Son günlerde Kıbrıs Rum basınında güney Lefkoşa’da düzenlen bir sergide ressam Emin Çizenel’in bir eserinin sergilenmesini protesto eden bazı Kıbrıslı Türklerin, gazetecilerin ve Ekoloji Hareketinin yaptığı açıklamalara yer veriliyor. Protestonun gerekçesi olarak, Emin Çizenel’in KKTC bayrağını çizmiş olması gösteriliyor. Kimi de olayı anlama zahmetine bile katlanmadan, Kıbrıslı Rumlar arasında büyük rahatsızlık yaratan Beşparmak dağlarındaki KKTC bayrağının “Çizenel’in işi” olduğunu söylüyor!
Ben bu türden “protestolarla” birkaç yıl önce karşı karşıya geldim. Avrupa Parlamentosu’na davet ettiğim bir grup sanatçı arasında Emin Çizenel de vardı ve ünlü ressam parlamentoda güzel ve anlamlı bir de konuşma yapmıştı. O zaman birileri derhal harekete geçerek şahsıma karşı bir kınama kampanyası açmaya çalışmıştı. “Nasıl olur da KKTC bayrağını çizen birini Avrupa Parlamentosu’na davet ederdim...” Bugün Emin Çizenel’i saldırgan bir üslupla protesto edenler arasında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu aynı veya benzer çevrelerdir. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve sembollerini “koruma” altına almayı kendilerine görev bilen bu çevreler, aslında sembolleri kitsch’e çeviren banal-milliyetçi bir anlayışla “sembol kavgası” kuruyorlar. “Kıbrıs Cumhuriyeti elimizde kalan son silahtır” diyorlar ve devletin sembollerini ötekini dövmek için “sopa” olarak kullanıyorlar. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sembollerinin ortak semboller olamadığını görmezden gelerek Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs bayrağına sahip çıkmaya çağırıyorlar, sahip çıkmayanları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “düşmanı” ilan ediyorlar. Ortak özellikleri, Federal Kıbrıs fikrine ve Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımına karşı olmalarıdır.
Oysa, gerçek şudur ki, Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu 1974’de kadar Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağıyla adeta dalga geçiyordu. Sadece Yunan bayrağını kendi bayrakları sayıyorlardı. 1974’ten sonra Kıbrıs bayrağını kısmen benimsemişlerse, bu, bayrağı daha çok Kıbrıslı Rumların bayrağı olarak gördüklerindendir. Ayrıca, hala yanına mutlaka bir Yunan bayrağı koymayı ihmal etmiyorlar. Fakat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağıyla böyle bir serüveni olmadı. Bir Kıbrıslı Türk olan ressam İsmet Güney Bey’in çizdiği bayrakla doğru dürüst tanışmadan kendilerini etnik çatışmaların içinde buldular. 1964 yılından beridir de kendilerini Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin sembolleriyle özdeşleştirmiyorlar. Ayrıca, zaman içinde kendilerine has hassasiyetleri ve sembolleri oluştu. Tanınmayan KKTC’nin bayrağının Kıbrıslı Türkler arasında temsil gücü tartışılmaya açıktır ama KKTC’nin tanınmamış olması Kıbrıslı Türklerin etno-politik bir toplum olarak varlığını ortadan kaldırmıyor! Ve her etno-politik toplum gibi Kıbrıslı Türklerin de kendi sembolleri vardır.
Hafıza Savaşı
Bu konu, diğer konular gibi ülkemizde devam etmekte olan “hafıza savaşının” bir parçasıdır. “Haklılık” ve “Haksızlık” üzerine kurulmuş bu savaşın en önemli sonucu, negatif halüsinasyona kapılıp öteki toplumun mağduriyetini ve benliğini görmezden gelmektir. Bu savaşa geniş kitlelerin bilinçli olarak katıldığını söylemek zordur. Daha çok, kurumların, ideolojik aygıtların sürdürdüğü bir “hafıza savaşıdır” bu. Gündelik hayata sızan ve ani reflekslere yol açan bu savaş, dışarıdakileri “ötekileştirirken”, içerdekileri “hizaya getirmek” için yapılmaktadır. Bunun için ille de kitlelerin aktif katılımı veya desteği gerekmiyor. Eleştirel ve öz eleştirel aklın sessizleştirilmesi veya sesinin cılız çıkması yeterlidir.
“Zor Geçmiş” ve Birbirimizi Kabul Etmek!
