CSI (Olay Yeri İnceleme) Kıbrıs: Toplu mezarların hikayeleri... (10)

Sevgül Uludağ

Strovulo’nun Parisinos bölgesinde Kayıplar Komitesi’nin yeni bir kuyu kazısına başladığını öğrendik dün...  Strovulo’nun Parisinos bölgesi, Kıbrıslıtürkler’in toplu olarak “kayıp” edilmiş olduğu bir yerdi...

Strovulo’yla ilgili pek çok yazı kaleme aldık bugüne kadar – bu bölge bir zamanlar ıssız bir bölgeydi, şehirden uzakta olmadığı için de katiller için “uygunuklu” bir öldürme ve masum insanları ortadan kaldırarak “kayıp” etme yeri olagelmişti...

ŞAHİTLERİN GÖRGÜ TANIKLIĞI...

Bu konuda dünden itibaren görgü tanıklarının anlattıklarını yayınladık hatırlatma babında... Bugün de 22 Ocak 2014’te bu konuda bu sayfalarda yayımladığımız yazıyı aktarmak istiyoruz... Şöyle yazmıştık:

“...Bu bir Hollywood filmi değil, gerçek…

Hayır, bu bir Hollywood filmi değil, 15-16 yaşlarında beş-altı kişilik bir genç grubunun çifte cinayete tanıklık edip de ömür boyu sessiz kalacakları bir Amerikan macera filmi değil… Bu gerçek… Tanık oldukları soğukkanlı infazı kendi aralarında bile konuşmayacakları bir film değil… Böylesi filmleri televizyonda da, sinemada da çok gördük… Ama bu film değil gerçekti… 15-16 yaşlarındaki beş altı kişilik gençler grubunun arasından  bir tanesi ortak bir arkadaşımızın onu epeyi bir cesaretlendirmesi sonucu en sonunda gelip benimle buluşmayı ve bildiklerini paylaşmayı kabul etmesi de gerçekti… Bir film senaryosu değildi…

Beş altı kişilik genç bir öğrenci grubuydular, yaşları 15-16’ydı, bir gün bir bahçeye meyva toplamaya gitmişlerdi… Mevsimlerden ilkbahar ya da yaz aylarının ilk günleri olabilirdi çünkü bana konuşan o zamanların genci, şimdilerin yaşlı adamı, kısa kollu gömlek giydiklerini hatırlıyor… Aylardan Nisan ya da Mayıs’tı, yıllardan 1964…

Bu olayın geçtiği mekan Lefkoşa’nın Strovulos bölgesindeki Parisinos yöresiydi, CINEPLEX yakınlarında bir yer…

Meyva toplamaya gittikleri bahçede portokal ağaçları vardı, incir ağaçları vardı, gonnara vardı… Belki okulu kırıp birazcık eğlenmeye ve meyva toplamaya gitmişler ve bu portokal bahçesini bulmuşlardı… Tellenmiş olan bu bahçeye girmişlerdi, meyva toplayıp yiyorlardı – tellenmiş bu alanın dışında binalar yoktu, bomboş araziler uzanıp gidiyordu çünkü yıllardan henüz 1964’tü, aylardan Nisan ya da Mayıs’tı, hava sıcak olmalıydı çünkü bu gençler kısa kollu gömlekleri içindeydiler, bahçede buldukları meyvaları koparıp koparıp yiyorlar, gülüşüyorlardı, 15 yaşlarının verdiği vurdumduymazlıkla…

Meyva toplayıp yerken, bir landroverin yaklaştığını duymuşlar, paniğe kapılmışlardı… Meyva hırsızlığı yaparken yakalanacaklarını sanıp paniklemişlerdi! Saklanmaya çalışıyorlardı, meyva çaldıkları anlaşılmasın diye…

Polis landroveri telli portokal bahçesinin hemen dışında durmuş, Sten tipi tüfekleriyle iki kişi landroverden aşağı inmişti. İki kişiyi landroverden dışarıya çıkarmışlardı, birisi orta yaşlı bir adamdı, diğeri bir gençti…

Onları yan yana, yüzleri yola gelecek şekilde durdurup Stenleriyle ateş etmeye başlamışlardı.

