“Çanakkale Savaşı, Alternatif Tarih ve Kıbrıslı Katırcılar”

Sevgül Uludağ

Mete HATAY

Bu yıl, 18 Mart'ta, Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99. yıl dönümü anılırken, Türkiyeli bazı  sosyal bilimci ve tarihçiler bu savaşta Osmanlı saflarında savaşıp ölen birçok gayrimüslimin de hatırlanması için bazı çalışmalarını yayınladı.
Sosyal bilimci Profesör Ayhan Aktar’a göre “1930’lardan itibaren Çanakkale Savaşları ile ilgili tarih yazımında birkaç dönüm noktası vardır. Önce, Osmanlı’nın son zaferi bilinçli bir şekilde ‘Türkleştirilmiş̧’ ve Osmanlı ordusu içindeki Arap, Kürt, Rum, Ermeni ve Yahudi asker ve subaylar yok sayılmaya başlanmıştır. Çanakkale Savaşları’na katılan her asker ve subayın ‘safkan Türk’ olduğu fikri yerleştirilmeye çalışılmıştır. Böylece, özünde bir imparatorluk ordusu olan Osmanlı Ordusu’nun kozmopolit yapısı yok sayılmıştır” (Ayhan Aktar, “18 Mart Zaferi’nin unutulan kahramanları yahut, Çanakkale bir ‘Haçlı Seferi’ midir,” Taraf Gazetesi, 18 Mart 2014).
Aktar ayrıca son zamanlarda “şanlı Türk ordusu” ulusal tarih anlatısı yerine bu defa konunun İslamlaştırılarak, ‘küffara karşı İslami direniş̧’ şeklinde sunulmaya başlandığını ve birçok milliyetçi/muhafazakar kesimden belediye başkanlarının 18 Mart’ta geziler ve programlar düzenleyerek, bölgelerinin insanlarını ve çocuklarını Çanakkale’ye götürdüklerini ve “bir bakıma Cumhuriyet döneminin ‘şanlı Türk Ordusu’ anlatısının yerine ‘küffara karşı direnen İslam Ordusu’ edebiyatını egemen kılmaya” başladıklarını iddia eder (a.g.e).
Aktar bugünlerde Çanakkale’deki Şehitliklerin bir tür ‘Hac yerine’ dönüştürüldüğünü ve birçok yeniden kurgulanmış kahramanlık menkıbelerinin derin bir İslami tonda anlatıldığını iddia eder (a.g.e).
Öte yandan, resmi tarih Müslümanlaşa dursun, birkaç yıldır daha yoğun bir şekilde ortaya çıkmaya başlayan Ayhan Aktar’ın çalışmaları gibi bazı alternatif tarih çalışmalarından, 1915’te Çanakkale’de, Osmanlı saflarında savaşmış ve/veya “şehit” düşmüş birçok gayrimüslimin unutulmuş hikayelerini detaylı bir şekilde öğrenmekteyiz(a.g.e).
Bunun yanında Osmanlı tebaası birçok gayrimüslimin asker olmanın yanında subay rütbesiyle de Çanakkale savunmasına katıldığını bu çalışmalardan öğreniyoruz. Örneğin, 1918’e kadar askeri hekim olarak görev yapan Mazhar Osman’ın Harbiye Nezareti Sıhhiye Dairesi İstatistik Şubesi’nden aldığını belirttiği listeye göre, 1915-1918 yılları arasında Çanakkale’de “şehit” olan 215 sağlık görevlisinin 82’sini gayrimüslimler oluşturuyordu (Emre Ertani, “Çanakkale’nin Unutturulan Gayrimüslim Şehitleri” Agos gazetesi, 18 Mart 2014) .
Çanakkale üniversitesi tarihçilerinden Mithat Atabay, Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden askerlerden 558'inin, imparatorluğun gayrimüslim unsurlarından geldiğini iddia etmektedir.
Gayrimüslimlerin yanında, ordunun diğer büyük bir kısmını ise Türklerin yanında, diğer Müslüman unsurlar oluşturuyordu. Yani Kürtler, Araplar, Çerkezler, Abazalar, Lazlar, Pomaklar ve Romanlar. Bugüne kadar Osmanlı’ya ihanet etmiş Araplar olarak sunulan Arapların I. Dünya savaşında Osmanlı ordularına 300,000’nin üzerinde asker verdikleri iddia edilmektedir. Çanakkale şehitliklerindeki yer isimlerine baktığınızda yüzlerce Irak, Suriye, Filistin gibi Arap diyarlarından gelen şehit mezarları görürsünüz.