BM yetkilileri son yıllarda sık sık Kıbrıslıları “zor geçmişlerinin” esiri olmaktan kurtulmaya davet ediyor. Fakat, gerçek şudur ki, bu ülkede toplumlar ortak bir geleceğe doğru yürüyeceklerse, etnik çatışma, savaş ve göç gibi travmatik olgularla dolu “tarih ve bellek bagajlarıyla” birlikte yürüyeceklerdir. İnsanlık hatalarıyla ve zaaflarıyla, zaman zaman da geriye düşerek ilerliyor. Elbette, o bagajlardan ne kadar eken arınırsak, yükümüzü ne kadar hafifletirsek, o kadar iyidir. Bunun için, ötekinin gerçeğini görmezden gelmeyi bırakıp ötekini belleğimizde misafir etmemiz, hafızamızda yer açmamız gerekiyor. Bir tür bellek-değiş-tokuşu yapmalıyız. Hakikat ve Uzlaşma alanında çaba sarf etmek tam da bu açıdan çok önemlidir. Zaaflarımız ve hatalarımız olmasaydı Kıbrıs Sorunu zaten olmazdı. Esas olan, yüzleşmemiz ve Stefan Zweig’ın dediği gibi, “yanlışlarımızı anlamamız ve aşmamız”, “geçmişi, geleceğin yaratıcı hazırlayıcısı” olarak görüp “yarının tarihi” açısından ele almamızdır.
Yarının tarihi, dünün kanlı çatışmalarından arınarak kalıcı barışa ilerlemenin tarihi olmalıdır. Bu, Ötekini reddederek, “kutsal imtihandan” geçirerek veya benliğine saldırarak yapılamaz. Ne de “Ben Haksızım, Sen Haklısın” demek çözümdür. Böyle bir yola girersek İsa’nın söylediği yere varırız: “İlk taşı günahsız olan atsın!” Kıbrıs’ta “ilk taşı atacak” birini bulabilir miyiz? Sanmıyorum! Eğer Kıbrıs’ta ortak bir gelecek kurmak istiyorsak, geçmişten çıkaracağımız derslerle ortak yaşama dair bazı şartlar öne sürebiliriz. Fakat, bunu tek taraflı dayatmalar şeklinde değil, özneler-arası diyalog ve konsensüs arayarak yapabiliriz. Toplumsal Sözleşmeler ve Anayasalar bunun için vardır!
Gelgelelim, eklektik bir tutumla “Hafıza Savaşını” sürdürenler ortak bir gelecek istemedikleri için bunu yapıyorlar. Dertleri şunun, bunun, benim, senin, onun geçmişte ne yaptığı değil! Gelecekte yapılmasını istemedikleri şeylerin yapılmasını engellemek, örneğin iki toplumun eşit olarak barış içinde bir arada yaşamasının yolunu tıkamak için geçmişi eklektik bir biçimde eşeliyorlar. Çünkü, milliyetçi tahayyüllerinde hala ya tahakküm vardır, ya da ayrılma!
Kıbrıslı Rum Milliyetçilerle Paslaşan Kıbrıslı Türkler!
Son günlerde Kıbrıs Rum televizyon kanallarında bazı Kıbrıslı Türklerin Emin Çizenel’i “protesto ettiklerine” dair haberler yapıldı. Ekoloji Hareketinin eski başkanı Yorgos Pertikis de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Emin Çizenel’e tepki gösterenlerin başında “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni savunan Kıbrıslı Türklerin” geldiğini iddia ediyor. Perdikis ısrarla, ilk tepkilerin Kıbrıslı Rumlardan değil Kıbrıslı Türklerden geldiğini vurguluyor! Ayrıca, bu Kıbrıslı Türklerin, “Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarına” karşı da öfkeli olduklarını, büyük bir düş kırıklığı yaşadıklarını iddia ediyor, çünkü, “KKTC’yi destekleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyen Emin Çizenel gibi isimlere” Rum resmi makamlarının tahammül gösterdiğini düşünüyorlar! Pertikis paylaşımında bazı Kıbrıslı Türklerin isimlerine de yer veriyor. Bu isimlere burada değinmeyeceğim. Fakat, Kıbrıs’ın kuzeyinde milliyetçi politikalara karşı çıkan, kendilerini “anti-milliyetçi”, “solcu” ilan eden ve “hakikati” söyleme cesaretine sadece kendilerinin sahip olduğunu iddia eden “kibirli” kişiler olduklarını söyleyebilirim. Ortak özellikleri, kendi toplumunun milliyetçiliğini eleştirirken öteki toplumun milliyetçiliğini görmezden gelmeleri ve Perdikis gibi federal çözüm karşıtı Kıbrıslı Rumlara yakınlık duymalarıdır. Ne hikmetse! bu isimler genellikle barışsever Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumları hedef tahtasına oturtuyorlar.
Sayıları çok az olmakla beraber Kıbrıs Rum toplumunda da benzer bir tutum içinde olanlar vardır. Türk tarafının yaptığı her şeyi doğru buluyorlar! Bu tür kimseler, içine doğup büyüdükleri topluma karşı diş bilerler. Ya beklentileri karşılanmadığı için, ya da kendilerini layık gördükleri konumda görmedikleri için, ya da benim bilmediğim başka nedenlerden ötürü kendi toplumlarına karşı öfke ve hınç duygularıyla doludurlar. Bu duygular da onları diğer toplumun barışsever olmayan, anti-milliyetçi olmayan ve solcu olmayan kesimlerinin yanına savuruyor!