Müzisyen arkadaşım Mehmet Avkan, İstanbul’dan hediye getirdi bana, çok sevdiğim Halikarnas Balıkçısı’nın “Mavi Sürgün” kitabını... Hem de eski basım, 1971 tarihli...
Ben daha önce yeni baskısını okumuştum, ancak sahaftan alınan bu eski basım, çok daha kıymetli benim için. Bir de Mehmet’in hediyesi olması bakımından önemli.
***
Kitabın sayfaları arasında bir de resim gözüme ilişti.
Elime alınca baktım, Alman sanatçı Kathe Kollwitz’in ‘A Weavers Revolt’ (Dokumacılarn İsyanı) döngüsünden ‘Death’ (Ölüm) adlı litografisi.
Bilindiği üzere Kollwitz eserlerinde sıklıkla savaşın, yoksulluğun ve açlığın getirdiği konuları konu almıştır.
Bu resim de benim için çok kıymetli...
***
Gelelim Halikarnas Balıkçısı’na, yani Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya...
Rüzgarla konuşmayı bilen bir adam Cevat Şakir, kalemini Ege’nin tuzuna, güneşine, martıların sesine batırmış bir yazar...
Halikarnas Balıkçısı’nın hikâyesi, İstanbul’lu bir aydının, Bodrum’lu bir yazara dönüşmesinin hikâyesidir.
Cevat Şakir, İstanbul’un köklü bir ailesinden gelmiş, Oxford’da eğitim görmüştü. Ama bir yazısı hayatını değiştirmiş, İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmıştı. Bu yargılanma sonunda da 3 yıl kalebendliğe mahkûm edilmişti. Sürgün yeri de Bodrum’du.
Ressamdır, yazardır, turist rehberidir, dededir, sevgi dolu bir insandır...
İstanbul’da hayatını kazanmak için çevirmenlik ve mecmua kapakları tasarlayan Cevat Şakir, Bodrum’a yerleştiği andan itibaren bambaşka bir insan oluyor.
Bodrum’u gördüğünde, cennete düştüğünü hissetti.
Bodrum’da kaldığı dönemde, Bodrum’a çok büyük katkıları olmuştu.
Balıkçılarla beraber çalışmış, süngercilerin bütün yazışmalarını yapmış, süngerlerin yurtdışına pazarlanmasıyla ilgilenmiş, yurtdışından getirttiği fidanlarla ve tohumlarla Bodrum’u bir botanik bahçesine çevirmişti.
***
Bodrum Kalesi, 15’inci yüzyılda Rodos Şövalyeleri’in inşa ettiği bir kaledir. Bu görkemli kale, yıktırılan Halikarnas mozolesinin taşlarıyla yapılmıştı.
Cevat Şakir, kaleyi, planını çizecek kadar çok sevmişti...
Bu kale bir zamanlar zindandı. Ancak 1’inci Dünya Savaşı’nda tahrip olmuş, zindanları kullanılamaz hale gelmişti. İşte bu yüzden kalebendlik cezası alan Cevat Şakir, kasabada serbestti.
***
Türk edebiyatında “Mavi Anadolucular”ı bilirsiniz...
Cevat Şakir’in de aralarında bulunduğu bu akım, uygarlığın beşiğinin Anadolu olduğunu savunuyordu.
***
Anılarından okuduğumuza göre, gündüzleri turist gezdiren Cevat Şakir, akşamları yazmaya oturuyor, sabah 5’lere kadar çalışıyordu.
Yazarken, sessizlik isterdi.
Eserlerinin çoğunda, Bodrum’daki denizcilerden, balıkçılardan, süngercilerden esinlenmiştir.
Onun için deniz; özgürlüktü, saflıktı, bereketti...
***
Cevat Şakir, Türk edebiyatında, denizi bütün boyutlarıyla anlatan ilk yazardır.
“Yatağan” adını verdiği, küçük bir de teknesi vardı.
Yazar dostlarını Bodrum’a davet ediyor, kiraladıkları teknelerle denize açılıp, koylarda durarak, bölgedeki tarihi ve kültürel yerleri geziyorlardı. Bu yolculuklara da “Mavi Yolculuk” adını vermişlerdi.
***
Yıllarca Bodrum’da kaldıktan sonra, çocuklarının eğitimi için Bodrum’a veda etme zamanı gelmişti.
İzmir’de yaşama gözlerini kapadığında, tabutu mavi atlastan bir örtüye sarıldı. Balıkçılar, kaptanlar, sügerciler onu alarak, eller üzerinde “Halikarnaslım” motoruna taşıdı.
Son kez mavi yolculuğa çıkmıştı Cevat Şakir...
Gözyaşları içinde Bodrum’a getirilen Cevat Şakir’in naaşı, 15 Ekim 1973’te Gönültepe’ye denizi gören bir noktaya defnedilir.
***
Ve “Mavi Sürgün”...
Ege’nin tuzlu rüzgârını, denizin insan ruhunu nasıl dönüştürdüğünü ve sürgünün bile bazen bir yeniden doğuş olabileceğini anlatan unutulmaz eserlerden biridir Mavi Sürgün.
İstanbul’un kalabalığından, düşünceleri nedeniyle Bodrum’a sürgün edilen bir adamın hikâyesi gibi başlar kitap… Ama sayfalar ilerledikçe okur, bir cezanın değil, bir uyanışın hikâyesini okur. Çünkü Cevat Şakir, sürgün edildiği o küçük kıyı kasabasında yalnızca yeni bir hayat bulmaz; denizin sesini, toprağın hafızasını ve insanın doğayla yeniden kurduğu bağı keşfeder.
****
Bodrum bugün turistik bir yer olabilir. Ancak “Mavi Sürgün”de karşımıza çıkan Bodrum; yoksul balıkçıların, süngerci teknelerinin, beyaz badanalı evlerin ve sonsuz bir maviliğin iç içe geçtiği bambaşka bir dünyadır.
Halikarnas Balıkçısı, Ege’yi yalnızca tasvir etmez; onu adeta yaşayan bir karaktere dönüştürür.
Deniz bazen bir anne gibi sarar insanı, bazen bir öğretmen gibi terbiye eder, bazen de insanın içindeki karanlığı temizleyen büyük bir aynaya dönüşür.
***
Kitabın en güçlü yanlarından biri de dilidir.
Şiirle düzyazı arasında salınan anlatımı, okuru yalnızca bir hikâyenin içine değil, bir atmosferin içine çeker.
Bu nedenle “Mavi Sürgün”, yalnızca okunacak bir kitap değil; yaşanacak bir yolculuktur.
***
Eserde sürgün kavramı da bambaşka bir anlam kazanır.
Çünkü bazen insan en büyük özgürlüğünü, hayatın onu zorla savurduğu yerde bulur.
Cevat Şakir’in Bodrum’da geçirdiği yıllar, onun düşünce dünyasını değiştirirken Türk edebiyatına da yeni bir ufuk açmıştır.
Bugün “Mavi Yolculuk” dediğimiz kültürün temelinde de büyük ölçüde onun denize ve Ege’ye duyduğu o derin hayranlık vardır.
***
“Mavi Sürgün”, sadece bir anı kitabı değildir. Aynı zamanda insanın kendini yeniden keşfetmesinin, doğayla barışmasının ve özgürlüğü başka bir gözle görmesinin edebi bir anlatısıdır.
***
Bu güzel hediye için teşekkürler Mehmet...
Sayende Akdeniz’den Ege’ye uzanan bir düş yolculuğuna çıkarak,Halikarnas Balıkçısı’yla bir hasbihale durdum.