Diktatörler gitsin ama!

Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor.

Bunun adını, ister ‘kurallara dayalı dünya düzeninin yok olması’ koyun ya da isterseniz olanları bir büyük savaşın habercisi olarak niteleyin, farketmez.

Uzlaşmazlıklara, kurallara dayalı bir çözüm bulunamayınca ne olacak?

Bu uzlaşmazlıklar dünya düzeninin sarsılıp yeniden şekillenmesine doğru mu evrilecek yoksa kapsamı düpedüz genişleyen bir şavaş kaçınılmaz mı olacak?

Nazizmin yenilmesinden bu yana belki de egemen devletlerin iç düzeni yaygın dış müdahaleyle bu denli yüzyüze kalmamıştı!

Nazi rejiminin devrilmesi için neredeyse tüm dünya birleşmişti.

Hem de tüm büyük çelişkilerine rağmen.

Onları birleştiren neydi?

Ulusal çıkar mı, insan hakları mı, sınıf çıkarları mı, barış arayışı mı, egemen güç olma ihtirasları mı?

Belki de, birbirleriyle olan tüm çelişkilerine rağmen, bunları hepsi önemliydi.

Nazi rejiminde, içeride katliama uğrayan Yahudiler de, rejimin yok etmeye koyulduğu solcular ve liberaller de dışarıdan gelecek bir müdahaleden başka bir çıkar yol görmüyorlardı.

Devletlerin iç-işlerine pervasızca karışmak günümüzde kabul edilebilir bir durum değildir.

Peki halkına zülmeden bir rejime ne yapılmalı?

Bunun yanıtını biz değil, o halk vermelidir!

Venezuela lideri ABD Güvenlik güçleri tarafından ülkeden kaçırılınca buna içeride hem sevinenler hem de tepki gösterenler oldu.

Bu tür bir bölünme sorunun devam edeceğini gösteriyor.

Dış müdahale gerekli ve meşru mudur?

Gazze’de devam eden savaşa bakalım.

Sivillere karşı girişilen insanlık suçları karşısında uluslararası toplumun müdahale etmesi en yaygın olan beklentiydi. Ama bu insanlık suçunu durduracak bir aday bulunamadı.

Bunun için ortaya çıkanların bir kısmının ise ‘Hamas’ın sivilleri öldürmesi meşrudur’ demesi sorunu daha da ağırlaştırdı.

Aynen ABD başkanının ‘Venezuela diktatörünü ele geçirdik’ dedikten sonra, ‘bu ülkenin petrolünü kontrol edeceğiz’ demesi gibi.

İran örneği de benzer bir İçeriğe sahip.

İran'a yapılacak muhtemel bir askeri müdahaleye karşı ‘sakın böyle bir şey yapmayın’ diyenler İran’ın dokunulmaz egemenliğinden dem vuruyor.

Peki ya İran rejiminin güvenlik güçlerinin kurşunları ile devrilenler ve onların yakınlarının beklentileri nedir?

Bizi bırakın, bu şekilde ölelim demedikleri kesindir!

Peki, susturulan ya da sorgusuz-sualsiz yok edilen muhalif kişilerin dramı ne olacak?

Bu bedeli kim nasıl ödeyecek?

Suriye’nin kuzeyinde de benzeri bir durum yaşanmış ve halen yaşanmaktadır.

O bölgenin halkı insanlık suçu işlemiş bir grubun sivil kıyafetler giyerek oluşturmaya çalıştığı yeni otoriter bir rejime karşı uluslararası dayanışma şağrısı yapıyor.

Eğer yönetenler otoriterce yönetiyorlarsa halkın buna tepki duyması ve hatta dış müdahale talep etmesi oldukça beklenmesi gereken bir durumdur.

Temel insan haklarını askıya alan, kendine alternatif tanımayan, muhalefeti yok ederek demokratik değerleri ayaklar altına alan, insan onurunu hiçe sayan rejimleri ne yapacaksınız?

Hangi siyasi ya da ahlaki ilkeye dayanarak bu tür rejimler ayakta kalsın denebilir?

Bu tür rejimlerin tüm barışçıl değişim yollarını ortadan kaldırdıkları apaçıktır.

Ama müdahalenin de kuralsız ve pervasızca yapılmaması gerekir.

Nazi rejimi devrildikten sonra Almanya’ya bir anayasa dayatıldı, ordusu dağıtıldı.

Nazi suçlarının ekonomik, siyasi ve askeri bedeli Almanya’ya ödetildi.

Ama, Almanya’nın zenginlikleri yine Almanya’nın olmaya devam etti.

Yani, diktatörler gitsin ama, o ülkenin zenginlikleri de o ülke halkının olsun!