Çözümsüzlükte ilaç bile yok!

Tayfun Çağra

Başımdaki ağrılar nedeniyle Almanya’da aradığım ama Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle getiremediğim ilacı anlatmıştım geçen yazımda…

Daha doğrusu bir paragraf bahsetmiş ve gelecek yazımda yazarım demiştim.

İstanbul’daki doktorum aslında bant olan bir ilacı “ancak Almanya’da bulursun” dediği için Almanya’daki eczanelere ulaştık. Ancak eczaneler AB menşeli reçete istediklerini söyleyip durdular.

Türkiye de AB ülkesi olmadığı için reçete veremiyor, bu da doktorun çok da umurunda değil aslında… O bir ilaç söylemiştir, sen bunu bulmakla mükellefsin. Kıbrıs’ın güneyinde sorduk bu ilacı, onlarda da yok. Hatta belki oradan reçete alabiliriz kanallarını da zorladık ama ilaç orada bulunmadığı için reçete de veremiyorlar.

İngiltere’yi aradık. Belki vardır diye… Evet varmış ama o da reçete istiyor. Evet, AB üyesi değil artık ama o da kendi ülkesinin reçetesini istiyor.

He yolu denedik ilacı bulmak için ama olmadı derken İngiltere’deki akrabalar imdadımıza yetiştiler. Bu da bir şans olsa gerek; O akrabaların tanıdıkları bu bantları kullanmış ve yanında da fazladan kalmış. Getirelim dedik ama bu sefer de ne kargo, ne posta yoluyla bunları getirmek olmuyor. Ancak yolcu beraberinde olabileceği için hemen gelecek olan birilerini aradık, bulduk ve öyle getirebildik.

Şimdi anlaşıldı herhalde! İlaca ulaşabilmek bile AB üyesi olmaktan geçiyor. Hiç olmazsa her tarafta geçerli olabilecek bir reçeteye sahip olabilmenizden.


Saç-sakal kuralı mı geliyor?

Çıkarma Plajı 30 yıllığına Güvenlik Kuvvetleri’ne verilmiş. Vakıflar’a ait olan (o da nasılsa) plaj için Barış Kuvvetleri ve Güvenlik Kuvvetleri ile oturulmuş ve önemli bir istişareden sonra yani tek taraflı bir kararla değil, iki komutanlıkla sürdürülen görüşmeler sonunda Güvenlik Kuvvetleri’ne 30 yıllığına kiralanmış.

Amaç, tarihi dokuyu korumak ve o günkü ruhu yaşatacak bir müze haline getirmek olarak belirtilmiş aynı zamanda… Zaten plajın tepesinde o günkü ruh olabildiğince yaşatılıyor. Çıkarma gemisi, jet, tank, helikopter zaten var olan Anıt’ın yanına yerleştirilmiş. Demek ki yeterli olmamış.

Böyle olunca düşünüyorum da; Girne Antik Liman’dan kalkan turistik günlük gemi turlarının son durağı genellikle Çıkarma Plajı oluyor ve yolcular Çıkarma Plajı’nın sularına dalıp serinliyorlardı. Şimdi ‘askeri bölge’ denip bu olay engellenecek mi?

Öte yandan Girne’nin doğusunda olan Barış Plajı’na elinde askeri belgesi olan bazı siviller de girerken saç-sakal kuralları uygulanıyor… Acaba diyorum şimdi de batıda aynı şartlar mı geçerli olacak yoksa plaja girişler doğrudan yasak mı olacak?

Bir öneri; Yapılacak müzeyle birlikte hava parasına plajın özele kiralanıp bir gelir elde edilmesi de düşünülebilir.


LA Plajı ve iddialar

Bir de LAÇ Belediyesi beldesinde olan ve yıllardır atıl durumda kalan LA Hotel durumu var. Bu yıl LAÇ Belediyesi LA Tatil Köyü’nün plajını düzenleyip ‘halk plajı’ olarak kullanıma açtı. Güzel oldu, belediye emekçileri güzel bir iş yaptılar, bazı yiyecek içeceklerin satılacağı güzel bir de satış yeri açtılar. LAÇ Belediyesi Başkanı Fırat Ataser de seçim öncesi böyle bir yatırımın getirisini toplamaya çalışıyor ancak gerçek böyle değilmiş iddiası var.

İddia şu ki aslında LA Hotel’i Tüfekçi Şirketi almış, tadilatı başlatmış ve plajı da şimdilik Belediye’nin kullanımına vermiş. Tabii Tüfekçi görünürde olan çünkü Türkiyeli bir ortak varmış. Tüfekçi de herhalde yasalar gereği olması gereken küçük ortak imiş iddiası var.

Başka bir iddia da; O bölgede leb-i derya denen, yani toprakla birlikte denizi de içine alan tapularla LA’yi ve dolayısıyla plajı da Merit’ler almış deniyor. Meritlerin bir KKTC’li ortakları olması gerekliliği uzun zamandır kalmadı sanırım. Yani öyle bir ‘ortakçık’ ihtiyacı da yok.  

Yani Ataser’in “plajı halkın hizmetine sunduk” şeklindeki şu andaki gerçekliğin çok da doğru olmadığı söyleniyor ama gerçekten de o sunumun sürekli olması en büyük dileklerimden…

Umarım ben ve iddia edenler haksız çıkar.