Cezasızlığı Önle(ye)meyen Devlet, Şiddeti Meşrulaştırır

Aslı Murat

25 Kasım, kadına karşı şiddetle mücadele ve dayanışma günü olarak tüm dünyada eylemler aracılığıyla kutlanır. Diğer toplumsal hareketlerde olduğu gibi, kadın hareketinin – feminist mücadelenin geçmişe nazaran sekteye uğradığını söyleyesek de, geçtiğimiz hafta pek çok örgüt sokakta taleplerini dile getirdiler. Çağımızın sanal örgütlenme ağlarından olan sosyal medyada da eril şiddetin ulaştığı boyut ve ortadan kaldırılması için neler yapılması gerektiği konuşuldu.

Yaklaşan seçim heyecanından olacak, istisnalar dışında siyasilerin gündeminde yeteri kadar yer alamadı kadına yönelik şiddetle mücadele. “Kadınlar çiçektir vb” mealinde süslü laflar edildi ama gerçek anlamda yaşanan sorunların çözümüne yönelik vaatler dökülmedi dudaklardan. Bu noktada Lefkoşa Türk Belediyesi’nin “Şiddete Karşı Yan Yana” projesinin önemli katkıları ile hayata geçirdiği yeni sığınmaevi binası haberini es geçmek olmaz. Büyük özveri ile yürütülen çalışmaların daha güzel bir noktaya vardığını görmek ve şiddetten uzaklaşmak için önemi tartışılmaz olan sığınmaevinin daha yaşanabilir ve modern bir yapıya kavuşması, hepimiz için sevindirici bir gelişme. Buna rağmen merkezi yönetimde bu yönde atılan herhangi bir adım yok.

Şiddeti kökündeki en temel unsur olan toplum içindeki cinsiyete dayalı eşitsizliği gidermeye yönelik devletin elindeki en büyük araç Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi, 2014 yılından beri teşkilatlanmayı bekliyor. Ayrımcılığı ortadan kaldırabilecek, geldiğimiz dönemde derinleşen yoksullaşmaya karşı önlemler alabilecek, yerel yönetimlerde kadın dostu yaşam alanlarının kurulmasını sağlayacak, geleceğimizi maddi anlamda şekillendiren bütçenin toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir şekilde belirlenmesini imkan yaratacak, eğitim müfredatını şiddete karşı ve eşitliği öğretici yönde şekillendirecek ve daha pek çok alanda şiddet ve eşitsizliğe karşı çözüm önerilerini hayata geçirebilecek bir yapı 7 senedir yok sayılıyor.

Birçok konuda yasal eksikliklerimiz olduğu doğru ama bizler yasallaştırdığımız mekanizmaları da uygulamayı beceremiyoruz. Hâlbuki önünde herhangi bir engel yok, yeter ki siyasi irade gerekeni yapsın. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Bunun en bariz örneği, TOCED yasasına göre Polis Teşkilatı içerisinde kurulan kadına yönelik şiddetle mücadele birimleridir. Aksaklıkları olabilir ama en azından geçmişe nazaran ileri bir noktada olduğumuzu söylemek mümkün.   

Atılması gereken adımların yasal zeminleri aslında var. Devleti yönettiğini iddia edenler, hamaset yapmak, şükran sunmak, kimileri açlığa sürüklenirken kimilerinin zenginleşmesini izlemek ve amaçsızca seçim kazanmak rollerinden sıyrılabilirlerse, toplumun hakiki dertlerini de çözmek için mesai harcayabileceklerdir. O günler yakın mıdır, ne zaman gelir? Tanrı bilir!

***

Şiddeti önlemek kadar, oluştuktan sonra sanıklar aleyine yürütülen hukuki süreçler ve suça maruz kalanların güçlendirilmesi de çok önemlidir. Eğer bu aşamada bir boşluk yaşanır, bireylerin güvenlik ve adalet duygusu zedelenirse, yaşanan şiddet katmerlenir. Böylece daha ağır hak ihlâllerinin yaşanmasına neden olunur. 26 Kasım 2021 tarihinde, internet yayıncılığı yapan Bugün Kıbrıs isimli gazetenin manşetine taşıdığı haber, bu anlamda önemli bir değere sahiptir.

