Çocuklardan özür

Sami Özuslu

 

Ben de, sen de, o da...
Hepimiz...
Bu dünyada bizden sonra yaşayacak kaç nesil varsa, biz ‘daha önce doğanlar’ özür borçluyuz onlara...
Hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz ne yazık...
Ne varsa bu dünyada ‘çirkinlik’ adına, onları biz yarattık çünkü, kendi ellerimizle...
Ve çocuklarımıza ‘mahvedilmiş bir dünya’ bırakıyoruz özetle...

***

Bu sene Dünya Çocuk Günü’nde ne diyeceğiz çocuklarımıza biz?
Ne diyebiliriz ki, yalansız?
Hiç!..
“Ey çocuklar, size güzel bir gelecek yarattık” diyebilir miyiz, yüzümüz kızarmadan?
“Pırıl pırıl bir çevre” bıraktığımızı iddia edebilir miyiz?
“Savaşsız, sömürüsüz bir dünya” peki?
“İnsanın insana kul olmadığı bir yarın” yarattık da onu mu söyleyeceğiz pembe yanaklı, saf bakışlı yavrularımıza?

***

“Ey çocuklar, sizler bizim göz bebeğimizsiniz...”
Laf!..
“Geleceği sizler kuracaksınız...”
Neyle ve nasıl?
“Size güvenimiz tamdır...”
Kuyruklu yalan!..
“Devletimiz sizler için vardır...”
Yemezler!..

***

Çocuklarımız artık boş laflara doyacak cinsten değiller.
Bizim bilmediğimizi bilebiliyor, öğrenebiliyorlar veletler!..
O yüzen gerçekten de yemezler!..
Boş lafları yutmaz bu nesil kolay kolay...
Boş verelim o yüzden kabak doğramayı ve aynaya da bakarak en azından “yalancı” konumuna düşmeyelim çocuklarımızın karşısında...
Söyleyelim onlara nasıl bir gelecek bıraktığımızı...
Hem onlar bilsinler, hem de biz vicdan azabı çekmeyelim bir de...

***

Nasıl bir dünya ve gelecek bırakıyoruz biz çocuklara hakikaten?
Pis bir çevre... Yeşil değil, giderek kahverengileşen bir bitki örtüsü... Değişen bir iklim... Sera etkisiyle delinen bir gök kubbe... Yağmur yerine çamur ve asit taşıyan bulutlar... Bronzlaşmanın yanı sıra kanser yapan bir güneş... Her yağışta sel, baskın, felaket...
Başka?
Bol silahlı bir dünya ve ülke... Tanklar, toplar, tüfekler... Mermiler, uçaklar, helikopterler... Konvansiyonel, elektronik, ful otomatik savaş aygıtları... Nükleer, kimyasal, biyolojik ‘toptan öldürücü’ler... Milyarlarca dolarlık savaş (pardon savunma) bütçeleri...
Daha?
Gelir adaletsizliği... G(Gelişmiş)-8’ler... F(Fakir)-250’ler... Açlıktan, sefaletten ölen Afrikalı çocuklar... Batı’nın yüzyıl önce yok ettiği hastalıklar... Aş için göçen milyonlar...
Sonra?
21’inci yüzyılda devam eden diktatörlükler... Faşist kafalılar... Kelle uçuran firavunlar... Dini totaliter rejimler... Okula yollanmayan çocuklar... İnsandan sayılmayan kızlar... Fuhuşa zorlanan körpe bedenler... Emeği sömürülen çocuklar... Sokaklarda dilenenler... Kimsiz, kimsesiz çocuklar...
Eee?
Düşük ücretler... Sosyal güvencesizlik... Sosyal devletsizlik... Bol diploma... Bol okul... Bol üniversite... Ama sıfıra yakın iş bulma imkanı... Torpil, adam kayırma, ahbap-çavuş ilişkisi... Göç... Özlem... Umutsuzluk... Mutsuzluk...
Yetmez mi?

***

Sen, ben, o...
Hepimiz...
Bu dünyada onlara, yani çocuklarımıza ve bundan sonra yaşayacak olanlara özür borçluyuz.
Böylesi bir dünya bırakıyoruz diye...
Bize bırakılanı düzeltemedik, güzelleştiremedik diye...
İstemiş olsak da, başaramadık diye...
“Dünyayı güzellik kurtaracak” diye başlayan şiirin sonunu ciddiye almadık diye...
Ve ‘kötü’lere terk ettik dünyanın geleceğini şekillendirsinler diye...
Özür dileriz çocuklar...