Bu infazın gerçekleştirildiği noktada toprak yığınları bulunduğundan, gençler, bu adamların buraya önceden bir çukur kazmış olduğunu düşünmüşlerdi – böylece öldürülen bu iki kişiyi oraya gömeceklerini düşünmüşlerdi.

Gençler infaz edilen bu iki şahsın, Kıbrıslıtürkler olduğunu varsaymışlardı… Gündüz vaktiydi, öğleden sonranın erken saatleri…

Gençler bu ateş açıp öldürme olayı karşısında şoke olmuşlardı, tanık oldukları çifte cinayet karşısında dehşete düşmüşlerdi – infazdan sonra landroverin oradan ayrıldığını görmüşlerdi.

Ağızlarını sımsıkı kapatmışlar ve bir daha bu olaydan bahsetmemişlerdi – kendi aralarında bile bu dehşet verici olayı konuşmaktan kaçınmışlardı. Ömür boyu sürecek bir sessizliğe gömülmüşlerdi.

Aradan yıllar geçmişti, bu gençlerden ikisi ölmüştü… Şimdi bu dehşet verici infazı hatırlayıp da hayatta kalmış olanların sayısı üç-dört kişiydi bu gruptan…

Üç yıl kadar önce, 1964’te bu infaza tanıklık etmiş olanlardan birisi bir arkadaşıma bu olayı anlatacak, o da beni bularak duyduklarını aktaracaktı. Hatta alıp beni olayın geçmiş olduğu noktayı da gösterecekti.

Burası iki “kayıp” şahsın olası gömü yeriydi… Ancak ona bunu anlatan şahıs burayı gelip göstermeyi reddecekti – aradan onca yıl geçmiş olmasına karşın hala şoku atlatamamıştı…

9 Aralık 2013 Pazartesi günü, bana bu olayı aktaran arkadaşımla tesadüfen Alfamega’da karşılaşıyorum ve bana gösterdiği yere ilişkin bir gelişme olup olmadığını soruyor. Ona bu yeri Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiş olduğumu ama arkadaşının önemli bir görgü tanığı olarak bizzat gelip bunu bize göstermesi gerektiğini, bunun çok daha iyi olacağını anlatıyorum. Hemen arkadaşını arıyor ve onu gelip bize ve Kayıplar Komitesi yetkililerine bu yeri göstermeye ikna ediyor. Hemen ertesi günü buluşmayı kararlaştırıyoruz. Derhal Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerini arıyorum ve ertesi günü bu şahitle görüşmeyi kabul ediyorlar.

Böylece 10 Aralık 2013 Salı günü şahitle buluşmaya gidiyoruz. Bu Kıbrıslırum şahit, çok üzgün bir insan, hüznü yüzüne nakış gibi işlenmiş, gözlerine baktığınızda ne kadar üzgün birisi olduğunu anlıyorsunuz.

Strovulos'ta geçmişte yapılan kazılardan birinden görünüm...

“Bu olay olduğunda neler hissettiydiniz?” diyorum…

“İnsan yaşamının hiç değeri olmadığını düşündüydüm” diyor… “Bazıları için insan yaşamı çok kolay harcanabilecek kadar ucuzdu… Bu bizim için çok büyük bir şoktu, öylesine büyük bir şoktu ki bu olaydan sonra neler olup bittiğini kendi aramızda bile konuşamadık. Yıllarca sustuk, hiç konuşmadık. Ben bu olaydan karıma bile söz etmediydim… Sanırım 1989 veya 1990 yılıydı, yurtdışındaydık, bir Noel gecesiydi, işte o gece açılıp karıma tanık olduğum bu dehşet verici olayı anlattım… Ancak karıma bile bunu anlatabilmem yıllarımı almıştı…”

