Doğal asimilasyon, bir toplumun veya grubun başka bir toplumla uzun süreli ve yoğun etkileşim sonucunda, zorlayıcı bir devlet politikası veya açık bir baskı olmaksızın, zaman içinde diğer toplumun dilini, kültürünü, yaşam biçimini ve kimlik unsurlarını benimsemesi sürecidir.
-*-*-
Birçok kaynağa veya uzmana göre şu da çok önemlidir ki; asimilasyonun “doğal” olması, sürecin her zaman tamamen özgür ve baskısız olduğu anlamına gelmez.
-*-*-
Örneğin ekonomik veya sosyal koşullar, bir topluluğu kendi dilini terk edip çoğunluğun dilini kullanmaya fiilen zorlayabilir.
-*-*-
Doğal asimilasyonun üç örneğini Kıbrıs Türk toplumu da fiilen yaşadı veya yaşıyor…
-*-*-
Birinci doğal asimilasyon, Kıbrıs’ın İngilizlere devri sonrasında, daha büyük ve ekonomik olarak daha baskın olan Rum toplumunun özellikle “dili”; Kıbrıslı Türklerin veya Kıbrıslı Müslümanların süreç içerisinde, herhangi bir zorlama da olmadan, “dil” nedeniyle, belki de “dinlerini” ve her şeylerini yitirmeleri anlamına gelebilecekti…
-*-*-
Önce İngiliz egemenler buna müsaade etmedi; sonraları Elen milliyetçiliğinin de verdiği gazla, toplum diline de kültürüne de sahip çıktı…
-*-*-
Aslında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; “Kıbrıslı Elenlerin Enosis hayali olmamış olsaydı, belki de şu anda bu yazı Elence yazılıyordu…”
-*-*-
İkinci doğal asimilasyon örneği, İngiltere’ye göç eden toplumumuzun yaşadığıdır…
-*-*-
Kıbrıs’tan İngiltere’ye yoğun göç, 1950’lerde başladı…
-*-*-
1959 – 1960’taki Kıbrıs cumhuriyeti kuruluş çalışmaları veya müzakereleri günlerinde, özellikle İngiliz Polisi veya Yardımcı Polisi olarak görev yapan yüzlerce kişi İngiltere’de yaşamayı daha “güvenli” hissetti!
-*-*-
Çünkü İngiliz onları EOKA’ya karşı kullanmıştı; hasımları çok olabilirdi!
-*-*-
1963 Aralık ayına kadar göç devam etti…
-*-*-
1963 – 1968 arasındaki toplumlararası çatışmalar ve gettolaşma sürecinde göç yavaşladı hatta tamamen durdu!
-*-*-
1968’de Rum ve Türk toplumları arasında Beyrut’ta başlayan müzakere süreci sonrası da önemli sayıda askerden terhis genç İngiltere’ye göç etti…
-*-*-
1974 sonrası da göç durmadı…
-*-*-
1980’lerin sonu ve 1990’ların tamamını kapsayan dönemde, “siyasi sığınma modası”na uyanlar bile oldu!
-*-*-
Özellikle 50, 60 ve 70’lerde İngiltere’ye göç eden toplumumuzun çocukları, torunları şu anda neredeyse beşinci – altıncı hatta yedinci nesildir…
-*-*-
Bu İngiltere’de ya da daha az sayıda Avustralya’da yaşam süren Kıbrıslı Türk kökenliler; geçmişte var olan Ada’ya ve Kıbrıslı kültüre olan bağlarını yavaş yavaş ve gayet doğal bir şekilde yitiriyor…
-*-*-
Başka toplumlarla evlilikler olabiliyor; önce dil, sonra alışkanlıklar ve haliyle kültür, “İngiltere”nin ilgili bölgesindeki kültürün içerisinde kayboluyor!
-*-*-
Ve Kıbrıs’ta kalan Kıbrıslı Türkler…
-*-*-
Ne ilginçtir; Kıbrıs’ta kalan Kıbrıslı Türkler, bu kez “Elen dominant kültür”ün değil ama “Türkiye kültürünün” etkisi veya doğal baskısı altındadır…
-*-*-
Özgaziantep, Özadana, Özhatay kültürü…
Kötülemek veya eleştirmek maksadıyla yazmıyorum…
-*-*-
Elbette karşılıklı bir asimilasyon söz konusu olabilirdi…
Nüfus dengesi korunabilseydi…
-*-*-
Ancak şu andaki nüfus dengesi; biraz abartarak anlatacak olursam, hayatında camiye bayramdan bayrama belki giden çoğunluk Kıbrıslı Türklerin; yakın bir gelecekte şeriata bile evet diyebilecek noktaya getirebilecek orandadır!
-*-*-
Ve ne ilginçtir; daha önce “Türk ve Müslüman” kimliklerini Enosis hayali kuran Rumlara inat korumayı başaran Kıbrıslı Türk toplumu; bu kez de “Kıbrıslılığı”; sık sık Güney Kıbrıs’a giderek “yaşamaya, yaşatmaya ve tamamen yitirmemeye” çalışmaktadır!
-*-*-
Şeftalinin şalgama yenilmesi hali!
Bu noktada bakalım!
-*-*-
Neyse!
