Son zamanlarda hep birlikte şahitlik ettiğimiz olaylar, zembereği kopmuş, akıl sınırını aşmış bir kaos ortamını anlatıyor.
UBP bu ülkenin en eski iki partisinden biri…
En fazla hükümet görevi üstlenmiş, çokça derin izler bırakan hatalar yapmış partilerden de biri.
Bir başka yazının konusu olmakla birlikte, bugüne kadar yapılan hiçbir hata ya da icraatın bugünle kıyaslanabilecek bir tarafı olmadığını söyleyebiliriz.
Bugün utanma duygusunu kaybetmiş, kendi çıkarı için herşeye kör olmuş çılgın bir yapı var.
Özellikle son hükümet döneminin başta Merkezi İhale Komisyonu Başkanı olmak üzere, en üst düzey yönetim kadrosunun önemli bir bölümü yargılanıyor, geriye kalanlarla ilgili türlü ciddi ve yüz kızartıcı iddialar ortada duruyorken, bunu, “normal” kabul etmek, “iftira” diye üstünü örtmek mümkün değil.
Geçtiğimiz gün UBP Girne Kadın Kolları Eski Başkanı’nın tutuklanma kararı sonrasında yaşananlar da tam da bu tabloya uygun başka bir ibretlik tablo çıkarıyor karşımıza.
Yargılandığı 16 davanın tamamından suçlu bulunup, 5 yıl hapse mahkum edilen bir kişi ile ilgili “dik dur” demek, “bunu sana yapanlar utansın” demek, akıl sınırları içinde izahı olabilecek bir şey değil.
Sırf görevini yapıyor diye gazetecilere, ağır hakaret ve küfürle saldırmak, su şişeleriyle darba kalkışmak kesinlikle bedeli olması gereken bir eylemdir.
En başta da Polis Genel Müdürlüğü, konunun kısa sürede ibretlik bir sonuca bağlanması için tavır koymak zorundadır. Çünkü bu yaşananlar, onlarca polisin önünde yaşanmış, son derece cüretkar bir tavırdır.
Üstelik mahkeme önünde sadece gazetecilere saldırılıp küfür edilmemiş, mahkeme heyetine de hakaret edilmiştir.
Daha geçen hafta gemi faciasında yakınlarını kaybedenlerin feryatları, “rahatsızlık” yaratıyor gerekçesiyle orantısız bir polis gücüyle dağıtılmadı mı?
Polisler tarafından boynundan tutulan kişi, ne bu kadar ağır küfürler sarfetmiş, ne de su şişeleriyle etrafa saldırmıştı.
Mahkeme avlusunda feryat edip “rahatsızlık” yarattığı gerekçesiyle mahkeme huzuruna çıkarılan kişi sayısı az değildir.
O yüzden sahte diploma davasında karar günü yaşananların sorumluluğu, polisin üzerindedir.
Bu ülkede Başbakan eşi, yargıyı Allah’a havale edebilme şuursuzluğunu yaşayabiliyor.
Bunun da bir cevabı olabilmesi gerekiyor, demokrasi içinde.
Pilot dava olarak da anılan bu davanın ardından, başta üniversite ve bütün sahiplik ve yönetim yapısı olmak üzere, bütün iddia sahiplerinin yargı önünde hesap vereceğini umuyorum.
Dokunulmazlığın, hatırın ya da ricaların adres bulmayacağına inanmak istiyorum.
Dokunulmazlık sadece bir Anayasa sorunu değildir, meclisin yeni dönemde, bu konuda bir irade göstermesi elzemdir.
O yüzden yeni dönemin, hakkında iddia ya da suçlama olan herkesin yargılanabilmesinin önünü açmak için dokunulmazlıkların kaldırılmasını sağlayabilecek bir aritmetiği yaratacağına inanıyorum.
Çünkü yeni dönem bu halka bunu borçlu.
Bugün sokakta insanlar seçimde kimin ne kadar oy alacağını sorgulamıyor.
Bu yapının ortadan kalkıp kalkmayacağını sorguluyor.
Çürümüşlük ve yozlaşma o kadar ayyuka çıkmış ki, kimse şahit olduklarına daha fazla kayıtsız kalmak istemiyor.
Yeni dönemde, başta CTP olmak üzere, şu anda muhalefette olan ancak yüksek ihtimalle meclis çoğunluğunu oluşturacak olan partilerin bu ödevi sırtlanmaları gerektiğinin bilincinde olduklarını düşünüyorum.
