“Cumartesi Anneleri”ne İnsan Hakları Ödülü…

Sevgül Uludağ

BASINDAN GÜNCEL…

Türkiye’de İstanbul Tabip Odasınca (İTO) diş hekimi Sevinç Özgüner anısına düzenlenen, “İnsan Hakları, Barış ve Demokrasi Ödül ve Anma Töreni” dün akşam gerçekleşti. Ödül, Cumartesi Anneleri/İnsanlarına verildi.

İTO’nun Cağaloğlu’ndaki binasında düzenlenen törene doktorlar ve Cumartesi Anneleri/İnsanları katıldı.

İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu Yürütücüsü Eşsözcüsü Ayşe Saral, açılış konuşmasında, “Tarihsel bir mekan olan Galatasaray Meydanı, Cumartesi Anneleri ile bir kez daha tarihsellik kazandı. Geçmişle hesaplaşma ve adaletin tesisi için en temel unsurlardan biri, hafızanın yeniden inşasıdır” dedi.

“Vicdan kazanacak, biz kazanacağız”

Törende, Cumartesi Anneleri/İnsanları adına babası Fehmi Tosun gözaltında kaybedilmiş olan Jiyan Tosun konuştu.

Ödülün kendileri için büyük bir anlamı olduğunu söyleyen Tosun, sözlerine şöyle devam etti:

“Sevinç Özgüner de gözaltında kaybedilenler gibi umudun ve barışın elçisiydi. Antigone’den bu yana adalet isteyen sesimizi kimse kısamaz. İhtiyacımız olan tek şey umudumuzu yitirmemek. Vicdan kazanacak, biz kazanacağız.”

Cumartesi Anneleri/İnsanlarına ödülü İTO adına Dr. Gençay Gürsoy verdi. Gürsoy, ödülü onlara verdiği için onur duyduğunu belirtti.

Dr. Sevinç Özgüner hakkında

1927’de Tarsus'ta doğdu. 1946 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Tıp Fakültesi sınavını kazandı, üniversitenin ilk yıllarından başlayarak ülke sorunları ile aktif olarak ilgilenmeye başladı.

1948'de İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneğine katılarak yöneticilik yaptı. Bu dönemde, üniversitenin paralı olmasına karşı başlatılan kampanyada, Nazım Hikmet'e özgürlük kampanyasında ve Kore'ye asker gönderilmesine karşı başlatılan kampanyalar nedeniyle tutuklandı.

1951 Tevkifatında yeniden tutuklandı, iki yıl sonra serbest bırakıldı. 1957'de bu defa İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başladı.

27 Mayıs sonrası önce TİP'te, daha sonra da Türk Solu ve Demokratik Devrim dergilerinde çalıştı. 1980'li yılların başlangıcında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi'nde Dr. Erdal Atabek başkanlığındaki yönetimde görev yaptığı sırada, 23 Mayıs 1980’de eşi Vecdi Özgüner ile birlikte evlerinde silahlı saldırıya uğradı. Eşi ağır yaralı kurtuldu, kendisi hayatını kaybetti. Cinayet “faili meçhul” kaldı.

İstanbul Tabip Odası her yıl Özgüner'in anısına “İnsan Hakları, Barış ve Demokrasi Ödülü” veriyor.

(BİANET.ORG – 25.5.2019)

 


 Cumartesi Anneleri/İnsanları, Türkiye’nin “kayıp” yakınları olarak son 24 senedir “kayıp” evlatlarının akibetini öğrenmek için mücadele ediyor…

 

“Kayıplarımızı istiyoruz!...”

Evrim KEPENEK

“Bir insan olarak çarık giyindim, pahalı ayakkabı gördüm. Çift sürdüm, biçerdöveri gördüm. Saatlerce postanede bekleyip kayıt verdim, cep telefonunu gördüm. Adliyelerde ağaç ahşaplı hâkimler gördüm, devasa adalet saraylarını gördüm. Sürgünler gördüm, zorunlu ikametler yaşadım.

“Adil insanlara rastladım, onları ya mezara ya da zindana gönderdiklerini gördüm. Gördüm gördüm her şeyi gördüm de adaleti göremedim.”

Adalet mücadelesine tanıklığını böyle anlatıyor Mikail Kırbayır. Kırbayır’ın kardeşi Cemil Kırbayır, 8 Kasım 1980’de Kars’ta gözaltında kaybedildi. Annesi Berfo Kırbayır, Cemil’i ararken 21 Şubat 2013’te yaşamını kaybetti.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 739. açıklamalarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi'nin bulunduğu Çukurluçeşme Sokak'ta yaptı.

Cumartesi İnsanları/Anneleri, İçişleri Bakanlığı'nın "yasaklaması" nedeni ile 39 haftadır Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapamıyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları, bu haftaki eylemlerinde de ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları 739. Hafta eyleminde konuşan kayıp yakınları, Galatasaray Lisesi önündeki eylem yasağına dikkat çekti, “Bizi polis zoruyla bu sokağa tıktılar” diye seslendi.

