Coğrafi Tarih ve Kıbrıs Sorunu Çözümü…

Kutlay Erk

 

Okullarda coğrafya ve tarih ayrı dersler olarak okutulur. Ancak tarih, insanoğlunun yaşadığı ve hatta yaşamadığı coğrafyalarda, karalarının ve denizlerinin altındaki ve üstündeki zenginliklere doğrudan ve dolaylı egemen olmak ve sömürmek için geçirdiği süreçler ve olaylardır. Coğrafyalara egemenlik, coğrafyalarda yaşayanlara egemen olmak ile mümkün ve dolayısıyla coğrafyaların tarihi, insanlık tarihini de kapsamaktadır.

Yani tarih ve coğrafya, okullarda okutulduğu gibi birbirinden ayrı iki bilim değildir. Yani tarih, coğrafyalarda, egemenlerin her varlığı sömürüsü için, sömürülenlerin de kendilerinin ve dolayısıyla da coğrafyalarının kurtuluşu için yaşadıklarının bugüne aktarılan hikayeleridir…

Küresel ve uluslararası ilişkileri anlamak, çözmek ve siyasetler geliştirmek için coğrafi tarih ile bakmak ve yorumlamak gerek… Churchill, uluslararası ilişkilerde dostlar değil çıkarlar olduğunu ve çıkarların temini ve korunması için de ittifaklar kurulduğunu söylemişti; sömürgeci bir ülkenin siyasetçisinin bir itirafıdır bu…

Geçmişte olduğu gibi bugün de nice coğrafyalar uğruna tarihler yazılmaktadır. Çok-uluslu emperyal şirketlerin ülkesi ve hamisi ABD, yedeğindeki Birleşik Krallık ile birlikte, hangi coğrafyanın karasının ve denizlerinin altında ve üstünde sömürülecek bir kaynak bulunsa, o coğrafyalarda olmak için doğrudan veya dolaylı yollardan oralardadır. Afganistan’da askerleriyle, Suudi Arabistan’da işbirlikçi şeyhleri ile… Karadeniz ve kuzey denizleri arasına sıkışan Rusya’nın Akdeniz’e inmek ve bölge coğrafyalarını doğrudan veya dolaylı olarak egemenliği altına alıp sömürebilmek stratejisi asırlardan beri sürmektedir; bugün Suriye’de olmalarının nedeni budur.

Ortadoğu’da 1967 yılı 6 Gün Savaşı’nda İsrail’in Suriye’den işgal ettiği ve halen çekilmediği Golan Tepeleri, bölge ülkelerinin su kaynağıdır. Benzeri durum, Nepal’de Himalaya Dağları’nın da dahil olduğu Tibet Platosu’nda da var; Hindistan, Çin ve Bangladeş’in büyük akarsuları buradan besleniyor. Bu ülkelerin sosyal ve ekonomik refahları, bu akarsular üzerinde kurdukları çok büyük hidroelektrik santrallerine ve barajlarına bağımlı… Çin’in Nepal’i işgal etme arzusunun kaynağı Tibet Platosu’na egemen olmaktır. Mısır coğrafyasındaki bir Nil Nehri, bir Süveyş Kanalı, Mısır’ın coğrafi tarihinin ana unsurlarıdır. ABD sermayesi tarafından tamamlanıp, onlar tarafından yönetilmek üzere 1914’te açılan 50 millik Panama Kanalı 160 ülkeyi ve 1700 limanı buluşturuyor; Panama buranın yönetimini 2000 yılında devraldı, tarihi coğrafyasındaki kanaldan çok etkilendi.

Dünyanın en büyük bakır madeni kaynaklarına sahip Şili’nin tarihi coğrafyasındaki bu zenginliğin doğrudan ve dolaylı sömürülmesi için egemen olma süreçleridir.

Fransa ve Almanya arasında yer alan ve tarihte bu iki devlet arasında sürekli el değiştiren Alsace-Lorraine bölgesinin problemi coğrafyasındaki zengin demir ve potasyum madenleri idi. AB’nin oluşumu, Fransa ve Almanya’nın bu bölge coğrafyasının ekonomik değerlerinde ortak egemenlik ve kullanım anlaşması ile gerçekleşti; AB’nin coğrafi tarihi böyle başladı. Bu örnekler ve daha niceleri, dünyanın coğrafi tarihini yazmıştır.    

Kıbrıs adasının da coğrafi tarihi vardır ve Kıbrıs’ta yaşayanlar coğrafyasının sahip olduğu önemden dolayı adasının egemenliğini hep başka coğrafyaların egemenlerine kaptırmıştır. Dolayısıyla, Kıbrıs sorununu şimdi çözmek isteyen Kıbrıslı siyasilerin, adanın coğrafi tarihini bilerek ve tekrarlanmaması için bir çözüm bulması gerekiyor. Evet, BM ölçütlerinde federal çözüm, ada coğrafyasının iki tarafını birleştiren ve siyasi yönetim olarak bütünleştiren bir çözüm ama coğrafi tarihin öğretileri ile bir çözüm… Evet, ada birleşmelidir ama ada, halklarının tam siyasi eşit ortaklığı ile yönetilmelidir; başka coğrafyaların yönetimde egemen olmasına boşluk bırakmayacak bir düzenleme ile yönetilmelidir… Adanın coğrafi önemi nedeniyle ilgi ve çıkarları olanların doğrudan veya dolaylı olarak egemen olacağı değil ama onların ilgi ve çıkarlarının ada halklarının sürdürülebilir refahı ve varlığı için kullanılabileceği bir çözüm. Çözüm antlaşmasında bunun ince ayarı yapılabilmeli ve halklar da kendi coğrafyasının tarihini barış içinde birlikte yaşayarak sürdürebilmelidir.

Kıbrıs’ın denizlerinde bulunan doğal gaz, bugünün ekonomik zenginliği ve gücü olarak görülebilir ama coğrafi tarihin yeni bir unsuru olacağı da kesindir. Bu coğrafi tarih ya eskinin doğal gaz üzerinden bir tekrarı, ya da doğal gaz üzerinden akıl yüklü yenisi olacaktır. Kıbrıslı tarafların siyasi liderleri, adanın coğrafyası ile tarihini, okullarda okutulduğu gibi, ayrı ayrı düşünürse hata yapacak; bugünkü siyasetlerini coğrafi tarih öğretisi ile değişmezlerse, sürdürülebilir çözüm ve barışa ulaşmak mücadelesi devam edecek.

Kıbrıs coğrafyası ve Kıbrıs tarihi yok, Kıbrıs’ın çileli bir coğrafi tarihi var, çözüm çilelerin yeniden yaşanmaması için kurgulanmalıdır.