Dimitris Mitropanos…
Ve Roza…
-*-*-
Dimitris Mitropanos (1948 – 2012) Yunan müziğinin efsane seslerinden biridir…
Neşe Yaşın’ın sözlerini, Marios Tokas’ın da müziğini yaptığı “Benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından”ı da seslendirmiştir…
Hastasıyım!
-*-*-
Enfes bir ses!
Toprağı bol olsun; çok erken yaşamını yitirdi…
-*-*-
Mitropanos’un seslendirdiği Roza adlı şarkı da favorilerim arasındadır…
Hatta belki de en çok dinlediğim şarkılardan biridir…
-*-*-
Sözlerini hiç anlamasanız, hiç bilmeseniz bile, öylesine bir duygu yükü vardır ki; her dinlediğinizde ağlayabilirsiniz…
-*-*-
Roza’ya, “kaybedilmiş – yitirilmiş – bitmiş bir aşk” olarak, yani bir erkeğin, bir kadını kaybetmiş olması halidir… Ama aynı zamanda “siyasi” anlam yüklemek de mümkündür…
-*-*-
Roza’nın sözlerini Alkis Alkaeos, bestesini ise Thanos Mikroutsikos yapmıştır…
-*-*-
Çeşitli kaynaklardan elde ettiğim bilgilere göre, “Roza”, bir kadına yazılmış görüntüsündedir…
-*-*-
Ancak, çok sayıda yorumcuya göre buradaki kadının yitirilmesi aslında “Kaybedilen idealleri, yitirilen gençlikteki devrimci ruhu ve hayal kırıklıklarını” anlatır…
-*-*-
Ayrıca “toplumsal mücadelenin yitirildiği” mesajını verir…
-*-*-
Roza bir aşk figürüdür ama aynı zamanda umut sembolüdür ve ne yazık ki yitirilmiştir…
-*-*-
Yunanistan’daki sol hareketler, bunların direnişlerinin umutsuzluğu ve zamanla yitirilen inançları anlatan bir şarkı…
-*-*-
Bize çok uyuyor anlayacağınız!
Biz de direnişi unuttuk, umutsuzuz ve neredeyse tüm inançlarımızı yitirdik!
-*-*-
Geçmişte inandığımız ne varsa, yıkıldı!
Yalınız kaldık!
-*-*-
Ama hala o eski duygularla nostaljimizi yaşıyoruz!
Roza gitti ama biz hala Roza’ya aşığız!
Umut olmasa da!
-*-*-
Yani sadece bir aşk şarkısı değildir; aynı zamanda hayatın, mücadelenin ve değişimin yarattığı içsel yorgunluğu anlatır bu muhteşem eser.
-*-*-
“Roza, beni terk ettin…” diyor Mitropanos!
-*-*-
Ama öyle güzel söylüyor ki, sözleri anlamasanız bile - ki ben yıllarca hiç anlamadan dinledim - müzik o kadar nostaljik ve o kadar duygusal ki; hiç içmeseniz, alkolden nefret etseniz bile, oturup içmek kaçınılmaz olur!
Yebbbaaaa diye bağırasınız gelir içerken!
-*-*-
“Karanlık sokaklar / yalnız yürüyüş”…
Şarkı sözleri arasında bunlar da anlatılır…
Toplum yok olmuş; toplumsal yabancılaşma had safhada!
Verilen mesaj budur!
-*-*-
Mitropanos, Roza’ya seslenir…
Ama cevap yoktur!
-*-*-
Yani geçmiş, geri gelmeyecektir, idealler bitmiştir, yine de umut yitirilmemiştir…
-*-*-
Umarım, yitirilmemiştir!
Roza, geri gelir!
-*-*-
Not: Youtube veya diğer sosyal medya kanallarından, Roza – Mitropanos yazıp dinleyin…
Bu arada hazır Roza’yı dinlemişken, bir de Mitropanos’un ağzından "I Diki Mou I Patrida" (Η δική μου η πατρίδα) adlı şarkıyı da dinleyiverin… Neşe Yaşın ve Marios Tokas’ın şarkısı canım… Hani diyor ya, “benim yordum ikiye bölünmüş ortasından, hangi yarısını sevmeli insan?”
