Devlet Mafyalaşırsa…

Aysu Basri Akter


Son zamanlarda, gündem cinayet ve mahkeme haberlerinden ibaret oldu.
Ardı ardına işlenen ve faillerinin bulunacağı şaibeli suçlar birden bire gündemimize oturdu.
Kurşunlama ve cinayet başta olmak üzere, son zamanlarda artış gösteren bu olayların ardındaki bir neden de şüphesiz, karanlık işler ve bu işlerin gelişmesine izin veren ortam.
Eğer ortada bir devlet yoksa ama varmış gibi davranılıyor ve devlet olmanın hemen hiçbir gereği yerine getirilmiyorsa, doğanın boşluk tanımadığı gibi, boş kalan otoriteler de bir şekilde dolduruluyor.
Son yıllarda ülkede yükselen bir mafyalaşmanın olduğu, tefeciliğin arttığı sıkça dile getiriliyor. Bir söylemin ötesinde, gündelik hayat içinde son derece acı reçetelerini de birlikte yaşıyoruz.
Üstelik belki de kişi başına bu kadar çok polis ve güvenlik gücü düştüğü bir yerde yaşıyoruz, bunları.
Son zamanlarda yasa dışılıktan, usulsüzlükten gelişen ayrı bir mafyalaşma da devlet yönetiminde yaşanıyor, ne yazık ki…
YENİDÜZEN’in dün ucuz iş gücü pazarıyla ilgili haberi dikkat çekiciydi.
Aslında bir süredir hayatımızın merkezine yerleşen bu uygulama bireysel taleplerin ötesinde, bizzat Çalışma Bakanlığı’nın bilgisi ve izniyle, şirketleşme sürecine girmiş görünüyor.
Her geçen gün de yaygınlaşıyor.
Bunun Çalışma Bakanlığı’nın bilgisi dışında yapıldığını söylemek ne yazık ki zor.
Öncelikle bu kadar yaygın bir uygulamadan bakanlığın haberdar olmadığını düşünmek naiflik...
Zaten çalışma izni başvurusu yapılırken, talep edilen ülkelerden bu kadar zahmetle neden adaya işçi getirilmek istendiği, son derece açık.
Filipinlerden, Vietnam’dan, Nepal’den ve benzer üçüncü ülkelerden gelen bu işçilerin yerine çalışabilecek aslında ülkede yeterli işçi var.
Sadece en az iki katı fiyatına!
Ama kendi ülkelerinde burada aldıkları ortalama 500 doların çok altında kazanan bu insanlar için de Kıbrıs önemli bir alternatif oluşturuyor. Genellikle yemek ve kalacak yer parası ödemeyen işçiler, böylelikle aldıkları maaşın çok önemli bir bölümünü, geride bıraktıkları ailelerine, çocuklarına gönderebiliyorlar.
Mesela, aynı statüde çalışan temizlik işçilerinden meclisteki milletvekillerinin evlerinde de varsa şaşırmamak gerekiyor. Çünkü işveren, aslında kendine göre yasa dışı bir iş yapmıyor. İzin başvurusunda bulunuyor, kendisinden beklenen masrafları karşılıyor ve yatırımları da söylenen yasal miktar üzerinden yapıyor.
Ama Çalışma Bakanlığı bu yatırımların ne kadar gerçek rakamlar üzerinden yapıldığını, dahası yapılıp yapılmadığını zaten normal şartlarda da kontrol etmiyor.
Örneğin Sosyal Sigortaların temel görevi olduğu halde, YDU başta olmak üzere üniversiteler dahil birçok özel sektörde yatırımlar yapılmazken, bunlar karşısında, adına devlet denilen otorite, sessiz ve etkisiz.
O yüzden ne ülkedeki yerel işgücünün, ne de farklı ülkelerden gelenlerin haklarını koruyabiliyoruz.
Bu da gericiliğe dair bir başka gösterge...
Mafyalaşma sadece silah çekerek, adam öldürerek olmuyor. Devletin varlığını göstermediği yerlerde de “devletim” diyerek pekala mafyalaşabiliyor sistemler.
Yasa dışılığa usulsüzlüğe bizzat izin vererek, bizzat yol açarak!