“Teslim Edilmedi Gönderildi” başlıklı haberde, adamıza üniversite eğitimi almak için gelen ve 4. Sınıf öğrencisi olan bir kadın, yine ülkemizde uzman asker olarak bulunan bir kişinin cinsel saldırısına uğradığını iddia ediyor. Ayrıntılara inildikçe, öğrencinin polise şikayette bulunduğu, uzman asker aleyhine dosyanın hazırlandığı ve PGM ile Askere teslim edildiği söyleniyor. Aradan geçen süre zarfında şikayetine dair sorgulama yaptığı zaman, bahsedilen kişinin askerden atılıp yurtdışına gönderildiğini, sivil olarak yeniden adaya gelebileceği ve aslında bir nevi konunun kapatıldığını öğreniyor. Esas sorun da burada başlıyor. Düşünsenize, böyle bir suça maruz kalıyorsunuz, yabancı bir ülkedesiniz, ilgili makamlar “biz o işi hallettik” diyerek meseleyi kapattıklarını söylüyorlar. Siz de yaşadığınız mağduriyetle yapayalnız kalıyorsunuz.

Olayın psikolojik manada yaşattığı çöküntü yanında hukuki olarak yarattığı kokuşmuşluğu da konuşmak gerekir. KKTC hukuk sistemi içinde Güvenlik Kuvvetleri bünyesinde bu tip bir olay meydana gelirse, bakılması gereken üç tane yerel yasa var. Fasıl 154 Ceza Yasası, 29/1983 Askeri Suç ve Cezalar Yasası ve 34/1983 Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi ile Güvenlik Kuvvetleri Yargıtay’ının Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasası.

Güvenlik Kuvvetleri Mahkemesi tarafından yargılama yetkisi belli durumlarda geçerlidir. Özetle; asker kişilerin - görevini yaptığı esnada- görevi ile alakalı olan – askeri makamlara karşı – askeri mekanlarda – Askeri Suç ve Cezalar Yasasındaki suçları işlemeleri gerekir. Mevzu bahis cinsel saldırı (Fasıl 154 152. md ve suç işlemek niyetiyle başkasının malına girmek vs (Fasıl 154 280. md) gibi suçlar olduğunda ve bu suçların bir sivile karşı işlendiği iddia edildiğinde, yetki ve görevin sivil makamlarda olması gerekir. Dediğim gibi GKK’da öyle, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne bağlı bir asker olunca durum değişiyor demek ki.

***

Bu durumda açıklanması gereken bazı sorular doğuyor.

*Suçları soruşturmakla yetkili polis teşkilatı niye diğer suç meselelerinde olduğu gibi başlattığı soruşturmayı tamamlayıp dosyayı savcılığa ilet(e)miyor?

*Önündeki yasal ol(may)an engel nedir? Eğer bu hukuken uygun ve kabul edilebilirse, niye diğer cinsel saldırı ve suç işleme niyetiyle başkasının malına girme eylemleri Mahkeme huzuruna çıkarılıp sanıklar yargılanıyor?

*Niye suç işlediği iddia edilen ve vatandaş olmayan kişiler doğrudan sınırdışı edilmiyor ve adli makamlara teslim ediliyor? Çünkü adaletin gerçekleşmesi için yapılması gereken budur.

Belki de şahıs beraat edecek ve aslında suç ile alakası olmadığı kararı verilecek. Kim bilir? Diğer taraftan bakıldığında, yurtdışına gönderildiği ama sivil olarak adaya giriş yapabileceği de söyleniyor. Demek ki adadan gönderilmesinin herhangi bir yasal dayanağı yok. Tamamen keyfi.

Hukuk kurallarını tanımayan bir kişi olsanız da, en azından empati yapma noktasında kendinizi zorlayabilirsiniz. O kadının yerinde siz de olabilirdiniz. Hiç tanımadığınız bir kişi aniden size saldırabilir ve sonrasında yaptığınız şikayetler neticesinde hiçbir şekilde yargılanmadan – cezalandırılmadan elini kolunu sallaya sallaya bulunduğunuz ülkeden gönderilebilirdi. Sonrasında da gelebilme ve özgürce karşınıza çıkabilme şansını kaybetmeden. Ne düşünür ve ne hissederdiniz?