Çocukluğun Gaspı

Cenk Mutluyakalı

Kolej sınavlarının ardından "Yaralı çocuklar ülkesi" diyerek yeniden kaşımıştım, ortak yaramızı...

Eğitim dünyasından pek çok geri dönüş aldım, pek çok farklı paylaşım okudum.

DAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülen Uygarer’in bu trajedinin pedagojik ve psikolojik boyutuna ayna tutan sarsıcı analizi bugün köşemde: "Bu süreç çocuğun çocuk olma hakkını korur mu, yoksa gasp mı eder?"

***
Sistemsizliğin bir parçası olmak adına, çocukların çocukluğundan çalınmasına müsaade edilmesini tebrik tutar hale gelişimiz ve bunun toplumca "en makul seçenek" olarak kanıksanması... Bu yazıya, öncelikle bir eğitimci, ardından da çocukların kalbine dokunmayı amaç edinmiş bir insan olarak bu acı gerçeğe ayna tutmak için başladım.

Bugün çocukların "dayanıklı bir profile" sahip olabilmesi adına birçok modern pedagojik söylem havada uçuşuyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde; sürece dayalı hiçbir değerlendirmenin olmadığı, gelişimin tamamen resmin dışında tutulduğu bir gerçeklik var. Henüz 10-11 yaşlarında, hayatın en güzel iyileşme, öğrenme ve var olma şansı olan "oyunu" ellerinden alan bir sınav sisteminin içindeyiz.

Dün itibarıyla bu sınavın sözde kutlamaları ve derin hüznü eş zamanlı olarak yaşanmaya, sosyal medya mecralarında hızla sergilenmeye başladı bile.

"Başaranlar" evet, bir şekilde başardı ve bunun gururunu dijital panolarda resmediyor.

Peki ya diğerleri?

Süreçte yapısal ya da çevresel birçok sebep yüzünden işlerin istediği gibi gitmediği, başarının sadece bir puana indirgendiği bu sistemde; hüznü, hayal kırıklığını ve acıyı sessizce bir çerçeveye saklamak zorunda kalan çocukların mahrumiyeti ne olacak? Geçen bir ya da birden fazla yılın, çocukluktan çalınan o kıymetli zamanların hesabı nasıl tutulacak?

Topluma, sisteme ve vicdanlarımıza şu soruları sormak zorundayız:

Sıralama sınavları, bizim çocuklarımızın ne kadar eşsiz, ne kadar güzel ve değerli çocuklar olduğunu bizlere söyleyebilir mi?

Sadece 5 seçenek arasından bir doğruyu seçmek, bir çocuğun zihinsel sürecindeki soyut muhakeme yeteneğinin ne kadar işlevsel olduğuna dair gerçek bir yorum yapabilir mi?

Bu testler, bir çocuğun ahlâkî değerler üzerinden konuşmasına, adalet ve empati duygusunu yeşertmesine şans tanır mı?

Ve en önemlisi; bu süreç çocuğun "çocuk olma hakkını" korur mu, yoksa o hakkı güpegündüz gasp mı eder?

Bu soruların cevabını hakkıyla vermek, tek bir çocuğu dahi geride bırakmayacak, bireysel öğrenme hızlarını ve farklılıklarını dikkate alacak bütünsel bir eğitim inancını benimsemekten geçer.

Şunu net bir şekilde idrak etmeliyiz: Bu ülkenin her bir çocuğu eşit ve en iyi eğitimi almadığı sürece, bizim onları fiziksel ve psikolojik olarak ne kadar koruyabildiğimiz koca bir soru işaretidir.

Çocuklarımızı sistemin nesnesi değil, hayatın öznesi olarak görebildiğimiz gün gerçek eğitimi konuşmaya başlayabiliriz.