CTP, AKEL, GKK, RMMO

Mert Özdağ

Askerlik konusu, reşit yaşa gelen her erkek vatandaşın zorunlu katılımını gerektirdiği için 18 yaşından itibaren
karşımıza çıkan fakat “gençlik sorununa” indirgenemeyecek kadar çetrefilli bir konu aslında…
Birçok örnekte görüleceği gibi, askerlik konusu sadece gençlikle sınırlı değil, 18 yaşından başlayarak 60 yaşına kadar bazı insanlar için sorun olmaya devam eden bir mesele…
18 yaşına gelen her vatandaş kara kara askerliği nasıl yapacağını, ya da nasıl yapmayacağını veya nasıl erteleyeceğini düşünmeye başlıyor.
Ve bu düşünme harbi, askerlik kapısından girene ya da memlekette kaçana kadar sürüyor.
Bu aslında olayın “gençlik sorunu” tarafı…
Peki olay sadece gençlik sorunu mu? Bence değil!
Gençliği fazlaca ilgilendiren ancak esas olarak Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlara arasında süregelen insan merkezli güvenlik sorunundan bahsediyoruz. 
Elbette askerlik kurumunun ataerkilliği, militarizmi ve milliyetçiliği yeniden ürettiğini ve yeri geldiğinde bu kavramlardan nasıl beslendiğini açıkça görebiliyoruz. Olayın bu kısmını başka bir yazımda irdeleyeceğim.
Bugün daha çok, bu adada yaşayan toplumlar açısından askerlik konusunun özünde, nasıl insan odaklı bir güvenlik sorunu yattığını yazmak istiyorum.

                                                                    ***

Kıbrıslı Türkler için askerlik ne demektir?
Kıbrıslı Türkler için askerlik; “Kendi toplumundan çok daha güçlü konumda olan Kıbrıs Rum milliyetçileri tarafından hakları ellerinden alınmış, dışlanmış, ortak devletten atılmış, gettolara sıkıştırılmış, ölümler yaşamış, en derine kadar travmatik bir güvenlik sorunu yaşamış toplumun kendini güvende hissetmesine yol açabilecek Türkiye ile birlikte kurduğu Türkiye destekli bir yapıdır” askerlik… 
Peki Kıbrıslı Rumlar için ne demektir askerlik?
Kıbrıslı Rumlar için ise askerlik “Türkiye’nin çok sert ve kanlı bir şekilde adaya müdahalesi ve bu müdahalenin ardından ortaya çıkan mağduriyetlere karşı bir öz savunma tepkisidir”… Kıbrıslı Rumlar için 'mağduriyet' kavramı içinde can kayıpları, kendi yurdundan zorla göçe zorlanma argümanı ve hala süregelen Türk askeri korkusu vardır ve bu kavramların hepsi devamlılık arz eden, beslenen süreçlerdir. Zira hala evlerinden uzaktadırlar, hala askeri açıdan savunma psikolojisindedirler ve hala Türk askeri adadadır, kendi deyimleriyle “işgal” sürmektedir.  
Bu yüzden Kıbrıslı Rumlar için askerlik de hala elzemdir.
İki toplumun genel olarak askerliğe bakış aşısının temelinde “güvenlik” sorunu vardır.
Türkçe konuşan Kıbrıslı, haklarını gasp eden, onu dışlayan, yok sayan ve öldüren Kıbrıslı Rum milliyetçi egemenlerinden korunmak için askere ihtiyacı olduğunu düşünüyor.
Rumca konuşan Kıbrıslı ise geçmişte olan ve her an olabilecek gibi duran Türk saldırısına karşı bir önlem olarak askerliğe ihtiyaç duyuyor.
Farkındaysanız Kıbrıslı Türk liderler müzakere masasında Türkiye’nin garantisini hep istemiştir, zira toplumdan gelen talep de budur.
Kıbrıslı Rum liderler ise Türkiye'nin garantör olmayacağı bir anlaşmayı öne sürmüştür ki, onlar için garantör, “tehlike”dir. Kıbrıslı Türkler için ise garantör, bir “güvendir”…   
Bu konudaki anlaşmazlık Kıbrıs sorunun kilitlenmiş hallerinden de biri değil mi?
Eğer iki toplum ortak bir yaşam kuracaksa bu şüphenin nedeni nedir?
Karşılıklı güvensizlik olabilir mi?
Elbette ki sorun karşılıklı güvensizlikte yatmaktadır. İki taraftaki askeri yapıların var olma nedeni de budur.

 

CTP-AKEL ortak adım atar mı?

