ÇÖZÜM MÜ ÇÖZÜLME Mİ?

Sinan Dirlik

 

Kıbrıs’ta “Oldu olacak!”, “Bu sefer tamam!”, “Bu son şans!” diye ittire ittire bilmem kaçıncı kez masaya gelen çözüm ihtimali kimi nasıl heyecanlandırır bilinmez ama “ölü balık gibi” izlediğim şu son sürece kayıtsızlığım, en azından etrafımdakileri sinirlendiriyor. Peki, söyleyeyim ne düşündüğümü.

Türkiye’ye rağmen bir çözüm mümkün değilse (ki evet, en azından Kıbrıslı Türkler Türkiye’siz bir çözüm olmayacağını düşündüğü için bu böyle) diğer unsurlar açısından durum ne olursa olsun, işin Türkiye boyutundaki “olabilirliğine” bakmak ve buradan hareketle “yakın dönemde” Kıbrıs’ta bir çözüm olup olmayacağına dair fikir yürütmek mümkün.

Anayasal düzeni değiştirmek ve islamofaşist bir başkanlık rejimini kurmak üzere güçlü bir ittifak oluşturan AKP- MHP ikilisi, Nisan ayında gerçekleştirmeyi hedefledikleri referandum sürecinde Kıbrıs’ta bir çözüme dönük adım atabilir mi? Elbette hayır!

Türkiye seçmeninin muhafazakâr- sağ yapısı düşünüldüğünde, AKP- MHP ittifakının başarılı biçimde anayasal düzeni değiştirip, Türkiye’yi islamofaşist bir rejime taşımaları halinde Türkiye’nin gündeminde “Birleşik Federal Kıbrıs” diye bir şey olabilir mi? Elbette hayır!

Velev ki Hayır cephesi başarılı olur ve AKP-MHP ittifakı, anayasa değişikliğini ve Türkiye’yi başkanlık rejimine taşımayı başaramazsa, Türkiye erken seçime gider ve olmaz a, mesela CHP iktidara gelirse… Programına, tutum ve söylemine bakarak, olası bir CHP iktidarının “Birleşik Federal Kıbrıs” diye bir çözüm seçeneği olabilir mi? Elbette hayır!

İktidarından muhalefetine gündeminde Kıbrıs olmayan, olduğu halde de retoriği “Kanla aldık, vermezük” ten öteye gitmeyen Türkiye’nin çözümle ilişkisi bundan ibaret.

Eğer Türkiye’siz bir çözüm olmaz, olamaz diyorsanız, AKP’li, MHP’li ya da CHP’li Türkiye’nin gerçeği bu.

Ha, birileri çıkıp da “efendim AB var” diyorsa, sadece AKP- MHP ittifakının AB ile ilişkileri taşıdığı noktaya değil, AB içerisinde Türkiye ile ilişkilere giderek daha soğuk bakan sağcılaşmanın “sürece katkı ihtimaline” de bakması gerekir. Türkiye’nin siyasi gündeminde AB ağırlığını yitireli çok oldu. Ve buna üzülen, bu ilişkilerin yeniden düzelmesi için istek duyan ve çaba sarfeden de hiç kimse yok artık. Dolayısıyla Kıbrıs sorununa AB’yi müdahil kılmanın, bunun Türkiye üzerinde baskı yaratması ihtimalinin bir karşılığı da kalmadı.

En azından Kıbrıslı Türklerin beklentisi ve isteği doğrultusundaki bir çözüm olasılığının ortaya kalktığı iklimde başka bir tehlike var: çözüm güçlerinin çözülmesi tehlikesi…

Bence kendisini çözümün adresi olarak gören siyasi oluşumların, on yıllardır çözümden gayrı söz söylememesinin, her şeyi çözüme ve çözüm sonrasına havale etmesinin yıllardır yarattığı sinsi tahribat artık büyük bir siyasal çöküntünün sinyallerini veriyor. 

Kıbrıslı Türkler için bu “moment” asıl şimdi bir var oluş ya da yok oluş ayrımı için kader anını oluşturuyor. Genel olarak Kıbrıs sorununda, özel olarak Kıbrıslı Türkler- Türkiye ilişkilerinde paradigma değişikliğini gerçekleştirebilecek bir siyaset hem Kıbrıslı Türkleri hem de Kıbrıs solunu geleceğe taşıyabilecek. Aksi takdirde AKP’siyle, MHP’siyle, CHP’siyle Mersin alan kodunda yapılacak küçük bir değişiklikten ibaret bir “çözümden” ötesini düşünmüyor “yeni Türkiye!”…