Deniz bitince…

Asım Akansoy

Crans Montana zirvesinde yaşanan çöküşün ardından, toplum gündemine farklı ve sözde yeni düşünceler taşınmaya başladı. Bunların ne kadar yeni olduğu tartışma konusu olmakla birlikte esas mesele önerilerin, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları için ne denli gerçekleşebilir, benimsenebilir olduğu; yani değeridir.

Görüşmelerdeki çeşitli başarısızlıkları, Federasyon modeli üzerinden tartışmaya çalışanlar, yeni bir öneri ile, “AB içerisinde iki ayrı devlet” formülünü öneriyorlar. 

İddia o ki; federasyon önerisi çökmüştür. Bunun yerine “iyi komşuluk” ilişkileri çerçevesinde “yeni” öneriler” yapmak gerekiyor. Bu öneriler ağırlıklı olarak Kıbrıslı Rumları ikna etmeye yönelik olacak. Hatta tatlı tatlı “ikna etme” söz konusu olmazsa, “farklı güç oyunları” ile “ikna ettirmek” üzere hareket etmek gerekir. Güçlü olalım adadaki oyunu bozalım… “Madem bizim istediğimiz olmuyor, onların da huzuru kalmasın”…“Madem bizi dinlemiyorlar, Türkiye ile uğraşsınlar gibi..” acayip fikirler havada uçuşuyor…

“AB içinde iki ayrı devlet” modeli için çeşitli açılımlar yapmanın bir yöntem olacağını ortaya koyuyorlar. Bu yöntemleri de, dertleri adanın birleşmesi/çözüm olmadığı halde “parçalı çözüm” olarak tanımlıyorlar… 

Yani Maraş konusu, limanların açılması, asker azaltılması, garantörlükten vazgeçilmesi gibi önerilerle her iki tarafı tatmin edebilecek çeşitli “parçalı” hareketlere yöneldikten sonra, Kıbrıs Rum tarafını sözde AB içinde iki ayrı devlete ikna edecekler.

Bu tartışmayı ileriye taşıyanlarda şu temel önermeler olduğu açık:

  1. Var olan durum sürdürülebilir değil. Adadaki statüko Kıbrıslı Türklere zarar veriyor.
  2. Müzakere sürecinde biz federasyon için elimizden gelen her şeyi yaptık. Bundan sonra bu yönde yapacak hiçbir şey kalmadı. Biz haklıyız. Tek doğruyuz. Bu doğru çizgiye gelmeyenler Kıbrıslı Rumlardır. Dolayısıyla bedel ödemelidirler.
  3. Kırk yıldır bu adada federasyon müzakeresi yapılıyor, ama olmuyor.
  4. Açılım yapalım, adını “parçalı çözüm” koyalım, Kıbrıs Rum tarafını zorlayalım, AB içinde “iki ayrı devlet”e kendilerini razı edelim. Razı olana kadar da Türkiye üzerinden onları zorlayalım.

Bu görüşler yeni değil.14 Mart 2014 tarihli, Uluslararası Kriz Grubu Raporu, “Bölünmüş Kıbrıs: Kusursuz Olmayan Bir Gerçekle Yüzleşmek” başlığı ile yayınlanmıştı.

17 Mart 2014 tarihinde, “Bölünmüşlüğü meşrulaştırmak” başlıklı yazdığım makalemde bu Raporu değerlendirmiştim. ( https://www.yeniduzen.com/bolunmuslugu-mesrulastirmak-3437yy.htm )

Kimse kusura bakmasın ancak, uluslararası hukuktan tutun da, Kıbrıs adasının siyasi tarihine oradan müzakere tarihine, ardından Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların sosyolojik ve psikolojik durumlarına, savaşın yarattığı hala canlı yıkıma/tahribata, Garantörlerin tarihsel rollerine ve adadaki konumlanışlarına v.d kadar tüm faktörler üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda bu Rapor ve onun üzerinden “yeni” diye geliştirilen modeller ve düşünceler bütünü, safsatadan başka bir şey değildir.

On yıllar boyunca Kuzey Kıbrıs’taki statükonun devam etmesi, yaşatılması ve geliştirilmesi üzerine çalışanların, statükoyu yaşatmak üzere yemin etmişlerin ve sonunda, “deniz bitince”, ekonomik sürdürülemezlikle yüzleşip, siyaseten büyük bir çöküşle karşı karşıya kalanların sarıldıkları görüşler manzumesidir bunlar. Başka bir şey değil.

Federasyonun, çözüm modeli olarak çöktüğünü savunmanın, Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını tehlikeye atmaktan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Biz de on yıllardır bunu anlattık. 

Dün çözüm için, federasyonu savunan kesimlerle birlikte hareket edenlerin, bugün ayrılıkçılarla ve ayrılıkçı tezlerle toplum önüne çıkması ne kadar da manidar. 

Yine her iki tarafın gerçek anlamda ve samimi/ bir federasyon müzakeresini tarih boyunca ne kadar az yaptığını kimse konuşmuyor. Bir buçuk yıl Talat dönemi, iki yıl da Akıncı dönemi dışında kim federasyon için, inanarak müzakere etti ? 

Kırk yıl değil, 4 dört yıl… 

Bu öneriler, adada çözüm değil, çatışma çıkarır. 
Bunun bilincinde olmalıyız.

Peki parçalı çözüm ? Karşılıklı kabul edilip planlanmış bir Federasyon’a geçiş konsepti çerçevesinde, evet…