CSI (Olay Yeri İnceleme) Kıbrıs: Toplu mezarların hikayeleri... (sekiz)

Sevgül Uludağ

Bundan tam 13 sene önce, 2 Aralık 2010’da bir toplu mezar kazısını izlemeye gitmiştim Sihari’de (şimdiki adı Kaynakköy)... Kayıplar Komitesi kazı ekibinde bulunan arkeologlarımız, burada bir toplu mezar kazısı yürütmekteydi ve bu toplu mezarda 22 “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanlar çıkarılacaktı...

Sihari konusunda kaç yıl çalıştım, oraya kaç defa gittim bilmiyorum ancak 22 “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanların bulunduğu o toplu mezar kazısının üstünden yıllar geçti... Benim bu kazıya gittiğim gün, toplu mezarda 17 “kayıp” Kıbrıslırum’dan geride kalanlara ulaşılmıştı ancak kazılar sona ererken, burada bulunanların sayısı 22’ye çıkacaktı – burada bulunan “kayıp” kalıntıları Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınındaki Kayıplar Komitesi Antropoloji Laboratuvarı’na transfer edildikten sonra toplu mezar sayısında tam olarak kaç kişinin bulunduğu kesinleşir her zaman çünkü buradaki bilim insanlarımız, kemikleri inceleyerek, “kayıp” şahsın iskeletini bir masa üzerine dizerek analiz yaparlar ve tam sayıyı belirlerler...

TOPLU MEZARLARI KAZAN ARKEOLOGLAR...

3 Aralık 2010 tarihinde, Sihari’deki toplu mezardan notlarımı yayımlamıştım bu sayfalarda... Şöyle yazmıştım:

“Dün (2 Aralık 2010, Çarşamba) öğleye yakın saatlerde Sihari’ye (Kaynakköy) gidiyorum... Sihari’ye Kayıplar Komitesi kazı ekibinin kazmakta olduğu toplu mezara bakmaya, arkeologlarımızı görmeye gidiyorum... Ekip lideri Hazar Kaba arabamı parkettiğim Beşparmaklar’daki bayrağın tam altından alıyor beni ve birlikte kazı yerine gidiyoruz... Hazar, Deren, Demet, Erşen, Yorgos, Güliz, Maria, Stelyos, Ceren, Friksos, Marios ve Hrisanti adlı arkeologlarımız toplu mezarı kazarken, şiroda her zamanki gibi Ergin Bey var... Onlara iki de işçi yardımcı oluyor. Sihari’nin üst başında, Kıbrıslırumlar’ın “Aspro Mutti”, Kıbrıslıtürkler’in ise “Bozdağ” dedikleri 800 metre yükseklikte ise Uyum, Sofia ve Aspasia adlı arkeologlarımız bu tepelere saçılmış “kayıp” insanların kemiklerini toplamayı sürdürüyor.

Bir toplu mezarın görüntüsü nasıl olabilir? Öncelikle “Dehşet”in görüntüsüdür bu – insanların öylece çaresiz, ölümün onları yakalamış olduğu gibi, üstüste, karmakarışık yığılmış vaziyette toplu mezarda yattığını görmek, kanınızı dondurur... Arkeologlarımız bu görüntülere alıştılar – kimileri 2006’dan bu yana, kimileri daha yeni ama tümü de yavaş yavaş bu görüntüler karşısında donup kalmadan çalışmayı, “kayıp” insanları bulundukları yerden usul usul çıkarmayı alışmış, alışıyor...

Çam ağaçlarının ufak bir açıklık yaptığı bir yerde kazıyorlar toplu mezarı, havada çam ve ıslak toprak kokusu var... Kırmızı topraklar arasında, derinliği topu topu 50 santim olan bu toplu mezara 16 “kayıp” Kıbrıslırum gömülmüş... Oldukları gibi gömülmüşler: Üstlerinden çakıları, çatalları, ceplerinde bozuk paralarıyla, yüzükleri ve saatleriyle, anahtarlarıyla gömülmüşler... İkisinin çelik miğferleri başlarında duruyor...