-*-*-
Doğal asimilasyon, engellenebilir bir asimilasyon türü değildir…
-*-*-
Ve eğer Kıbrıs sorunu çözülmezse; kısa sayılan bir süre içerisinde, “Kıbrıslı” kalmayı başaran Kıbrıslı Türkler çok hızlı bir şekilde azalacak hatta “iki dominant kültürden birini tercihe” dahi zorlanabilecektir!
-*-*-
“Kıbrıslı Türk” olarak kalabilmek, imkansız hale gelebilecektir!
-*-*-
Bilmem anlatabildim mi?
-*-*-
Haaa, derdim, Kıbrıslı Türk milliyetçiliği yapmak, Türk veya Elen düşmanlığı yaratmak falan değildir!
-*-*-
Derdim, Kıbrıslı doğdum, Kıbrıslı gibi ölebilmektir…
Elektrik kesintilerine yeniden kavuştuk!
Yaşasın devletimiz!
Hooooop şraaaaak traaaak!
Özlemiştik!
Hava da mis!
44 dereceyi gördüm gölgede!
-*-*-
Perdon!
Neyi mi özlemiştik?
Elektrik kesintisini!
-*-*-
El- Sen Başkanı Ahmet Tuğcu açıkladı:
KKTC’nin kurulu gücü 610 MW… Toplam üretim 400 MV!
-*-*-
En yüksek tüketim oranımız yan ‘pik tüketim’ en az 450 MV!
Demek ki Tuğcu başkana göre üretim yetersizliğimiz en az 50 MV!
-*-*-
Kıb - Tek ne yapıyor?
Büyük büyük jeneratörleri olan otelleri kesiyor, üniversiteleri kesiyor, alışveriş merkezlerini kesiyor ki bizim alışveriş merkezimiz mi var?
-*-*-
Neyse!
Cezaevini kesiyor!
Ki buna insanlık denmez!
Mahkumlara kesmek hangi aklın - hangi Nazi’nin işi anlamış değilim!
-*-*-
Demek ki bunlara kesmek yetmemiş ki, dün, uzun zamandır hasret kaldığımız kesintiye, termometrelerin 44 derece santigratı gösterdiği anda kavuştuk!
-*-*-
Sessiz ve de sakin oturduk, elektriğin gelmesini bekliyoruz!
-*-*-
Bir Suudi Arap arkadaşım bir zamanlar bana aşırı sıcağa dayanabilme tekniği öğretmişti!
-*-*-
Diyordu ki, ‘hareketsiz bir gölgede oturacaksın; göz kapakların dahi oynamayacak, nefes alırken bile sessiz ve fazla zorlamadan alacaksın, sıcağı daha az hissedersin’!
-*-*-
Öyle yaptım!
Tek farkla!
İçimden, bayağı küfrettim!
Kime mi?
Sahte devletin ve sahte devleti destekleyen devletin tüm yöneticilerine!
-*-*-
Kıbrıslı da der; ‘Brüyo KKTC’!
-*-*-
Ne desin ki başka?
Eşek sizi tepti diye mahkemeye mi verirsiniz?
Bana sövenlere ve tehdit edenlere bir baktım…
Aslında tehdit edenlere de küfredenlere de polisin bakması lazım ama belli ki polisimiz çok meşgul!
Haaa bir de kadro az kadro!
-*-*-
Neyse!
-*-*-
Bana küfreden ve sövenlerin yüzde 70 kadarı ‘trol’…
Öyle bir hesap yok!
Profillerine bakmaya çalıştım, ‘kapalı’ falan çıkıyor!
-*-*-
Söven ve tehdit edenlerin yüzde 25 kadarı sahte milliyetçi!
Ya asker kaçağı ya vergi kaçıran!
-*-*-
Ama en ilgimi çeken kesim, geriye kalan yüzde 5!
-*-*-
Mesela bir tane var içlerinde, hayatını kaçakçılıkla kazanıyor…
Çok da zengin olmuş!
Hayvan kaçakçılığı ile başladı, makinelere geçti, insanlarla devam ediyor!
-*-*-
Bir tane var; ölüm tehdidinde bulundu; bir yakını banka soyguncusu!
-*-*-
Bir başkası var, kara paradan tutuklandı, hapse girdi, yıllarca KKTC’de yakalanacak korkusuyla Güney’de yaşadı!
-*-*-
Bazı arkadaşlarım diyor ki; ‘neden polise şikayet etmiyorsun?’
Birincisi polisin bir şey yapabileceğine inanmıyorum!
Çünkü bu gibi konularda elleri kolları Anavatan’dan bağlanmıştır!
-*-*-
İkincisi benim işim okunmak, daha çok okutmak, daha çok izlenmekle alakalıdır ve reklamın iyisi kötüsü yoktur hatta sövüp tehdit yağdıranlara içtenlikle teşekkür ederim!
-*-*-
Umursamamamın bir diğer sebebi ise şudur: (Sokrates’ten alıntı)…
-*-*-
Biri size beğenmediğiniz bir elbise verse; siz de o elbiseyi kabul etmezseniz; elbise kimde kalır?
Verende kalır!
Ben de hakaretleri beğenmedim, yapanlarda kalsın!
-*-*-
Haaa tehdit edenler mi?
Neden mi dava açmıyorum?
-*-*-
Bir eşek beni tekmelerse - teperse, polise ya da mahkemeye gidecek halim yoktur herhalde!
Eşek eşektir sonuçta!