Bu iki bilinmeyen şahsın tam olarak nereye gömülmüş olduklarını kendi gözleriyle görmedikleri için Kayıplar Komitesi’nin bu konuda araştırma yapması gerekecek. Acaba iki Kıbrıslıtürk “kayıp” olduğu sanılan bu şahıslar, öldürüldükleri yere mi gömülmüşlerdi yoksa az ilerideki kuyulara mı? Buradaki toprak yığınları bu iki “kayıp” şahsı gömmek üzere hazırlamış oldukları bir çukurdan mı çıkarılmıştı? Yoksa burada bir kuyu mu vardı? Yolun karşısında da bazı kuyular vardı, acaba oradaki kuyulara gömülmüş olabilir miydiler?

Bulunduğumuz yerden daha ileride, yolun karşısında iki kuyudan dokuz “kayıp” Kıbrıslıtürk’ten geride kalanlar, yapılan kazılar sonucu bulunmuştu Kayıplar Komitesi tarafından. Bunlar 1963-64 “kaybı” Kıbrıslıtürkler’di ve onlardan geride kalanlar ailelerine iade edilerek defnedildiler. Açıkçası tüm bu bölge bir infaz alanıydı, insanlar buraya öldürülmek ve kuyulara gömülmek üzere getiriliyordu…

1964’te işlenmiş çifte cinayet bölgesine bizi getirerek burayı göstermiş olan arkadaşıma da, bizimle buluşmayı kabul etmiş olan şahide de teşekkür ederek onlarla vedalaşıyoruz. Şahit, telefon numarasını vermek istemiyor çünkü içinde o günlerin şoku ve korkuları kalmış… Ortak dostumuzun insancıllığı ve teşviki olmasaydı, bu şahit belki de bildiklerini mezarına götürecek ve asla konuşmayacaktı… Bu arkadaşım tıpkı bir melek gibi onu konuşmaya, tüm öyküyü anlatmaya ikna ediyor, ona bu yeri göstermesini sağlıyor, sonra da üç yıllık bir çaba ardından onun buraya bizzat gelip olay yerini bize göstermesini sağlıyor… Arkadaşıma tüm bunları yapmayı başarabildiği için yeterince teşekkür edemem asla…

Bu olaya tanık olmuş olan ve halen hayatta olan o günün gençleri Kıbrıslırumlar’a bir çağrı yaparak, isimli veya isimsiz bildiklerini benimle paylaşmalarını istiyorum – eğer bu iki “kaybın” gömü yeri hakkında daha fazla bir şey görmüşlerse, beni aramaları çağrısında bulunuyorum ve bunu 12 Ocak 2014 tarihinde, yazılarımın Rumca olarak yayımlanmakta olduğu POLITIS gazetesi aracılığıyla yapıyorum…

Hayır, bu bir Hollywood filmi değil, beş altı gencin bir çifte cinayete tanık olup da yıllarca sessiz kaldıkları, kendi aralarında bile bunu konuşamadıkları, korku içinde sustukları, televizyonda izlediğimiz bir gerilim filmi değil… Aradan yarım asır geçtikten sonra aralarından birinin çıkıp da bize bu çifte cinayetin yaşandığını göstermesi de bir Amerikan korku filminden bir sahne değil, bu bir gerçek… Burası Kıbrıs adası, 2014 yılındayız, 1964’te güpegündüz Parisinos’ta, Strovulos bölgesinde, Lefkoşa’da iki “bilinmeyen” şahsın öldürülmesinden söz ediyoruz… Bu konuda daha fazla bilgisi olan okurlarımız beni isimsiz olarak arayabilirler – isminizi söylemek istemezseniz, bunu size sormayacağım… Yeter ki bu iki “kayıp” şahsın acılar içinde bekleyen yakınlarının gerçeğe ulaşmalarına yardımcı olabilelim…”

10 Aralık  2013'te iki Kıbrıslıtürk'ün bir landroverle Parisinos'a getirilerek öldürüldüklerine  tanık olan bir Kıbrıslırum şahitle, bu bölgeyi Kayıplar Komitesi yetkililerine göstermiştik...