2 Aralık 2010'da çektiğim bu resim, Kayıplar Komitesi kazı ekibinin Sihari'deki toplu mezar kazısını gösteriyor...

Buraya gömülürken üzerlerine kireç atılmış ancak kemiklerde hiç yanık yok, bu “kayıp” insanlardan geride kalanların durumu çok iyi, rahatlıkla DNA verebilecek durumdalar. Bu bile “kayıp” yakınları bakımından bir şans çünkü kimi zaman bulunan bazı kemikler DNA verecek durumda olmayabiliyor, uzun yıllar güneş altında kalmış olabiliyor...

Toplu mezarın yanına oturup birbuçuk saat süreyle, sessiz sedasız arkeologların çalışmasını izliyorum. Burada yatan – şimdilik – 16 “kayıp” insanın her birini bir kadın dünyaya getirmiş, onlara konuşmayı, yürümeyi, sevmeyi, gülümsemeyi öğretmişti... Ağladıklarında gözyaşlarını silen anneleri vardı onların, ölürken seslendikleri ama yanıt alamadıkları... Her birinin bir sevdiği vardı yolunu bekleyen ve her birini savaş denen canavar buracıkta, Sihari’de yakaladığında, geride kalan sevdikleri yıllarca onların yolunu gözleyecekti... Her biri için kimbilir ne çok gözyaşı döküldü, ne büyük umutlarla “Belki döner, herhalde döner, döner mi acaba?”larla beklendi... Ölümün dehşeti içinde, bir toplu mezarda, altalta üstüste yatıyorlar ve her biri arkeologlarımız tarafından özenle bulundukları yerden alınıyor, yavaş yavaş toplu mezar boşaltılıyor... Artık ailelerine dönüş süreci başlıyor, acı bir süreç olacak bu – capcanlı evlerinden çıkıp gittiler, savaş onları Sihari’ye sürükledi, şimdi küçücük birer tabut içinde gömülmek üzere ailelerine geri dönecekler... Gözyaşlarıyla yıkanacak tabutları ama belki sonra, çok sonra aileleri artık onun nerede olduğunu bilerek, “kayıp” oldukları günden bu yana felç olmuş hayatlarına bir noktadan devam edebilecek, yaslarını tutabilecekler ve hayatlarında artık “belki döner, acaba döner mi?” diye sorular olmaksızın devam edebilecekler...

Sessizce oturup toplu mezardaki çalışmayı izliyorum, zaman zaman aklıma bir şey takılırsa, Hazar’a soruyorum, o da sorularımı yanıtlıyor...

Toplu mezar yolun kenarında, “Yanık Konvoy” diye adlandırılan Kıbrıslırumlar’ın topçu birliği konvoyunun başlangıç noktasında bulunmuş. Buraya yıllar sonra çam ağaçları ekilmiş,  iki çam ağacından birisi “kayıp” insanların yattığı yerin içlerine doğru büyümüş – bu yüzden kökçükleri elle keserek yavaş yavaş temizliyor arkeologlar, aman kemiklere bir zarar gelmesin diye... Hazar “Çünkü tutup çekersek, kemikler dağılabilir” diyor...

Az sonra Deren, kemikler arasından bir roketatarın ucunu yakalıyor ve avucunda tutuyor... Birleşmiş Milletler mayın temizleme ekibi, bu toplu mezar kazılmadan önce buraya gelmiş ve toplu mezarın bulunduğu yeri taramış... Aletlerinde miğferler belli olmuş. Roketatarın ucunu inceliyorlar... Toplu mezardan çıkan herşey, “kayıplar”ın ceplerindeki çakıcıklar, çatallar, giysilerinin düğmeleri, bozuk paraları, anahtarları, yüzükleri ve saatleri, tasniflenip zarflanıyor, ailelere iade edilmek üzere...