Ne var ki, yaşanan bütün rezilliklerin ardından, UBP üst yönetiminin hala aynı anlayışla kürek çektiğine şahitlik ediyoruz.
Aday sıralama seçiminde yaşananlar, sadece yerini beğenmediği için feryat eden kişilerin yaygarası değil, parti içi demokrasiye güvensizliğin ne boyutta olduğunun da bir göstergesidir.
Dahası, 17 itirazı yok sayıp, Divan Kurulu’nu kadük ederek, önce oyları sayacağını, ardından da saymayacağını ilan etmek hiçbir demokratik teamülle açıklanabilecek bir durum değildir.
UBP tabanı geçmişte partisiyle hesaplaştı. Bu dönemde de gereğini yapacağına inanmak istiyorum.
Zira ağırlıklı olarak üst yönetim tarafından belirlendiği anlaşılan aday adayları ya da yerel ve genel seçim adaylarının birçoğunun profiline baktığımızda ortaya vahim bir tablo çıkıyor.
Bu vahim tablonun temize çekilebileceği demokratik alan sandıktır. Partisinin itibarıyla derdi olan, demokrasiye inanan her seçmenin ödevi, oyuna sahip çıkmak ve gündelik çıkarlara heba etmemektir.
Yoksa hiçbir dayanağı olmayan ve üstü kapalı rüşvet kokan seçim vaatleri bile incelendiğinde, en büyük derdimiz olan yozlaşmışlıktan uzaklaşma ya da şeffaflık anlayışıyla uzak yakın ilgisi olmadığını anlayabiliyoruz mevcut hükümetin.
Hele Gençlik Paketi olarak açıklanan vaatler, tam bir trajedi ve geleceğe dair hiçbirşey söylenemediğinin bir resmidir.
İlk arabasını, evini alacak olanlara, tablet, bilgisayar alacak olanlara destek sağlayacağı, ücretsiz internet verileceği söyleniyor, örneğin. Desteğin ise, seçimlerin hemen ardından başlayacağını müjdeliyor, Başbakan.
İyi de bunun bir ihtiyaç olduğu tespit edilmişse, ki, bu ülkede yaşayan gençlerin derdi bunlardan çok daha fazladır, 7 yıldır hükümette olan bir yapı bu vaatlerin en azından yarısını neden yapmadı?
Seçimi beklemenin anlamı var mı, bilgisayar alacak olan gençlerin bir defaya mahsus KDV’sini sıfırlamak için?
Üniversitelerin tamamını, sahte diploma şaibesiyle yüzleşmek zorunda bırakarak, bir sektörün tamamına darbe vuran anlayış, şimdi gençlerin üniversite harçlarını sıfırlamaktan bahsediyor.
Eğitim kalitesinden, bilim üretimine destek vermekten, geleceğe yönelik eğitimin geneline projeksiyon çizmekten aciz bir anlayış, belki askerliği ücretsiz ertelemek, belki kamuda maaş artışı almak için üniversiteleri bir kez daha adres gösteriyor.
Nerden tutsanız elinizde kalan, tüyler ürpertici bir çürümüşlük var içinde bulunduğumuz yapıda.
Bu anlayışın kökten değişmesi, bu değişimin toplumun tamamı tarafından sahiplenilmesi gerekiyor.
Sandığa gitmek ya da gitmemenin, o veya bu partiye oy verip vermemenin ötesinde, hesap sorulabilecek bir ortama destek vermek önemli.
O yüzden sahte diploma davasındaki son kararı ve Yargıç Füsun Cemaller’in kararı açıklarken altını çizdiklerini çok önemsiyorum.
Eminim süreç hiç kolay olmamıştır.
Savcılığın da mahkeme heyetinin de hem kararda hem de sürecin tamamında, toplumun yüreğine su serpen bir tavır ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Şimdi sıra, bütün iddialarda ve ilgili bütün aktörlerin yargılanmasında.
Ve sıra toplum olarak hepimizde… Hesap sorulabilecek ortamlar ancak hesap soranlara sahip çıkarak olur.
Hesap soranlar ancak bu şekilde çoğaltılır.
Medyayla, yasama gücüyle, yargı bağımsızlığıyla, artık 5. Güç konumuna gelen bilgiyi yayan, kamusal katılımı artırıp iktidar ve geleneksel medyayı da denetleyen dijital ağların yaygınlığının sağlanmasıyla korunur, demokrasi.
Ve bu yeni dönem, bu zeminin sağlanmasıyla yeni bir sayfa açar, ancak.
Yoksa eskinin boyunduruğunda ancak harcanır.