-*-*-
Hafta sonunuz keyifli geçsin…
Şarkılar biraz melankolik ama olsun, keyif veriyor…
Amerika ile oyun oynamak!
İnternet hatırlattı…
1988’de Irak savaş uçakları Kürt kasabası Halepçe’ye bomba yağdırdı…
Bu bombalar patlayan cinsten değildi!
Gaz bombasıydı!
Sarı renkli gaz sokaklara yayıldı.
Kısa sürede beş bin insan öldü.
Bu kimyasal gaz, Amerika tarafından Saddam Hüseyin’e satılmıştı.
-*-*-
Irak, 1980’de İran’a saldırmıştı!
Silaha ihtiyaçları vardı…
Amerika o silahları sağladı.
-*-*-
Ama tam o sıralarda İran’da Şah devrilmiş, Amerikalılar rehin alınmıştı.
Saddam, 1980’de, Amerika’nın düşmanı İran’la savaşmaktaydı!
Saddam, Amerika’nın dostuydu…
-*-*-
1983’te Ronald Regan, Donald Rumsfeld adlı diplomatını Saddam’a gönderdi.
Saddam ve Rumsfeld çok sıcak bir şekilde el sıkıştılar.
Kameralara gülümsediler…
-*-*-
Bu el sıkışma sonrası Saddam’a, Amerika’dan daha fazla kimyasal satıldı.
Tüm kimyasallar Amerikan üretimiydi.
-*-*-
1988’de işte Halepçe’de kullanılan kimyasallar bunlardı…
Amerika sesini çıkarmamıştı!
-*-*-
1990’da bu kez Irak, Kuveyt’i işgal etti!
-*-*-
Ansızın, bu kimyasal silahlar, Amerika için “tehlikeli deliller” oluverdi!
-*-*-
Ve 2003’te George Bush, Irak’ı işgal etti!
-*-*-
“Saddam’ın kitle imha silahları var” dendi ama bir tek kitle imha silahı bulunamadı.
-*-*-
Sadece Saddam saklıydı, O’nu buldular!
Kürtleri kimyasal gazla öldürdüğü için suçladılar…
30 Aralık 2006’da Saddam’ı idam ettiler…
-*-*-
Mahkemedeki deliller mi?
Amerika’nın gönderdiği kimyasalların belgeleriydi!
-*-*-
Belgeleri kim mi sunmuştu?
Kimyasalları Saddam’a pazarlayan Donald Rumsfeld!
Rumsfeld, Saddam asılırken Amerikan Savunma Bakanıydı…
-*-*-
Amerika, Afganistan’da Taliban’ı kurdu…
Destekledi…
Rusya’ya karşı savaştırdı…
Sonra kendisi savaştı…
Hatta döndü – kendi üretimi olan Taliban lideri Osama bin Ladin’i, yattığı yatakta öldürdü!
-*-*-
Örnekleri çoktur…
Amerika, illa ki bir yerlerde olmak zorunda değildir…
Bazen İngiltere, bazen İsrail, hatta bazen Türkiye – Yunanistan da işine yaramaktadır!
-*-*-
Mesela Kıbrıs’ta 1955’de EOKA ile başlayan, 1957 – 58’de TMT ile devam eden milliyetçi örgütlenmeler de Amerikan – İngiliz – Türkiye – Yunanistan ve NATO – Gladio kökenli – temellidir…
Ve esas hedef, “Sovyetler Ada’ya yanaşmasın, üsler hep korunsun”dur…
-*-*-
Biz Kıbrıslılar ne için mi öldük ve öldürüldük?
Toplumsal varlığımızı korumak; Elenizim ve Türkçülük için mi?
Şaka bile değiliz!
-*-*-
Şu anda da sadece kullanılıyoruz!
Ve kullanılırken, hala taktik aynıdır; milliyetçi duygularla oynuyorlar!
Elenizim – Türkçülük’le kandırıyorlar, yemliyorlar ve biz de sazan gibi oltaya takılıyoruz!
(Dimitris Mitropanos… 1948 – 2012… Yunan Müziğinin büyük bir efsanesi…)