fazla…
Özel şoförü olacak.
Protokolü…
En fazla üç ay daha!

Belki “görülecek işleri” vardır hâlâ...

Bundan sonrası siyasi kariyer değil.
Haysiyet meselesi.

***
Bu noktaya da bir günde gelmedik.

Kamunun kurumsal kapasitesini yıllar içerisinde çökerttiler.

Üst kademe yöneticiliğinde bilgi yerine sadakati, deneyim yerine yandaşlığı, yetkinlik yerine itaati öne çıkarıp durdular.

Kurumların hafızasını boşalttılar.
Ciddiyet kayboldu.
Sonra hayatımızı bu kurumlara emanet ettik, bu insanlara...

Bir adam kurultayı kaybediyor…
Ama “başbakan” olabiliyor.

Bir milletvekili, “hiç gitmedim” dediği üniversiteden aldığı diplomayla bu ülkeye yasa yapıyor…

O hileli üniversiteyi bir başka "milli" vekil kuruyor!
Dokundurmayız" diyorlar...

Düşünsenize, şimdi kaptanın diploması tartışılıyor ya... Bunu "araştıracağız" diyenlerin, kendi çevreleri sabıkalı, diploma meselesinden...

Ulaştırma Bakanı çıkıyor, "Sorumlular varsa ben dahil gerekirse istifa ederim" diyor.
Gerekirse!

İnsan sormadan edemiyor: Ne zaman gerekir daha?

KKTC bayraklı gemileri ve limanlara gelen gemileri denetleyen bir kurul vardı. Gemilerin çalışma koşullarını ve güvenliğini değerlendiriyordu. Bu kurul üç, dört, belki beş yıldır çalıştırılmıyor. Emekli olanların yerine kimse atanmadı. Denetimsizlik olunca uygun olmayan gemilerin çalıştırılması da kolaylaşıyor.

Kaptan, bilirkişi Ulus Göker’in değerlendirmesi bu!

Bu bile yetmez mi gerekmesine...

***
İstifa” da üst siyasi kültür meselesi...
Öyle bir kasa domates ve karpuz değil...
Gelişmiş demokrasilerde olur...
Bir medeniyet göstergesidir yani...

Yoksa...
Silo çöker, gencecik bir işçi ölür, sorumlusu yoktur.
Bir bebek ölür, mamaya alkol karışır, sorumlusu yoktur.
Gemi batar, sorumlusu yoktur.

Siyasi sorumsuzlar ülkesinde “istifa” beklemek de nasıl bir aptallıktır gerçekten...

***
Tam bir "iradesizlik" hali...

Bu kirli, vasat, hileli ortaklığa "kol kanat" gerenler de belli...
Şimdi yan yana yuhalanıyorlar.
Belki de ilk kez toplumun öfkesi, kurdukları o koruma duvarını aşıyor.

Çok büyük bir acı bu…
Ölçüsüz…
Tarifsiz...
Düğüm düğüm boğazlarımız...

İnsan ne yazacağını, ne söyleyeceğini şaşırıyor.

Ama tam da şimdi hesap sormak gerekiyor.

Doğru insanlar olsaydı denizin iki yanında ülkeyi yöneten… Yoksulluk kader olmazdı denizin dibinde.

[ Bu yazı güncellendiğinde, Erhan Arıklı henüz "Ulaştırma Bakanı"ydı; Başbakan olarak anons edilen Ünal Üstel kendisini görevde aldı. Arıklı layığını bulmuş da... Üstel "kahraman" mı şimdi? ]