30 Ağustos Pazar günü meydana gelen deniz faciası, KKTC ve Türkiye’ de yürekleri sarstı. FİLO JET’ e ait gemi, Girne’den Taşucu’na hareket ettikten kısa süre sonra su almaya başladı ve battı.
Gemide 259 yolcu ve 8 mürettebat olmak üzere toplam 267 kişi bulunuyordu; Son bilgilere göre, 8 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi ise hâlâ kayıp. Arama , kurtarma çalışmaları devam ediyor.
Soruşturma açısından çok ciddi sorular var. Gemi kaptanı ve mürettebat, dalgaların geminin ön bölümüne zarar verdiğini savunurken; kazadan kurtulan bazı kişiler ise, su alma konusunda yapılan uyarıların dikkate alınmadığını ve can yeleklerine erişimde sorun yaşandığını ileri sürüyor. Peki, dalgalar sorun yaratacaksa, niye sefere çıkıldı diye, pek çok kişi de haklı olarak soruyor.
Neticede, bu gemi battı. Ama esas mesele, Sekiz kişi öldü. 20 kişi halen kayıp ve onlarca aile perişan oldu.Kamuoyunun merak ettiği husus şu; Facia, gerçekten önlenebilir miydi?
Deniz kazları bazen doğa olayları neticesinde olabilir.Ama, gerekli tedbirlerin önceden alınmamasından dolayı da, dünyada çok kazalar yaşanmıştır.
Bu çerçevede, Türkiye’ den gelen Teknik ekibin, kazayla ilgili araştırma ve incelemelerde bulunacağı ve FiloJet hakkında kapsamlı bir teknik rapor hazırlayıp, KKTC makamlarına sunacağı açıklandı.
Bu kazayı “kötü hava şartları” veya’’ bir cisim çarptı’’diyerek açıklamak, bu ülkenin vicdanına yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olur.
Bu facia ile ilgili, cevap bekleyen çok ciddi sorular var.Bunların bazıları şunlardır.
Deniz koşulları nasıldı? Geminin sefer yapmasına kim, hangi verilere dayanarak karar verdi? Geminin teknik özellikleri dikkate alındı mı? Su alma ihbarları zamanında değerlendirildi mi? Yolcuların can yeleklerine ulaşması neden bu kadar tartışmalı hale geldi?
Daha önce, hava şartları nedeniyle ertelenen bir seferin, ertesi gün yeniden başlatılması kararında kim, hangi veriye dayanarak “denize çıkılabilir” dedi?
Soruşturmanın cevaplaması gereken konulardan biri de, geminin ön bölümünde meydana gelen yapısal hasarın yalnızca dalgaların doğal sonucu olup olmadığıdır. Geminin gövdesinin durumu, önceki onarımları, varsa metal yorgunluğu ve teknik geçmişi ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Zira, gemi kısa süre önce denetimlerden geçmiş olsa bile, denetlenmiş olmak ile her koşulda güvenli olmak, aynı şey değildir.
Bir diğer kritik konu da, gemiden tahliye işlemidir. Kurtulanların anlattıkları eğer doğruysa, bazı yolcular, geminin su aldığına dair uyarıda bulunmuş, ancak geminin bir süre daha seyretmeye devam ettiği iddia edilmiştir.
Bazı yolcular da can yeleklerine ulaşmakta güçlük yaşadıklarını anlatmaktadır. Bu iddialar, soruşturma sırasında, mutlaka kamera kayıtları, mürettebat ifadeleri, yolcu beyanları ile karşılaştırılmalıdır. İnsanların gemiden zamanında ve güvenli biçimde çıkamaması da çok büyük bir soru işaretidir.Bu soru işareti, facianın en önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Elbette ki, kimseyi şimdiden suçlu ilan etmek doğru değildir. Ancak, bu soruların cevaplarını tüm kamuoyu bilmek zorundadır. Zira, bu tür kazalarının arkasında, birbiri ardına gelen küçük ihmaller olabilir.Uyarılar dikkate alınmaz, riskler küçümsenir, denetimler yeterince yapılmaz ve sonunda bedelini insanlar öder.
Bu bağlamda, kaptanın, şirketin, liman yönetiminin ve denetim mekanizmalarının sorumlulukları araştırılmalıdır. Eğer hata varsa, ihmal varsa, sistemde açık varsa ve en can alıcı nokta olan, bu geminin sefere çıkması doğru değilse, bunların sorumluları mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.Kötü hava koşulları bir doğa olayıdır ama, tedbir almamak, ihmal etmek ise çok önemli bir suçtur.
Soruşturma kapsamında, kaptan, mürettebat, şirket yetkilileri ve liman görevlilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme de teknik verilerin, belgelerin ve tanık ifadelerinin toplanmasına karar verdi.
Öte yandan, Kıbrıs Türk Barolar Birliği de, Girne açıklarında meydana gelen deniz faciasına ilişkin soruşturmanın yalnızca gemi şirketi, kaptan ve mürettebatla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirterek, ilgili kamu kurumlarının izin, denetim ve gözetim görevlerini yerine getirip getirmediğinin de bağımsız şekilde araştırılmasını talep etti.
Geminin sefere çıkmasına hangi makamların, hangi denetimler sonucunda izin verdiğinin araştırılması gerektiğini belirten Barolar Birliği, gerekli teknik ve idari denetimlerin yapılıp yapılmadığının, denize elverişlilik ve güvenlik şartlarının sağlanıp sağlanmadığının ve ilgili kamu kurumlarının denetim ve gözetim görevlerini yerine getirip getirmediğinin ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı.
İdarenin herhangi bir kusuru veya ihmali bulunup bulunmadığına ilişkin incelemenin, sorumluluğu araştırılabilecek bakanlık ve kurumlardan bağımsız şekilde yürütülmesi gerektiğini de belirtti.
Barolar Birliği ayrıca, Avrupa Birliği’nin deniz kazalarının araştırılmasına ilişkin 2009/18/EC sayılı Direktifi’nin de soruşturmayı yürüten makamın, çıkarları soruşturmayla çatışabilecek kişi veya kurumlardan örgütsel, hukuki ve karar alma süreçleri bakımından bağımsız olmasını aradığını kaydetti.
Bu yazının yazıldığı saatlerde, geminin yaklaşık 500 metrelik derinlikteki enkazına ulaşıldığı bilgisi alınmıştı. Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait TCG Işın ve TCG Alemdar gemileri ile görüntüleme ve arama çalışmaları, 24 saat esasına göre aralıksız sürdürülmektedir.
Uzaktan kumandalı sualtı araçlarıyla yürütülen çalışmalar, yalnızca kayıplara ulaşmak açısından değil, kazanın teknik nedenlerini ortaya çıkarmak açısından da büyük önem taşıyor.
Denizin altında kayıp olan gemi aranırken, karada da, varsa eğer, faciaya neden olan ihmaller ve hatalar da mutlaka aranmalıdır.Aksi halde, başta ölenler ve aileleri olmak üzere, kazadan kurtulanların ve kamuoyunun üzüntü ve tepkisi dinmeyecektir.
Kaybettiklerimizi geri getiremeyiz.Ama, gerçeği ortaya çıkarabilirsek, belki bundan sonra başka insanların hayatını kurtarabiliriz.Bu vesile ile, kazada hayatını kaybedenlere Tanrıdan rahmet, yaralılara acil şifalar ve acılı ailelere de sabırlar diliyorum.