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler... Sevgül Uludağ – 22.1.2014).

BÖLGEDEKİ GÖMÜ YERLERİ...

Bir başka Kıbrıslırum okurumuz daha, bu bölgedeki olası gömü yerleri hakkında bize bazı bilgiler aktarmış, biz de bunları 23 Mayıs 2016’da  bu sayfalarda aktarmıştık. Şöyle yazmıştık:

“Bir Kıbrıslırum okurumuzdan: Parisinos’ta gömü yaptıklarına tanık olduydum…”

“Bir Kıbrıslırum okurumuz bizi arayarak şu bilgileri paylaşmak istediğini söyledi:

“Yazılarınızı sürekli okurum, geçtiğimiz aylarda Strovulos-Parisinos bölgesiyle ilgili yazdıklarınızı da okudum. Ben da tanık olduklarımı paylaşmak istedim.

Benim babam Baflı’dır – ancak çok uzun yıllar önce, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs çok fakir olduğu ve iş olmadığı için Baf’tan ayrılarak Lefkoşa’nın Strovulos bölgesine yerleşmeye karar verdiydi. Baf’tayken, pek çok Kıbrıslıtürk arkadaşı vardı…

Strovulo’nun Parisinos bölgesinde yaşıyorduk. Ben da okula yaya olarak gider gelirdim…

O günlerde yani 1960’lı yıllarda bu bölge böyle değildi – henüz bu evler, sinemalar, dükkanlar yoktu – bomboş arazilerdi…

Biz o zamanlar çok şey bilmezdik – kuş lastikleriynan efgalipto ağaçlarının oralarda “avlanmaya” çıkardık… O günlerde yarasa boldu – yarasa avlardık ve bunları inanabilir misiniz, o zamanlar pişirip yerdik…

Bir akşam gene bu bölgedeydim, ağaçların arasından bölgeye bir kamyon geldiğini ve “yükünü” boşalttığını gördüm.

Şu anda o bölgede bulunan beyaz bir ev vardır, bu evin olduğu yöreye boşalttıydı “yükünü”…

“Yük” dediğim da 1963-64’te öldürülmüş Kıbrıslıtürkler’di…

Benim tahminim 10-12 kişi kadar vardı o bölgeye gömülenler…

Bu bölgede kazı yapıldığını, iki kuyudan 9-10 kişi çıkarıldığını bilirim ancak hatırladığım kadarıyla, bu benim gördüğüm grubun gömüldüğü yer kazı yapılmış olan o iki kuyu değildi…

Size sözünü ettiğim o beyaz evin civarıydı…

Nitekim o ev, 1974’te darbede rol almış olan bir şahsın akrabalarına aittir duyduğum kadarıyla – istersanız bunu da araştırabilirsiniz.

Bu kadar sene bu gördüklerimi kimseye anlatmadım ancak sizin yazdıklarınızı görünca, sizi aramaya karar verdim. Sizi aramayı çok düşündüm ancak şimdi uydurabildim…

Bu civarda Kayıplar Komitesi’nin daha araştırma yapması lazımdır.

Çünkü bence bu bölgede gömülü bir grup “kayıp” Kıbrıslıtürk daha vardır – ben bizzat buna tanık olduydum…

Lütfen çalışmalarınıza devam ediniz…”

Bu okuruma, paylaşmış olduğu bu bilgiler için sonsuz teşekkürler...”

(YENİDÜZEN – Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler – Sevgül Uludağ – 23.5.2016)