Sessizliğin ortasında, çam ağaçlarının altında, sabırla kazıyor arkeologlar, daha deneyimli olanlar, daha az deneyimi olanlara kazı esnasında, nelere dikkat etmeleri gerektiğini öğretiyorlar, zaman zaman çıkan bir kemiğin ne olduğunu soruyorlar, daha az deneyimli olanları da böylece yetiştirmeye çalışıyorlar...

12 Ocak 2010'da Sihari'de Kayıplar Komitesi yetkililerine iki şahitle birlikte bazı olası gömü yerleri göstermiştik...

Arkeologlarımızın Brüksel’de “Kayıplar” konusunda Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen bir etkinliğe katılmaları için çok uğraşmıştım... Onların bu deneyimlerini uluslararası alanda paylaşmalarını çok istemiştim çünkü bugüne kadar bu kazılara katılan arkeologlarımız uluslararası alanda deneyimlerini paylaşmış değiller. Avrupa Parlamentosu’nda AKEL’in Avrupa Parlamentosu milletvekili Takis Hacıyeorgiu’nun davetlisi olarak düzenlediğimiz etkinliğe Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamında tüm ailesini yitirmiş olan Hüseyin Rüstem Akansoy, Balıkesir (Palekitre) katliamında tüm ailesini yitirmiş olan Petros Suppuris ve ben konuşmacı olarak katılıyorduk, başka konuşmacıların yanısıra... İki Kıbrıslıtürk ve iki Kıbrıslırum arkeoloğun da, Kayıplar Komitesi yetkilisi Christopher Girod ile birlikte bu etkinliğe katılarak bir sunuş yapmaları kararlaştırılmıştı. Herşey hazırdı, biletleri de alınmıştı, sunuşlarını da hazırlamışlar ve Kayıplar Komitesi yetkilileri de bu sunuşu çok etkileyici bulmuştu. Brüksel’e uçmamıza bir gün kala, Brüksel’den bazı Kıbrıslıtürk yetkililer müdahalede bulunarak, arkeologların Brüksel’e gidişini engellemeyi başardılar. Böylece bu önemli deneyimler, Avrupa Parlamentosu’nda paylaşılamadı. Kayıplar Komitesi’nden Christopher Girod, komiteden tek başına bu etkinliğe katıldı. Biz sunuşlarımızı yaptık, arkeologlarımız ne yazık ki yapamadı... Gelecekte başka konferanslarda deneyimlerini paylaşabilmeleri için biz elimizden gelen herşeyi yapmayı sürdüreceğiz ki dünyamız da onların elde ettiği bu insani deneyimlerden yararlanabilsinler... Yaptıkları iş sıradan, alelade, her gün yapılan bir iş değil, üstelik tüm kazılar her iki toplumdan arkeologların birlikte çalışmasıyla yürütülüyor, DNA laboratuvarında da, antropoloji laboratuvarında da tüm çalışmalar iki toplumlu olarak yürütülüyor... Şu anda dünyada böylesi deneyime sahip ancak birkaç ekip var – henüz “kayıplar”ın aranmaya bile başlanmadığı yanıbaşımızdaki Lübnan gibi yerlerde, dünyanın herhangi bir köşesinde “kayıp” sorunu olan herhangi bir ülkede, iki toplumdan arkeologlarımız biz Kıbrıslılar’ın barış elçileri olabilir ve tüm bu süreçte yapmakta oldukları bu zorlu işle başetme yöntemlerinden yeryüzünde buna ihtiyacı olan toplumlar da yararlanabilir...

