Çevresi kimin?

Cenk Mutluyakalı

Bir açıklama yayımladı Vakıflar İdaresi…
Okudum.
Bir daha okudum.
Yine de tam anlayamadım.

Çünkü açıklama yalnızca Hz. Ömer Türbesi’ni korumaktan söz etmiyor.
Bir sınır çiziyor.
Ama o sınırın nerede başladığını, nerede bittiğini söylemiyor.
"Yazılı başvuracaksınız" diyor...
"İzin alacaksınız..."
Türbe ve çevresi…

***
Türbenin içi…
Elbette.

Bahçesi…
Muhtemelen.

Peki sahil?
Kayalıklar?
Deniz kenarı?
Yürüyüş yolu?

Çevre dediğimiz alan nerede bitiyor?

Çatalköy’deki Hz. Ömer Türbesi yalnızca bir ibadet mekânı değildir.
Aynı zamanda bir kıyıdır.
Bir manzaradır.
Bir kamusal alandır.

İnsanların yürüdüğü, oturduğu, denizi izlediği bir yerdir.

Çatalköy Esentepe Belediyesi düzenlemiş zaten...

Birisi yoga yaparsa?
Bir başkası gün batımını izlerse?
Bir grup dinleti sunarda?
Bir genç fotoğraf çekerse?
Birileri dans ederse?

Bunlar kutsala hakaret midir?

Büyük Han’da etkinlik yapacaksanız, elbette Evkaf’a başvurursunuz.

Bedesten’de konser düzenleyecekseniz, izin alırsınız.

Bir caminin içinde kültürel faaliyet yapacaksanız, bunun kuralları vardır.

Kimsenin buna itirazı yok.

Sorun şu...

Bir kurum, “çevre” diyerek kamusal alan üzerinde yeni bir yetki alanı mı tanımlıyor?

Çünkü açıklama yalnızca bir hassasiyet çağrısı değil.
Yasal ve idarî işlemler başlatılacaktır” diyor.

Peki hangi yasa?
Hangi sınır?
Hangi yetki?

***
Kuzey Kıbrıs’ın hukuk düzeninde kamusal alanların kullanımı belediyeler, kaymakamlıklar, ilgili kamu otoriteleri ve mevcut mevzuat çerçevesinde düzenlenir.

Bir taşınmazın sahibi olmak, çevresindeki bütün kamusal hayatı yönetme hakkı verir mi?

Anayasa’nın temel haklara ilişkin hükümleri de burada önem kazanıyor.

Toplantı ve gösteri hakkı…
İfade özgürlüğü…
Kültürel faaliyet özgürlüğü…
Kamusal alanlardan yararlanma hakkı…

Bunların tümü anayasal güvenceler altında.

Elbette hiç kimse bir ibadet mekânını aşağılayamaz.

Kutsal kabul edilen bir yere saygısızlık yapamaz.

Ama saygı ile denetim arasında ince bir çizgi vardır.

O çizgi kaybolduğunda, kamusal alan daralmaya başlar.

***

İnsan ister istemez şunu da soruyor:

Yakınındaki kumarhaneler için bu hassasiyet neden hiç ortaya çıkmadı?

Siyasi gösteriler düzenlenirken neredeydiniz?

Daha da tuhaf bir dönemdeyiz.

Ülkede okullarla kumarhaneler arasındaki mesafeyi daraltan yasalar çıkarılıyor.
Buna ses çıkarmayanlar, şimdi sahilde yoga yapan insanları mı tartışacak?

Hz. Ömer Türbesi saygıyı hak ediyor.
Buna kimsenin itirazı yok.

Ama saygı, belersiz yetki alanları yaratarak sağlanamaz.

“Çevresi” denilen alanın neresi olduğu açıklanmalıdır.

Yetkinin sınırı ortaya konmalıdır.
Hukuki dayanak belirtilmelidir.

Çünkü hukukta da, demokraside de, kamusal yaşamda da en tehlikeli kelimelerden biri belirsizliktir.

Bugün “çevresi” dersiniz.
Yarın “manevi atmosfer” dersiniz.
Sonra “uygun görülmeyen etkinlikler” gelir.

En sonunda da kamusal alanı kimlerin kullanabileceğine birileri karar vermeye başlar.