Ne yapmalı dediğinizi duyar gibiyim.
Milliyetçilik militarizmi, militarizm de milliyetçiliği besleyedursun Kıbrıs'ın Türkçe konuşan ve Rumca konuşan solcuları-barış yanlıları bu konuda ne yapmayı düşünmektedirler?
Mustafa Akıncı'nın sık sık müzakere masasında dile getirdiği “bir tarafın güvenlik ihtiyacı, diğer taraf için tehdit olmamalı” sözünü anlamlı buluyorum, umarım altı da doldurulur.  
Çünkü ortak devlete giden yolda barış isteyenlerin kendi toplumlarının güvenlik sorunlarını çözmek için müzakere etmeleri yeterli değil elbette…  
Bütünlüklü, her bir bireyin güvenlik ihtiyacını ilgilendiren, buna çözümler getiren bir genel güvenlik anlayışı inşa etmediğimiz sürece bu sorun “karşılıklı” fikirler beslemeye devam edecek.
İşte tam da bu noktada askerlik konusunun dönüp dolaşıp Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında süregelen bir insan odaklı güvenlik sorunu olduğu tespitinden hareketle; bu güvenlik sorunsallarını ortadan kaldıracak iki toplumlu siyasi ortak paydalarda somut sonuç getirici girişimlere gereksinim vardır.  
Bu görev de Kıbrıs'ta barışı savunanların görevidir. En çok da bu yönde siyaset izleyen siyasi partilerin!
Örneğin, federal çözüm tezinin öncüleri CTP ve AKEL'in iki tarafta askerliğin kısaltılması, azaltılması ya da "Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi" gibi tezlerde ortak girişimler yapması faydalı olmaz mı?
Bu ve buna benzer girişimler, siyasi kararlar, irade beyanları ve somut adımlar barışın inşası için gerekli değil midir?
Günlerdir gündemin bize dayattığı, kimi zaman kısırlaşan askerlik tartışmalarında iki toplumun güvenlik sorununu göz ardı eden tutumları üzülerek izledim.
Bakmamız gereken pencere budur dostlar.
Çözüm arıyorsak, sorunun temeline inmemiz gerekiyor.
Evet, kuzeyde Türkçe konuşan milliyetçilerin “güneyde asker süresi bizden fazladır” iddiası doğrudur.
Evet, Güney Kıbrıs’taki askerlik sorunu tamamen gençlerin kahrını çektiği toplumsal bir sorundur çünkü çocuklar liseyi bitirir bitirmez askere gitmek zorundadırlar. Bizde ise sadece yaş ve süre farklıdır.

 

Sınırda asker azaltılması, mümkün mü?

Dolayısıyla adadaki barış güçleri iki taraftaki siyasi yetkililere sınır boyunca nöbet tutan askerlerin karşılıklı olarak azaltılmasını hatta geri çekilmesini ve bununla birlikte de askerlik sürelerinin azaltılması talebini gündeme getirmelidir.
Girişimlerin bununla da yetinmeyip gerek müzakereci konumunda olan Cumhurbaşkanı Akıncı'ya gerekse de Türkiye’deki egemen siyasi anlayışa benimsetmek için çaba ve tutum sergilemelidir.
Annan Planı sürecinde ve hemen sonrasında bütünlüklü çözüme odaklanıp askerlik gibi birçok tali sorunları ötelemek belki anlaşılabilir bir tutumdu, çünkü o esen rüzgarla yeniden bir çözüm ihtimalinin ortaya çıkacağı yanılgısına kapılmıştık.
Ancak öyle olmadı…
En son Akıncı-Anastasiadis müzakerelerinin de bir Avrupa kasabasında masa başında berhava edilmesiyle yine tarihi sorunlarımızla baş başa kaldık.
Hala Kıbrıs sorununun yavru sorunlarının çözümünü, "bütünlüklü" kağıt üzeri anlaşmalarda arıyoruz.
Bu yavru sorunlardan biri de evet, askerlik.
Askerlik adanın iki toplumu için birer sorun ve sorun olmaya da devam ediyor. 
Bu "yavru sorunun" çözümünün insan odaklı güvenlik sorunsallarını yok etmekle- azaltmakla mümkün olacağını düşünüyorum.
Bu nedenle de CTP'li başbakanı olan hükümetin attığı "vicdani ret" adımını bu uzun yolda önemli bir adım olarak görüyorum.
Tıpkı CTP'li başbakan Özkan Yorgancıoğlu'nun askerliği kısaltması gibi…
Gerisinin de geleceğini umuyor ve inanıyorum.