Onlara bir paket baklava getirdim, kazı bittikten sonra tadımlık yesinler ve ağızları tatlılansın diye... Saat 3’e doğru öğle yemeklerini yiyorlar, kendi yemeklerini benimle de paylaşıyorlar... Ergin abi, iki tahta parçası ve birkaç taş kullanarak, onların oturup yemek yiyebilecekleri alçak iki oturma yeri yaratıyor... Çok yorgunlar ama şikayetleri yok... Az önce, 800 metre yükseklikte çalışan Uyum, Sofia ve Aspasia da aşağı indiler...  Belli bir noktaya kadar “Bozdağ”a arabayla çıkıyorlar ama ondan sonra en az 20 dakika sarp tepelere tırmanıyorlar, inerken pek çok kez düşüyorlar... Yakınmadan kalkıp üstlerini başlarını silkeleyip inmeye ya da çıkmaya devam ediyorlar...

Çamların altına birlikte oturuyoruz...  Sonra kazı yerini toparlamaya başlıyorlar, herşey dört çekişli arabalara yükleniyor, gitme vakti geldi... Geçen haftasonu da çalışmışlar, bu haftasonu da silme çalışacaklar... Toplu mezarı tümüyle temizleyinceye kadar hiç durmayacaklar – sonra aynı alanda kuşkulu başka yerleri de kazmaya devam edecekler...

Tümüne “Kolay gelsin” diyorum... Bu harika gençlerimiz, tarihimizin eksik parçalarını yerli yerine koymayı sürdürüyor ve biz de onlarla, onların yaptıkları bu anlamlı işle gurur duyuyoruz...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler... Sevgül Uludağ – 3.12.2010).

KALBURCİ’NİN KALINTILARI OKURLARIMIZIN YARDIMIYLA BULUNMUŞTU...

Sihari’de pek çok başka noktada da Kayıplar Komitesi kazı ekipleri kazılar yürütecekti... Sihari’ye pek çok kez gittim, Ocak 2010’da iki de Kıbrıslıtürk şahit götürmüştüm buraya, bunlar bir kuyunun etrafına saçılmış insan kemikleri görmüşlerdi. Bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine bu kuyuyu gösterdiler, bir çoban bu kuyuyu hayvanlarını suvarmak için “temizlemiş” ve kuyunun içindeki kemikleri, etrafa saçmıştı. İki Kıbrıslıtürk şahidimiz bu kuyuyu ve çevresindeki bölgeyi Kayıplar Komitesi yetkililerine o gün gösterdikten yıllar sonra Kayıplar Komitesi burada kazı yapmış, kuyunun içini de kazmış ve Sihari’de konuşlandırılmış Kıbrıslırum askerlerinin komutanı olan Yunan askeri yetkili, “kayıp” Kalburcis’ten geride kalanların bir kısmı bulunmuştu. Kısacası Kalburci’nin kalıntıları, okurlarımızın yardımlarıyla bulunmuştu... Bölgede bazı gaminilerde de bazı Kıbrıslırum “kayıplar” gömülüydü, 3’ü şurada, 5’i şurada derken, Kayıplar Komitesi kazı ekipleri bu bölgede pek çok kereler kazı yürütecek ve “kayıplar”dan geride kalanlara ulaşacaklardı...

Ben bu bölgeye pek çok kereler “kayıp” yakınlarıyla, o dönem bu civarda askerlik yapmış olan ve Sihari’den “kayıp” edilmiş arkadaşlarını arayanlar da buraya gelmekteydi, Kayıplar Komitesi yetkilileri’yle birlikte, bölgede daha fazla kazı yapılsın diye sık sık bu bölgeyi ziyaret etmekteydik.

Pek çok “kayıp” yakınının yanısıra, bu bölgeden “kayıp” edilenlerin silah arkadaşları da Sihari’yi ziyaret ederek bu bölgeyi kendi gözleriyle görmek istiyorlardı... Aradan geçen onlarca yıl sonrasında dahi, savaştan geride kalanlar bölgede saçılıydı – çam ve toprak kokulu bu bölgede savaş artıkları hala görülebiliyordu...