CSI (Olay Yeri İnceleme) Kıbrıs: Toplu mezarların hikayeleri... (7)

Sevgül Uludağ

Araştırmalarıma başladığım dönemde, pek çok insanın bilmediği en dramatik öykülerden birisi de “kayıp otobüs”ün hikayesiydi...

Yusuf Tosun’un sürdüğü otobüs, Larnaka’dan Dikelya İngiliz Askeri Üsleri’ne giderken yolda “kayıp” edilmişti... Otobüs şöförüyle birlikte otobüste 11 Kıbrıslıtürk vardı, İngiliz Üsleri’nde çalışmaktaydılar o günlerde ve işlerine gidiyorlardı... Otobüsün “kayıp” edildiği tarih, 13 Mayıs 1964 idi...

Aslında otobüs bazı Kıbrıslırumlar tarafından kaçırılmıştı – anlatılanlara göre aralarında Kıbrıslırum polisleri de vardı – kaçırılan otobüste bulunanlar Oroklini’ye götürülerek orada öldürülmüşler ve naaşları da bir su kuyusuna atılmıştı...

13 Mayıs 1964’te Larnaka’dan Dikelya’ya giderken “kayıp” edilen Yusuf Tosun’a ait otobüste, otobüsün şöförlüğünü yapmakta olan Yusuf Tosun’un yanısıra Ahmet Fadıl, Bayram Mustafa, Behiç Hasan Göksan, Hasan Durmuş, Hasan Hüseyin Fehmi, Hasan Mustafa Bari, Kamil Raif Dimililer, Kemal Enver Veloks, Kemal Mustafa Aydoğanlı ve Mehmet Ahmet Hindiyano bulunuyordu

Oroklini’de “kayıp” otobüste bulunan Kıbrıslıtürkler’in öldürülerek içine atıldığı kuyu, Oroklini’nin hemen dışında sayılırdı ve aslına bakılacak olursa Pile’den bazı Kıbrıslıtürkler de, o günlerde o taraftan gelen silah sesleri duymuş olduklarını hatırlıyorlardı...

“MİSİLLEME...”

Otobüs, 11 Mayıs 1964’te Mağusa surlariçine girmeye çalışırken iki Yunan subayı ve bir Kıbrıslırum’un öldürülmesinin “misillemesi” olarak kaçırılmıştı. Sözkonusu Yunanlılar ve Kıbrıslırum bir arabayla suriçine girmeye çalışmışlar, uyarı üzerine durmayınca ateş açılmış ve öldürülmüşlerdi. İki Yunan subayı ve bir Kıbrıslırum’un öldürüldüğüne dair haberler duyulur duyulmaz, o dönemin Yunan/Kıbrıslırum yetkililerinin emri üzerine bir “misilleme” hareketi başlatılmış ve o gün ve onu izleyen günlerde pek çok Kıbrıslıtürk Mağusa’dan Karpaz’a ve Mesarya’ya kadar her taraftan kaçırılarak “kayıp” edilecekti... Bazı Kıbrıslıtürkler NAAFİ mağazaları ve Barclays Bankası gibi çalıştıkları yerden alınıp “kayıp” edilirken, ticari ya da kişisel nedenlerle yolda bir yerden bir yere gitmekte olan başka Kıbrıslıtürkler de yollardan alınıp “kayıp” edilecekti. Hepsi de öldürülerek kuyulara, tarlalara, kimseciklerin onları bulamayacağı yerlere gömülecekti... O günlerde kaçırılan tüm Kıbrıslıtürkler sivil insanlardı, işlerine gitmekte olan işçilerdi, bir ninecik yenile doğan ve kendi adını taşıyan toruncuğunu ziyaret etmeye gidiyordu, yanında da bebek giysileri vardı... Ancak hiçbir zaman hedefine varamayacaktı – öldürülerek Lisi (şimdiki adıyla Akdoğan) dışındaki bir kuyuya gömülecekti, beraberindeki iki diğer Kıbrıslıtürk’le birlikte...

KUYUNUN YERİNİ KALLİS BULDU...

“Kayıp otobüs”ün hiçbir zaman Dikelya’ya ulaşmadığı ortaya çıkınca, insanlar sevdiklerinden bir iz aramaya girişmişlerdi ancak çaresiz bir çabaydı bu... Hiçbir yerde yoktular... Nasıl alındıkları ve öldürülüp nereye gömülmüş oldukları hakkında pek çok söylenti vardı...

Aradan yıllar geçecekti ve nihayetinde Ksenofon Kallis bu konuda çok çalışma yaptıktan sonra gömü yerinin tam noktasını bulabilecekti: “Kayıp otobüs”tekiler, Oroklini köyünün hemen dışında sayılan bir yerde, bir kuyuya gömülmüşlerdi...

Kallis o günlerde Kayıplar Komitesi Kıbrıslırum Üye Yardımcısı idi, tüm “kayıplar”la ilgili ayrıntılı araştırmaları kendisi yürütmekteydi – seneler boyunca hiç tatile de çıkmamıştı, yaz-kış durmak bilmeksizin çalışmaktaydı... İster Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum olsun, tüm “kayıplar”ın akibetini araştırmaktaydı...

