DEVLET ELİYLE SUÇ İŞLENİYOR

Sami Özuslu

Tam bir yıldır evladını, torununu, sevdiklerini göremeyen, onlara sarılamayan yaşlılarımız var.

Bir senedir sokağa çıkmayan, kahve içmek için komşuya bile gitmeyen, sürekli kaygı içinde yaşayan hastalarımız var.

12 aydır gecesini gündüzüne katarak hastalığın yayılmasını engellemeye, hasta olanlara şifa vermeye çalışan sağlık emekçilerimiz var.

Bulaşıcı hastalıklar mevzuatı ve de merkezi idarenin almış olduğu kararları yerine getirdiği için aylardır tek kuruş geliri olmayan, dükkanını açamayan, kira ve elektriğini dahi ödeyemeyecek duruma gelmiş, bir kuru ekmeğe muhtaç insanlarımız var.

Pandemi sürecinde gerek ilkokuldan, gerek liseden, gerekse üniversiteden mezun olma aşamasına gelmiş, ama emeklerinin karşılığı olan diplomasını alamamış, tören yapılamadığı için o gururu yaşamaktan ve ailesine yaşatmaktan mahrum bırakılmış çocuklarımız, gençlerimiz var.

Bir seneyi aşkın bir süredir nişan olmayı, nikahlanmayı, evlenmeyi bekleyen ama beyaz gelinliğini giyemeyen genç kızlarımız, damat olacağı günü iple çeken delikanlılarımız ve de çocuklarının muradını görmeyi iple çeken analarımız babalarımız, nenelerimiz dedelerimiz var.

Sevdiklerini kaybetmenin yanı sıra cenazelerine gidememiş, gittiyse bile tabutuna sarılıp vedalaşamamış, mezarına bir kürek toprak atamamış acılı yüreklerimiz var.

Virüs hayatımızı ciddi bir şekilde engellemeye devam ediyor ve insanımız da kurallar gereği birçok mahrumiyet ve mağduriyet yaşıyor.

Sürekli ‘sabır’ çekerek…

**

Gelgelelim Corona kaynaklı kısıtlamaların yarattığı bu ve benzeri bir yığın sıkıntı orta yerde durur ve insanlarımız ‘ya sabır’ çekmeye devam ederken, birileri harıl harıl 400 kişilik bir etkinliğin hazırlıklarını yapıyor.

Hem de kamuya ait bir mekanda…

Üstelik hükümet her türlü salon etkinliği yasağını en son Cuma günkü kararlarında da tekrarlamışken…

Bir başka deyişle hükümet yurttaşına her türlü yasağı getiriyorken, kendisi virüsün yayılmasını patlatabilecek kadar riskli bir organizasyona göz yumuyor.

Hatta göz bile yummuyor. Hükümet ‘ölü taklidi’ yapmayı tercih ediyor.

Mağusa Belediyesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) tarafından ortaklaşa yönetilen Rauf Denktaş Kültür ve Kongre Merkezi’nde (KÜKOM) hummalı bir hazırlık yapılıyor.

Sokağa çıkma yasağının sürdüğü günlerde bile özel izinle sürekli çekim yapan TRT dizisinin gösterime gireceği 1 Nisan Perşembe akşamı için KÜKOM’da özel sektörden kiralanan ses sistemi ile LED ekranı kurma çalışmaları bugünden itibaren hız kazanacak. DAÜ’ye bağlı personel rotasyondan çıkarılarak full time işe çağrıldı.

1 Nisan akşamı için bir restoran zincirinden 400 kişilik resepsiyon için de anlaşmaya varıldı. KÜKOM’un girişinde kokteyl verilecek ve sonra da 800 kapasiteli salonda davetlilerle beraber dizinin ilk bölümü izlenecek.

Son ziyaretinde film setini ziyaret eden TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bazı bakanlar ve TRT Genel Müdürü’nün de dahil olduğu hatırı sayılır bir heyetin de gala için adaya geleceği söyleniyor.

KKTC’den de üst düzey protokolün galaya davet edilmesi bekleniyor.

**

Peki ama böylesine kalabalık bir etkinlik yapılır, Cumhurbaşkanı’ndan Başbakanı’na ve bakanlarına kadar üst düzey yönetim kadrosu da orada hazır bulunursa, bundan sonra bu ülkede sıradan vatandaşın pandemi kurallarına uyması hangi yüzle istenebilecek?

Bizzat devletin eliyle, devletin yasakları çatır çatır çiğnenecek, ülke ve kent yöneticileri buna ‘dur’ demek yerine her türlü desteği verecek ve sonra da devlet ilk fırsatta sokağa çıktılar ya da bir araya geldiler diye sıradan insanlara ceza kesecek…

Böyle bir yönetim olabilir mi?

Açık ve seçiktir ki bu galanın yapılması bir suçtur ve gerek izin verenler, gerek engel olmayanlar, gerekse suskun kalıp göz yuman yetkili makamlar suça ortaklık edecektir.

Ankara’dan gelen her ‘rica’yı ‘emir’ telakki edenlerin geldiği nokta budur.

Hukukun üstünlüğü prensibi bir yana, bu yapılan sağlıkçılarımızın emeğine, yaşlılarımızın ve hastalarımızın sabırlı tavrına, ekmek parasından olan emekçilerimize ve toplumun tamamına haksızlıktır, saygısızlıktır, insafsızlıktır.

Demokratik değerlerimizi ayaklar altına alan biat anlayışının bu seferki hedefi doğrudan halkın sağlığı, yani canımızdır.

Lakin halk sağlığını tehlikeye atmak kimsenin hakkı da değildir, haddine de değildir!