"Örgütlüğün karşısına dikildik"

Haftanın açıklamasını kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, “Kayıplarımızı istiyoruz! Başlattığımız barışçıl direniş iki gün sonra 24. yılında olacak” diyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi:

“24 yıl önce 27 Mayıs 1995 tarihinde gözaltında kaybetme suçuyla yüzleşilmesi, hesaplaşılması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray’a çıktık. Acımızı dirence, öfkemizi kararlılığa dönüştürerek örgütlü kötülüğün karşısına dikildik. 40 haftadır kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray, hukuka aykırı bir biçimde bize yasaklı. Devlet tomasıyla, panzeriyle, ağır silahlı polisleri ile Galatasaray’ı esir aldı. Bizi de bu daracık sokağa polis zoruyla hapsetti. Devleti yönetenler; kendi anayasalarını, kendi yasalarını çiğneyerek adalet isteyen sesimizin duyulmaması talimatı verdi. Bunu da aşacağız.

"Çünkü biz bugüne yasakları aşa aşa geldik. Çünkü Antigone’den bu yana mezarsız sevdikleri için adalet isteyenlerin seslerini engellemeye hiçbir güç yetmedi, yetmeyecek. Çünkü insan iradesini bastırabilecek bir silah henüz icat edilmedi.”

‘İhtiyacımız umutsuzluğa kapılmadan vazgeçmeme kararlılığımızı sürdürmek’

“Tüm baskı ve engellemelere karşı Galatasaray’a, kayıplarımıza, hakikate ve adalete sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Hukuksuzluğa, cezasızlığa ve ağır hak ihlallerine itirazımızı sürdüreceğiz. İhtiyacımız olan tek şey umutsuzluğa kapılmadan vazgeçmeme kararlılığımızı sürdürmek. Biliyoruz vazgeçmezsek eninde sonunda kötülüğe karşı iyilik kazanacak, vicdan kazanacak, biz kazanacağız.”

Ocak, 26 Aralık 1997'de Diyarbakır'da gözaltında alınarak kaybedilen Mehmet Özdemir'in oğlu Mehmet Özdemir'i kaybettikleri bilgisini de paylaştı.

Eren: Hukuksuzluk bitene kadar mücadele edeceğiz

Ocak’ın ardından konuşan kayıp yakını İlkbal Eren şunları söyledi:

“24 yıldır kayıplarımız için hukuk ve adalet mücadelesi verdik. Sadece kayıplarımız için değil, herkes için adalet dedik. Galatasaray Meydanı bize yasaklandı. Biz her hafta sizden ayrılırken asla unutmayacağız unutturmayacağız vazgeçmeyeceğiz diyerek ayrılıyoruz. 24 yıldır öyle yaptık öyle yapmaya da devam edeceğiz. Bu  hukuksuzluk sona erene kadar mücadele edeceğiz.”

Canan "vicdansızları" da selamladı

Eren’in ardından söz alan kayıp yakını Vahap Canan da, şunları belirtti:

“Vicdanlı insanlar hepinizi selamlıyorum. Bugün bir de vicdansızları da selamlamak istiyorum ki vicdanları sızlasın diye. Bunu neden söylüyorum kayıplarımız çocuklarımız ve insanlık adına söyledim.

“Vicdansızlar biraz düşünmeli belki biraz vicdana gelirler. Biraz empati yapsınlar. Yüksekova Çetesi,  beyaz Toroslara yakınlarımızı alıp götürdü. Çoğu geri gelmedi. Benim babam geldi ama kafasına yedi kurun sıkılmıştı. Bir bayram günüydü.

“Bu vicdansızlar bayram kutlamamıza engel olmak istedi.Benim babamın davasında Türkiye Yüksekova Çetesi’ne beraat kararı verdi ama AİHM “biraz vicdanınızı gözden geçirin bu karar gülünç’ dedi. 

Son olarak konuşan kayıp yakını Ali Ocak da adalet mücadelesinin devam edeceğine vurgu yaptı.

1995'ten bugüne

Cumartesi oturmaları, Emine Ocak'ın oğlu Hasan Ocak'ın 21 Mart 1995'te gözaltına alınması ve 55 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin Kimsesizler Mezarlığı'nda bulunmasıyla başladı.

27 Mayıs 1995 Cumartesi günü saat 12.00'de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları "Gözaltındaki kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın" talebiyle ilk kez oturma eylemi yaptı.

1995-1999 yıllarında her Cumartesi aynı saatte aynı taleple talebiyle Galatasaray Lisesi önünde oturdular.

Polis Cumartesi Anneleri'ne 1998 Ağustosu'ndan başlayarak her hafta copla biber gazıyla saldırdı. Gözaltılarla son bulan bu saldırıların sonucunda, Cumartesi Anneleri, 203. oturma girişimlerinde, 13 Mart 1999'da "ara verdiklerini" açıkladılar.

10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009'da Cumartesi oturmaları yeniden başladı. Annelerin yanında artık çocukları ve torunları da vardı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın 25 Ağustos 2018'deki 700. hafta oturmasına saldıran polis, kayıp yakınlarını gözaltına aldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, o tarihten sonraki açıklamalarını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nin bulunduğu Çukurçeşme Sokak'ta yapıyor.

(BİANET.ORG – Evrim KEPENEK - 25.5.2019)