"Eğer kimliği, kişiliği elinden alınmış bir toplum durumuna düşmüşsek ve hiçbir tepki gösterememişsek başımıza her şey gelecektir..."
Araştırmacı - Yazar Kutlu Adalı'nın evinin önünde katledilmesinden birkaç gün önceki satırlarıydı....
Kimliği ve kişiliği elinden alınmış bir toplum muyuz gerçekten?
Büyük ölçüde, evet…
Ya da belki de sistemli bir kuşatmayla, adım adım kimliği başkalaştırılan, özünden koparılan bir topluluk.
En acısı da şu…
Bu ağır müdahale, bu yok sayma, bu görmezden gelme, en yakınımızdan geliyor.
***
Adalı cinayetininin sorumluluğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tutanaklarına ve kararlarına "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak not düşüldü.
Yıllar sonra, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in itiraf videolarında da perdesi aralandı bu utancın. Cinayetin önce kendi kardeşine teklif edildiğini anlatmıştı. Özel Harekât Dairesi’nden istenmişti bu kanlı ihale; o da kardeşini görevlendirmişti. Kıbrıs’a gelip "keşif" bile yapmışlardı; üstelik burada, sivil savunma teşkilatı tarafından ağırlanmışlardı. Sonra bir şekilde, "O iş halloldu" denmişti. Böyleydi Sedat Peker'in anlatısı...
Adalı cinayeti nedeniyle kimse girmedi Türkiye'de hücreye...
Faili meçhul...
Elbette hücreler dolu yine de.
Son günlerde "meşhur" biri var göz önünde...
Deniz!
"Komedi" yaptı diye ters kelepçeyle tutukladılar.
Bir ülke düşünün…
İnsanları güldürmek bile suç sayılıyor.
İktidarı eleştiremiyorsun...
Hep bir gerekçe var tutuklanmaya...
Birer birer hücreye gönderiliyor 'muhalif' belediye başkanları...
"Kral"ı yenecek kim varsa kodeste!
Canımız ciğerimiz dediğimiz ülkede demokrasi ve özgürlükler katledilirken uzaktan izliyoruz sessizce...
***
Ne hayal ediyorum son birkaç gecedir....
Türkiye'nin meşhur komedyenleri...
Cem Yılmaz… Ata Demirer… Metin Akpınar… Müjdat Gezen… Yılmaz Erdoğan… Şahan Gökbakar…
Aynı gece, Türkiye’nin farklı şehirlerinde, eş zamanlı olarak Deniz’in o yasaklanan gösterisini sahneleseler… Her biri ayrı bir sahnede, ayrı bir kentte ses verse… "Ölü Deniz" her yerde, birden canlansa…
Hepsini birden mi tutuklayacaklar?
Yapamazlar.
Hani...
"Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak..."
***
Karanlığın Yüreği romanı ibretliktir.
Kongo’ya medeniyet götürdüğünü sanan adam, sınırsız iktidarın içinde önce ahlakını, sonra insanlığını kaybeder.
İşte o "kahraman" romanın sonunda kendi işlediği suçlar ve ahlaki çöküşüyle yüzleşerek ölüm döşeğinde şu iki sözcüğü haykırır:
"Dehşet... Dehşet...."
***
"Boyun eğdiğimiz, sindiğimiz sürece eriyip yok olmamız kaçınılmazdır" demişti Adalı o son yazısında...
Bir de şu notu düşmüştü 30 sene evvel...
"Yavru elden gitmiştir, ortada artık Ana vardır. Ana bu, döver de, sever de!.."