CSI (Olay Yeri İnceleme) Kıbrıs: Toplu mezarların hikayeleri… (15) (a)

Sevgül Uludağ

Benim için en dikkat çekici iki toplu mezardan söz etmiştim – birisi Hamit Mandrez, diğeri ise Koççinodrimitya’daki toplu mezarlardı bunlar… Bunları “dikkat çekici” yapan, çok çarpıcı biçimde, dönemin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerinin/asker veya polisin, bu mezarların yaratılmasında oynadığı önemli roldü…

Hem Hamit Mandrez’de, hem de Koççinodrimitya’da yaratılan toplu mezarlar, 1963-64 tarihini taşıyorlardı. Hamit Mandrez’de yaşananları bir önceki yazımda özetle aktarmaya çalıştım. Bugün de Koççinodrimitya üstünde durmak istiyorum…

BİR İHMAL SONUCU ORTAYA ÇIKAN GERÇEK…

Aslında herşey çok değerli arkadaşım, “kayıp” yakını Maria Yeorgiadu’nun ufak bir ihmali sonucunda ortaya çıktı benim için. Maria ve eşiyle birlikte ben ve canyoldaşım Zeki Erkut, Figardu köyünde bir öğle yemeğine gidecektik bir haftasonu... Maria, oradaki lokantada yer ayırtmayı üstlenmişti. Ancak bunu yapmayı ihmal etti. Arkadaşı Stella’ya “Bize lütfen oradan bir zahmet yer ayırt” dedi fakat Stella bunu yapmayı unuttu veya aradı, hat meşgul çıktı, sonra da aklından mı çıktı... Tam bilemiyorum. Anlaştığımız gün Figardu’ya gittiğimizde, lokanta ful doluydu ve dışarıda şiddetli bir yağmur başlamıştı – verandada oturmak mümkün değildi. İçeride hiç yer yoktu. Anlaşıldı ki, rezervasyonumuz yoktu... Öylece kalmıştık, ne yapacağımızı bilemiyorduk. İşte o zaman küçük oğluyla bir masada oturan iyi kalpli bir Kıbrıslırum halimize acıdı ve “Gelin masamı paylaşalım” dedi. Severek kabul ettik çünkü yağmur şiddetlenmişti ve bu havada geri dönmek istemiyorduk. Bu Kıbrıslırum’un masasına yerleştik hemen... Sohbete girişince, bu iyi yürekli Kıbrıslırum’un aslında Koççinodrimityalı olduğunu, bu köyle ilgili bazı sırlar bildiğini öğrendik. Benim “kayıplar” konusunda hem YENİDÜZEN, hem de POLİTİS’te yazdığımı öğrendiği anda, 1963’lerde Koççinodrimitya’da öldürülerek sıra kuyulara gömülmüş olan bazı Kıbrıslıtürkler’den söz etmeye başlamıştı... Maria’yla birbirimize bakıyorduk ve “Bu karma olmalı” diye düşünüyorduk – Maria’nın bir ihamli sonucu, karşımıza Koççinodrimitya’daki toplu mezarların öyküsü çıkıvermişti işte... Bu iyi kalpli insanla anlaştık ve birkaç gün sonra onu Koççinodrimitya’da ziyaret ettik... Köye Maria’yla birlikte gidecektik... 2008’den başlayarak, 2009’da da köyü ve bu Kıbrıslırum şahidimiz ve ailesini birkaç kez ziyaret ederek araştırmalarımızı sürdürecek, konunun ayrıntılarını ve toplu mezarların yerlerini öğrenip bu konuda Kayıplar Komitesi yetkililerini şahitlerle birlikte ayrıntılı biçimde bilgilendirecektik.

SIRA KUYULARA GÖMÜLMÜŞLERDİ...

Koççinodrimitya’nın öyküsü gerçekten tüyler ürpertici, korkunç bir öyküydü... Bu köydeki bazı aşırı sağcı Kıbrıslırumlar, hem Ayvasıl katliamına katılmışlar, hem oradaki bazı evlerin bahçelerinden çaldıkları demir gancellileri köye getirip kendi evlerinin etrafına koymuşlar, hem de Ayvasıl’dan çaldıkları hayvanlarla kendi çiftliklerini kurmuşlardı... Aynı “tim” bu yoldan geçmek zorunda olan bazı Kıbrıslıtürkler’i de yakalayıp bir süre Koççinodrimitya polis karakolunda tuttuktan sonra onları alıp öldürmüş ve Koççinodrimitya’nın hemen dışındaki sıra kuyulara gömmüşlerdi... Peristerona’da polislik eden iki Kıbrıslıtürk de bu köye getirilip polis karakolunda tutulmuş, sonra da öldürülüp kuyulara atılmışlardı. Aynı şekilde Koççinodrimitya polis karakolunda görevli Kıbrıslıtürk polis olan Hasan Nural Cevdet de onlarla birlikte öldürülüp kuyuya atılmıştı.