Kayıplar Komitesi kazı ekibiyle birlikte Oroklini’de bazı kuyuların bulunduğu tarlalara gitti ve nihayetinde hangi kuyuda olduklarını da buldu. Kazı yapılınca, 11 “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar gerçekten de o kuyuda bulunarak kuyudan dışarıya çıkarıldılar...

“KAYIP OTOBÜSÜN İZİNDE...”

2006 yılında en iyi arkadaşlarımdan biri olan Destine’nin sevgili annesi Larnakalı Günay Devecioğlu “kayıp” otobüste bulunanların ailelerinin her birini bulmamda bana yardım edecekti... Larnaka bölgesinden tüm “kayıplar”ın yakınlarını bulmama da yardım edecekti – bu “kayıplar”ın çoğu bazı Kıbrıslırumlar tarafından öldürülmüştü ancak bazıları da bazı Kıbrıslıtürkler tarafından öldürülmüştü. Çok geniş röportajlar yapacaktım hepsiyle ve bu yazı dizisini “Kayıp Otobüsün izinde” başlığı altında bu sayfalarda bundan tam 17 sene evvel, Mayıs 2006’da “Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler” yazı dizimizin içerisinde yayımlayacaktım... Ancak yalnızca “kayıp otobüs”tekileri değil, Haşim Arap ve Süleyman Hüseyin Aspri gibi bazı Kıbrıslıtürkler tarafından öldürülen insanların öykülerini de Günay Hanım sayesinde yaptığım röportajlarla yayımlayacaktım...

“Kayıp otobüs”ün yanısıra, Larnaka’dan “kayıp” edilenlerin akrabalarını ziyaret edecektim – tüm adaya dağılmıştı bu “kayıp” yakınları... Trikomo’daydılar (Yeni İskele), Çatalköy’deydiler (Ayios Epiktitos), Mağusa’da ve Karpaz’daydılar... Tüm “kayıp” yakınları bana duygularını anlatacaktı, sevdiklerini nasıl da özlediklerini ve onların dönüşünü nasıl beklediklerini...

“O BİR KELEBEKTİR...”

“Kayıp otobüs”te eşi kaybolan ve o günlerde hayatını Çatalköy’de sürdürmekte olan bir kadın bana kocasının röportaj yapmakta olduğumuz eve bir kelebek şeklinde geldiğini anlatmıştı... Kocasının kendisini görmeye geldiğine inanmaktaydı... Bir başka “kayıp” yakını kadın bana kocası “kayıp otobüs”e binmezden bir gece önce kötü rüyalar gördüğünü ve sabahleyin eşine işe gitmemesi için yalvarmış olduğunu anlatacaktı: İçinde kötü bir his vardı... Ancak elbette o günlerde erkekler hayatlarını kazanabilmek maksadıyla işe gitmek zorundaydılar, evde kalmak onları kurtarmazdı... Gitmişti eşi, otobüse binmiş ve bir daha geri dönmemişti...

Bu “kayıp” otobüste bulunan 11 Kıbrıslıtürk’ün gömü yeri, Kallis ve onun Kayıplar Komitesi’ndeki ekiplerinin çalışmaları sonucunda bulunup kimliklendirilecekti – ben de bazı cenazelere katılacaktım... Haftalar boyunca “kayıp” yakınları özel bir mezarlık yaratılarak hepsinin aynı yere gömülmesi konusunu tartışmışlardı, sonuçta bunu başaramamışlardı, herkes kendi sevdiğini alıp 1974 sonrası göçmen olarak gittikleri yerlere onları ayrı ayrı defnetmek durumunda kalmışlardı... Kayıplar Komitesi’nin kazısı 2006 yılı sonlarında yapılmış, 2009 yılının Nisan ayında ise DNA ile kimliklendirmeler tamamlanmıştı... 2009 yılı içerisinde “kayıp” otobüste bulunan 11 Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar, farklı farklı yerlerde düzenlenen törenlerle toprağa verilecekti...

“Kayıp otobüs”te bulunan sevdiklerinin hatırasına deniz kenarında bir yer alarak bir orman yaratmaya çalışmışlar  ancak bu da tam olarak başarılı olamamıştı çünkü aynı yeri başka gruplar da istiyordu – nihayetinde onlara başka bir yer gösterilmiş fakat başka bir grupla bunu paylaşmaları gerekmişti – istedikleri yer de Türkiye’den gelip Kıbrıs’a yerleşmiş olan bir başka gruba piknik alanı olarak kullanılmak üzere verilmişti.

KAYIP YAKINLARIYLA OROKLİNİ’YE ZİYARETLER...

