Devlet, yurttaşını yaşatabildiği kadar devlettir

Serkan Soyalan

Lefkoşa’nın Taşkınköy bölgesinde faaliyet gösteren Metropol Süpermarket’te, önceki gün yaşanan vahşet, tüyleri diken diken ederken, bu ülkedeki birçok zafiyeti de acı bir şekilde yüzümüze çarpttı.

Bir süpermarket...

İnsanların ekmek almaya, süt almaya, çocuklarının elinden tutup alışveriş yapmaya gittiği bir market...

Ve gün ortasında, onlarca insanın gözleri önünde bir kadın gözü dönmüş bir cani tarafından hunharca bıçaklandı. Ardından saldırgan aynı bıçakla kendine zarar verdi.

Konu ile ilgili polis soruşturması sürüyor...

Fakat bu olay yalnızca bir adli vaka değildir.

Bu olay, Kıbrıs'ın kuzeyinin içine sürüklendiği güvenlik ve şiddet krizinin en ağır görsellerinden biridir.

Çünkü artık hiçbirimiz güvende değiliz.

Evimizde güvende değiliz...

Sokakta değiliz...

İş yerinde değiliz...

Kafede değiliz...

Ve artık markette bile değiliz...

Bu ülkede insanlar alışveriş yaparken öldürülmeye çalışılıyorsa, ortada yalnızca bireysel bir suç değil, devletin yerine getirmediği görevler de vardır.

***

Son dönemde gazetelerde ve haber sitelerinde yayımlanan haberlere bir bakın.

Kadına şiddet haberleri...

Tehditler...

Taciz...

Darplar...

Cinayet girişimleri...

Silahlar...

Bıçaklar...

Hepsi de aynı cümle ile sona eriyor: “Soruşturma sürüyor.”

Oysa işlenen suç eyleme dönüşmeden önce yapılması gerekenler var.  Burada bir devlet olduğumuzu iddia edenler var ya, onların yapması gerekenler var.

En basitinden koruyucu politikalar geliştirilmeli, giriş çıkışlar etkin bir şekilde denetlenmeli, etkili psikolojik destek programları geliştirilmeli ve toplumun her kesimine yayılmalı, şiddet önleyici eğitimler müfredatlara dahil edilmeli, hızlı çalışan bir hukuk sistemi kurulmalı, risk altındaki kişileri gerçekten koruyabilecek bir sistem oluşturulmalı...

Bizde bunların hangisi yeterince var?

Üzülerek söylüyorum ki, hiçbiri!

***

Kadına yönelik şiddet tesadüf değildir.

Bir günde ortaya çıkmaz.

Beslenir...

Büyür...

Normalleştirilir.

Bir gün hakaret olur.

Ertesi gün tehdit...

Sonunda şiddet...

İşte bu yüzden kadın örgütlerinin "Devletin ertelenemez sorumluluğu vardır" çağrısı yalnızca bir slogan değildir; yaşanmış acıların içinden yükselen bir çığlıktır. Aynı şekilde "Şiddetin sıradanlaşmasına izin vermeyeceğiz" sözü de hepimizin ortak sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

***

Bizi yönettiğini zanneden hükümet, çok uzun bir zamandır ülkenin gerçek gündeminden uzaklaşmış durumda.

Ekonomik kriz...

Sağlıkta çöküş...

Eğitimde plansızlık...

Sosyal hizmetlerde yetersizlik...

Ruh sağlığı alanında kronik ihmaller...

Kadın sığınma mekanizmalarının eksiklikleri...

Bütün bunlar konuşulurken hükümet, günü kurtaran açıklamalarla yetinmeyi tercih ediyor.

Oysa, kurdele kesmekle devlet olmaz.

Devlet, yurttaşını yaşatabildiği kadar devlettir.

Bir kadının can güvenliğini sağlayamayan, insanların gündelik yaşam alanlarında kendilerini güvende hissetmesini sağlayamayan yönetimler, güvenlik konusunda sınıfta kalmıştır.

***

Bu ülkenin artık sadece polisiye tedbirlere değil, güçlü sosyal politikalara ihtiyacı vardır.

Özelde kadına genelde de topluma yönelik şiddeti önleyen kapsamlı yasal uygulamalara ihtiyacı vardır.

Psikolojik destek sistemlerine ihtiyacı vardır.

Gençleri öfkeye teslim etmeyen eğitim politikalarına ihtiyacı vardır.

Hızlı çalışan bir adalet mekanizmasına ihtiyacı vardır.

Ve en önemlisi, insan hayatını siyasi hesapların önüne koyan bir yönetime ihtiyacı vardır.