Çözümü şeytanlaştırmak

Cenk Mutluyakalı

Günlerdir, neredeyse "Korkmayınız da çözüm olmaz ha!" tonunda bir tartışma var.
En önemli korkumuzun "çözümsüzlük" olduğunu bağırmaktan ne zaman vazgeçtik?

***
Çözüm yoksa eğer...
Şimdiki bu "rezil" düzen korunacak a dostlar!
Hem de olabildiğince gelecek belirsizliğiyle...
Hem de çok daha güvensiz...

Hani Tufan hocam sık sık ve haklı olarak "Yeni bir hayal kırıklığına izin vermeyeceğiz," diyor...

Elbette müzakere için müzakere, yani göstermelik zirveler olmamalı...
Güçlü bir iradeyle, soğukkanlı ve bilge yolunu yürüyecektir, kuşkumuz yok...

Ama bir şeyi de unutmayalım...
Biz zaten büyük bir hayal kırıklığının içinde yaşıyoruz.

Kendi ülkemizde yabancı olduk, daha neyimiz kırılacak...
Çocuklarımıza "Gelme," diyoruz, "buralarda hayat yok..."
Tam da "azınlık" olduk ülkede...
Çözümsüzlük koşulları bu...

Elbette tümden ölmedik, yok olmadık ama şimdiki düzen, yani çözümsüzlük sürerse de gelecek yok...

***
Toprak verecekmişiz.
Ha, hepsi bizimdi öyle mi?
Niye "komisyon" kurduk o zaman...

Tam tersi aslında...
Toprağına sahip olacaksın gerçekten...
Bir çözümle sahip olacaksın çözümsüzlükle değil...
Uzlaşırsan eğer.

Avrupa Birliği'nde bir ülkenin siyasi eşit ortağı olacağız ama bir şımarıklıktır gidiyor...
O kırmızı çizgi, bu kırmızı çizgi...

Yani biz, "elimizden aldıkları" ne varsa geri istiyoruz haklı olarak... Ama kimsenin elinden bir şey almamışız gibi davranıyoruz.

Yani paylaşmayı şeytanlaştırarak...
Çözümü...
Barışı...

Sanki ortak bir ülkemiz olmayacak...
Sanki sadece Kıbrıs Türklerinin korkusu var, endişesi var, ihtiyacı var, mağduriyeti var...

Elbette çözümü konuşurken bugünün değişen koşulları, hassasiyetleri, gerçekleri masada olacak...

O nedenle zaten dönüşümlü başkanlık, siyasi eşitlik, iki kesimlilik, kurucu devletler...

Ama formül de belli...
Ne yaparsan yap...
Kıbrıslı Rumlar, dünyada tanınmış devleti paylaşacak seninle...
Çünkü kurucu ortağısın...

Sen de başkasının toprağı üzerinde bir hayat kurmuşsun...
İade konuşulacak.
Tazminat konuşulacak.
Takas konuşulacak pek tabii...

Bir de "güvenlik kaygıları" var karşılıklı... Yeni bir Kıbrıs'ta herkes kendini güvende hissedecek...

Bir tarafın güvenliği diğer tarafın korkusu üzerine inşa edilmeyecek...

***
Dünyaya açıldığımız, olabildiğince belirsizliğimiz, her gün kirlenmişliğimiz yokmuş gibi yeni bir çözüm sürecine heyecan duyacağımıza, statükonun devamına teselli arıyoruz.

Böyle giderse kokacağız ada yarısında...
Ama burnumuzdan da kıl aldırmayız tavrı...

***
Öyle "düşmanlık" yaklaşımıyla gelecek konuşulmaz...
Güvensizlik üzerinden...

"Tek egemenlik de olmasın..."
"Tek kimlik de olmasın..."
"Toprak da güvenlik de hiç tartışılmasın..."

"KKTC kimliğini teslim eden gelsin, Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğini hemen alsın," dense...
Taşucu'na uzanacak kuyruk, Mersin'e...

Ama hep "almak" üzerinden bir yaklaşım, "paylaşmak" değil...

Çözüme dair korku duvarı yaratılmış...
Barış umudundan utanır olmuş adeta ahali...

Ne bu böyle!
Statükoyu parlatmak da yeter!