Çirkef yatağı

Cenk Mutluyakalı

Çirkef yatağında gülistanlık olmaz” derdi Arif hoca.
Olur olmasına da aynı hayatı yineleyerek farklı sonuç beklemekle olmaz.

*  *  *

Yaşadığımız yer çirkef yatağıysa eğer tümüyle de “masum” değiliz.
Bir bakınız çevrenize!
Hatta kendinize…
“Bu düzenin neresine ilişmişim?” diye sorunuz.
Yoksa en kolayı “ötekini” suçlamak…

*  *  *

Tufan hocanın kampanyası şu sloganla noktalanmıştı:
“Söz veriyoruz BİZ olacağız.”
İşin aslı epeydir bunu başaramadık.
Hep “BEN” kaldık!
BİZ olsak, olmayı başarsak, belki de çok başka bir yerde soluklanırdık.

*  *  *

Şimdi bir tehlike var.
Seçim sonucunun öfkesiyle Türkiye’den gelen nüfus suçlanıyor.
Buralı “yalakaların” hali ortada değilmiş gibi!
Elbette Ankara siyaseti adaya nüfus taşımakla sabıkalıdır.
Nüfus siyaseti üzerinden suç işlense de nüfusun bir günahı yoktur.
Unutulmasın…
Beş sene evvelki seçim de bu nüfusla kazanılmıştır.

*  *  *

Ada yarısının git gide “alt yönetim”e evrilmesinin sebepleri çok olsa dahi seçim sonucunda ortaya çıkan ‘dağ gibi’ yüzde elli güç vardır.
Bunun kıymeti de harcanmasın.

*  *  *

Yüzleşelim elbette…
Sevdalımız Nazım komünistti ve ‘zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar’ için mücadele ediyordu.
Şimdi devrime soyunan kalabalıkların kendilerine zincirli konforları, güvenceleri, tahsisatları, ödenekleri, velhasıl kaybedecek irili ufaklı ‘menfaatleri’ var.
Özgürlüğün bir bedeli vardır!

*  *  *

Sloganlarla hayatların uyuşmadığı yerde sonucu “konforlu örgütlülük” belirlemiyor.
Tam aksine ‘örgütsüz yoksulluk’ çiziyor yarını!
‘Ekmek, Barış, Özgürlük’ öğretisinde ekmeği unutanlar, yalnızca barış ve özgürlük söylemiyle sonuç alamıyor.
Sendikalar 'menfaat grupları' olmaktan çıkmaz, partiler kendi kabuğunu kırmazsa eğer 'biz' olunamaz kolay kolay… 'Seçim kazanmak' odaklı mücadeleyle bir yere kadar… Demiştim ya “hep aynısını yapmak ve her defasında farklı sonuç beklemekle” bir ileri, bir geri gidiyoruz…

*  *  *

Evet…
Çirkef yatağıdır buraları…
O çirkefi dağıtmak da var günün sonunda, çirkefe dönüşmek de!