Hüseyin Osman Arap, Ahmet Osman Recep, Özer Ekrem Emin, Şevket Cemal ve Hasan Nural Cevdet öldürülerek bir kuyuya atılmıştı. Ertan Ali ve Rifat Salih ise öldürülerek bir başka kuyuya atılmıştı. Ertan Ali ve Rifat Salih, Lefke’den portokal yüklü bir kamyonla yola çıkmışlar ama hiçbir zaman gitmek istedikleri yere varamamışlardı. Portokal yüklü kamyon, yol kenarına parkedilmiş vaziyette kalmıştı Koççinodrimitya’da, Ertan Ali ve Rifat Salih ise polis karakoluna götürülmüştü. Sonra da öldürülmüşler ve kuyuya atılmışlardı. Portokalları ise bu cinayetleri işleyenler köylülere dağıtmışlardı. Aredyulu Şevket Cemal ise motosikletiyle Akaça’daki işine giderken yoldan alınıp Koççinodrimitya polis karakoluna konmuş, ardından o da aynı akibete uğramış, öldürülerek kuyuya atılmıştı...

Koççinodrimitya'daki bu kamyon, köylülere göre bir Kıbrıslıtürk'e aitti, öldürüldü, kamyonu kullanıldı senelerce...

MARİA’YLA GÖRDÜKLERİMİZ...

Koççinodrimityalı Kıbrıslırum arkadaşımız bize köyü dolaştırmış ve sessiz sedasız, halen köyün ortasında duran ve büyük olasılık Rifat Hacısalih’e ait olduğu tahmin edilen kamyonu ve benzer tarihten bir diğer kamyonu daha işaret etmişti... Bu o kadar korkunç birşeydi ki! Bu Kıbrıslırum’un anlattığına göre, portokal yüklü kamyon bir süre yol kenarında durmuş, ardından da dönüşüme uğrayarak vidanjör olarak çalıştırılmak üzere modifiye edilmiş ve kullanılmaya başlamıştı... 1963’ten 2008’e, 2009’a kadar geçmiş olan 45-46 yıl sonra bu kamyon köyün ortasında hala duruyordu! Maria’yla tüylerimiz diken diken olmuş vaziyette bu kamyona bakıyorduk... Kıbrıslırum arkadaşımız bize diğer kamyonu da gösterdi... Plakaları değiştirilmiş ve kaydı başkasının üstüne yapılmış bu kamyonlardan birisi, sonradan EOKA-B’ci olacak o dönemin “aktif” tetikçilerinden birisinin yakını adına kaydedilmişti.

Koççinodrimityalı Kıbrıslırum arkadaşımız bize, Ayvasıl’da bir Kıbrıslıtürk’ün evinden çalınıp modifiye edilerek bir evin etrafına takılan gancellileri de gösterdi – bahçe demirleri, bunu çalan Kıbrıslırum faşistin evinin etrafına yerleştirilmişti. O gancelliler de aradan 45-46 yıl geçtiği halde orada duruyordu. Koççinodrimitya sanki bir utanç anıtı gibiydi... Kanımız donmuş vaziyette, Lefkoşa’ya döndük Maria’yla... Ama tekrar gittik Koççinodrimitya’ya çünkü buradaki Kıbrıslırum arkadaşımız bize sıra kuyuların yerini gösterecek, harita da verecek ve bu sıra kuyuların tam konumlarını bilen bir arkadaşını da yanında getirecekti...

Topladığımız tüm bilgileri Kayıplar Komitesi’yle paylaştık, bu sayfalarda da kaleme aldık...

Ancak “laumi” denen bu sıra kuyularda Kayıplar Komitesi’nin kazılara başlaması için aradan 4-5 sene geçecek ve nihayetinde ancak 2013 yılında kazılar yapılmaya başlanacak, böylece buradaki bir kuyudan beş “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten, bir diğer kuyudan da iki “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar bulunup çıkarılacaktı.

(Devam edecek)