Dengesizliklerin dengesi

Sami Özuslu

'Dengesizlikler içinde denge sağlamaya çalışırken hata yaptık özür dileriz. İnsanların güvenini sağlamak için çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Hata ettik, özür dileriz. Bundan sonra işimizi en doğru şekilde yapacağız.'

Doğuş Yayın Grubu’nun CEO’su Cem Aydın böyle söyledi dün...
Doğuş Grubu çatısındaki yayın organlarının çalışanları ile toplanıp, ‘normal’e dönecekleri mesajı vermiş CEO...
Grup sadece medyadan oluşmuyor. Medyanın yanısıra finans, otomotiv, inşaat, turizm ve hizmetler, gayrimenkul, enerji ve yeme-içme sektörlerinde büyük şirketlere sahip...
NTV, NTV Spor, CNBC-e, Star, Kral, e2, Hde isimli TV istasyonları Doğuş’a ait... Radyoları, internet siteleri, National Geographic gibi dergileri var.
Doğuş Grubu Türkiye’de medya içinde önemli bir yere sahip...
Garanti Bankası, Doğuş Otomotiv, Doğuş İnşaat, Doğuş Turizm ve diğer alanlarda da başka birçok yatırımı var grubun...
**
‘Holding tipi medya’ böyle oluyor işte...
CEO Cem Aydın’ın kullandığı ‘dengesizlikler içinde denge’ kavramı, aslında içinde bulundukları vaziyetin ‘Türkçe ile izah edilemeyecek kadar girift’ olduğunu anlatıyor.
Bu kadar geniş bir alanda yatırımı olup, her atacağı adımda siyasal iktidarla alış-verişlerde bulunan bir holdingin ‘denge’ tutturması elbette kolay değil.
Kaldı ki Türkiye gibi zaten ‘demokratik denge’ konusunda vukuatlı, tek kanatlı uçak gibi havada sürekli yan yatar bir ülkede ‘dengesizlik’ haliyle hayatın her alanına sirayet etmiştir.
Bu ahval ve şerait içerisinde ‘holdingin yan müessesi’ gibi duran medya kuruluşlarının görevi de ‘haber vermek’ten çok ‘denge tutturmak’ oluyor.
Dolayısıyla CEO’nun ‘özür’ de içeren açıklamasında easa baz alınıp arka planına bakılması gereken ‘dengesizliklerin dengesi’ ifadesi bir özürden çok bir itiraf olarak bir kenara not edilmeli...
**
Türkiye’de basın ve gazetecilik mesleği işlevini yeni yitirmedi.
Uzunca bir süredir medyada ‘temizlik operasyonu’ sürüyordu.
Daha önce medyaya hakim olan Aydın Doğan Grubu’nun yerine başka aktörler geçti. Basın içindeki ‘derin devlet’ hegemonyası tersine çevrildi. Bu sefer bir kısmı doğrudan AKP’ye angaje, bir kısmı da ’tarafsız’ görüntüsü altında bütün gailesi ‘iktidarla iyi geçinmek’ olan ‘adı büyük’ medya patronları ve kuruluşları türedi. Biçok yayın organı el değiştirdi.
O dönemlerden itibaren çok sayıda gazeteci işinden oldu. Bazıları istifa etti, bazıları ise kovuldu.
Bu süreç öncesinde de Türkiye medyası ‘çok seslilik’ bakımından tamam değildi. Ancak günün sonunda daha da suskun, halkın değil patronların ve iktidarın borazanlığını yapar hale geldi.
**
Doğuş Medya Grup CEO’sunun ‘dengesizliklerin dengesi’ üzerine bina ettiği açıklamasını bir başka açıdan da okumak lazımdır.
Acaba Türkiye medyası bugüne kadar kamuoyuna nasıl bir ‘Güneydoğu’ portresi çizmiştir? Sokaktaki TC vatandaşının Kürt sorunuyla ilgili bilgilerinin ne kadar doğru, ne kadarı uydurmadır?
Aynı soru Suriye sorunu için de geçerlidir.
Daha eskiye gidersek, Yunanistan için de geçerlidir.
Ege denizinde sürekli çıkarılan uyduruk krizlerin, mesela meşhur Kardak kayalıkları hikayesinin mimarı Türkiye medyasıydı.
Ve elbette Kıbrıs...
Bugün kendi medyası tarafından ‘aldatılmışlık’ duygusunu tadan Türkiye insanı, Kıbrıs’la ilgili ne kadar ‘doğru’ bilgilendirildiği sorusunu da sorabilmelidir.
‘Dengesizliklerin dengesi’ uzun mevzu gerçekten!..