Ancak benim işim burada bitmemişti... Tüm bu sefalet ve trajediden daha anlamlı birşeyler yaratmak istiyordum – Oroklini’de bulunan rahmetlik arkadaşım Mihalis Kirlitças ile sürekli bu konuları konuşmaktaydık. Harika bir arkadaştı, büyük bir barışseverdi, ressamdı, tüm hayatını Kıbrıs’ı ve dünyamızı daha iyi bir yere dönüştürme çabası içerisinde olmuştu... O beni çok harika bir kadınla tanıştıracaktı: Eleni Mihail... Eleni, “Nea Yenya” yani “Yeni Kuşak” adlı Oroklini’de bir gençlik dans grubunun lideriydi. Kıbrıs’ta tanıdığım en harika insanlardan biriydi Eleni Mihail. “Kayıp otobüs”te akrabaları bulunan “kayıp yakınları”nın Oroklini’ye birlikte ziyaretimizi o ayarlayacaktı, o dönemin Oroklini Muhtarı da bizi karşılayacaktı... Kuyunun bulunduğu yere giderek “kayıp” yakınlarıyla birlikte kuyunun üstüne, burada “kayıp” edilmiş olanlar hatırasına zeytin fidanları dikecektik... Ve seneler boyunca Eleni düzenli olarak bu zeytin fidancıklarını sulayacak, bunun için su taşıyacak, fidancıkların aşırı sıcaklarda ölmemesini, yaşamasını ve büyümelerini sağlayacaktı...

Her sene Oroklini toplu mezarına ziyaretlerde bulunacaktık, 13 Mayıs’ta “kayıp” edilmelerinin yıldönümü nedeniyle... Ve bu toplu mezar yerinde onları anacaktık...

TÜM TOPLUMU MAHKUM ETMEK DOĞRU DEĞİL...

Bu arada Mihalis Kirlitças kansere yenik düşüp vefat edecekti, geride pek çok eserini bırakacaktı... “Kayıp otobüs”te akrabaları bulunanlar, ziyaretlerinden birinde, Kirlitças’ın eserlerinden oluşan sergiyi ziyaret edecekti... Hepsinin de Eleni Mihail ile güzel ilişkileri vardı – belki bu da bütün Kıbrıslırumlar’ın ve bütün Kıbrıslıtürkler’in aynı olmadığı konusunda onları ikna edebilirdi... Aramızda iyi insanlar da var, kötü insanlar da var, korkunç insanlar da var, faşist insanlar da var, her iki toplumda da, adamızda bulunan tüm toplumlarda da bu böyledir. Her çeşit insan vardır bu adada... Cinayetlerden ve katliamlardan söz ederken büyük genellemeler yaparak koca bir toplumu mahkum etmemiz doğru değildir... Otobüste bulunan 11 Kıbrıslıtürk’ü öldürenler gibi, diktiğimiz zeytin ağaçlarını sulayıp bunların hayatta kalmasını ve “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in hatırasının yaşamasını sağlamak için yardım eden Eleni gibi insanlar da var, bizi sıcak biçimde, dostlukla karşılayanlar da var...

Eleni’yle birlikte Oroklini’de pek çok etkinlik düzenledik: Yakınlarını katliamlarda kaybetmiş olan Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar Oroklini’ye gelerek konuşmalar yaptılar, bunlar arasında Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamında tüm ailesini kaybetmiş olan büyük barışsever Hüseyin Rüstem Akansoy da vardı... Etkinliklerimizdeki konuşmacılar arasında, hem Kıbrıslıtürk, hem Kıbrıslırum “kayıplar”ın, hem 1964’ten, hem 1974’ten “kayıp” edilenlerin gömü yerlerini bulmamıza yardım eden Kiriakos Andreu gibi muhteşem insanlar da vardı...

SİYASİ PARTİLERDEN ORTAK ZİYARET...

8 Mart 2009 Dünya Kadınlar Günü’nde, bir otobüs dolusu Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadını Oroklini’ye götürmüştük – burada ilk zeytin fidancığını o toplu mezarın, Oroklini’deki o kuyunun üstüne dikmiştik...

2018’de ise her iki toplumdan siyasi partileri Oroklini’deki bu toplu mezara götürdük... Bunlar, Slovakya Büyükelçiliği’nin 1980’li yıllardan beridir evsahipliği yaptığı siyasi partilerin her ay yapılan buluşmalarına katılan partilerdi – onlar da Oroklini’deki kuyuya çiçekler koyarak burada “kayıp” edilen 11 Kıbrıslıtürk’ü anacaklardı... “Kayıp otobüs”te babası “kayıp” edilmiş olan Celal Dimililer, o gün arkadaşımız Eleni Mihail’e iki toplumdan siyasi partilerin teşekkürünü içeren bir plaketi takdim edecekti, kuyunun başında...

Geride kalan da işte budur: Geçmişi nasıl ele alıyoruz, geçmişten ne tür dersler çıkarıyoruz... Daha fazla nefret ve daha fazla acı yerine, Eleni Mihail ve rahmetlik Mihalis Kirlitças ile yeniden uzlaşma ve birbirimizi anlama yolunu seçtik bu konuda... Barış yolunu seçtik...