Tarihçi Burhan Sayılır, Çanakkale Cephesi'nde de çok sayıda Filistinli askerin savaştığını bildirmiş ve “500'e yakın Filistinli askerden 88'inin Çanakkale Cephesi'nde şehit olduğunu, bir kısmının ise yaralanıp götürüldüğü hastanelerde şehit düştüğünü iddia etmişti.
Diğer taraftan cephenin öteki tarafına baktığımızda ise yine Osmanlı ordusunun yapısına benzer çok kimlikli, kozmopolit bir imparatorluk ordusuyla karşılaşırız. Benzeri bir şekilde, Türk tarihçileri gibi birçok batılı tarihçi de yıllarca İtilâf ordularını ari bir Hristiyan ordusuna veya beyaz Avrupalı bir orduya indirgemiş, orada savaşmış binlerce lejyoner veya sömürgelerden getirtilmiş farklı milletlere ve dinlere ait askerleri görmemezlikten gelmişler ve yıllarca kendi ulusal anlatılarından dışlamışlardır.
Oysa, Çanakkale Savaşları’na katılmış İtilâf Devletleri ordusu, değişik etnik ve dinsel kökenden gelen askerlerle çok kozmopolit bir görüntü sunuyordu. Bu ordunun içinde İngiliz, İskoç, İrlandalı, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı (Maoriler dahil) ve Fransız askerlerinin yanında, Hindistan’dan ve Afrika’dan getirilen birçok asker vardı. Hindistan’dan getirilen birlikler, Gurkalar, Sihler, Pattanlar, Jatlar, Bahiciler, Madrassiler, Rawalpindiler, Nepalliler gibi değişik etnik kökenlerden bir araya getirilmiş̧ bir güçtü ve bunların birçoğu Müslümanlık yanında farklı dini inançlara mensuptu. Rusya’dan Filistin’e göç etmiş Yahudi göçmenler ve Rumlardan oluşan amele ve katırcı taburları, Senegalli, Tunuslu, Faslı, Cezayirli çoğu Müslüman piyadeler, Anadolu’dan göç etmiş̧ veya adalı Rumlar, Anadolu’dan kaçmış Ermeniler, İtilâf ordusunun büyük bir kesimini oluşturuyordu. Bunların yanında bazı iki toplumlu Kıbrıslı katırcıların da Çanakkale’ye gittiği iddia edilmektedir.
Kıbrıs tarihine baktığımızda ise, I. Dünya Savaşı’na katılmış Kıbrıslı Müslümanlarla ilgi bilgiler çok kısıtlıdır. Bunun sebebi savaş başladıktan hemen sonra adanın Britanya imparatorluğu tarafında ilhak edilmesi ve hemen akabinde Türkçe basının susturulmasıdır. Kıbrıs resmi tarihinde Çanakkale ile ilgili konular daha çok orada yakalanan bazı Osmanlı askerlerinin Kıbrıs’a getirilmesiyle ilgilidir. Resmi tarih daha çok Mağusa esir kampında tutulan Osmanlı askerlerini ayaklandırmak isteyen bazı milliyetçi Kıbrıslı Türk elitlerin tevkif edilerek savaşın sonuna kadar Girne kalesinde hapsedilmeleri üzerine kurgulanmıştır.
Yani Kıbrıslı Türkler bu tarih yazımına göre savaş boyunca Çanakkale savaşlarını uzaktan izlemiş ve hatta bazıları esirleri ayaklandırarak Osmanlı’ya yardım etmeye çalışmıştı. Bence bu tarih anlatısı eksiktir ve o dönemde yaşanan bazı diğer olgulara karşı sessiz kalmıştır. Doğrudur, Kıbrıs Müslümanlarının birçoğu Osmanlı’da yaşanan gelişmeler karşısında korku ve üzüntü içerisindeydiler fakat İngiliz belgelerini biraz karıştıran biri genel resmi tarih anlatısına uymayan bazı diğer yaşanmışlıklarla da karşılaşır.
Örneğin, birinci dünya savaşı boyunca İngilizler Kıbrıs’tan katırcı yazmışlar ve bu katırcılar Çanakkale yanında Makedonya cephesi gibi cephelerde Osmanlı’ya ve Almanya’ya karşı savaşmışlardı.
1914 yılının Kasım ayında savaşın başlamasıyla birlikte İngiliz yönetimi Osmanlı ile yaptıkları tüm antlaşmaları iptal ederek adayı ilhak eder. Bunun üzerine bazı Kıbrıslı Rum Balkan Savaşı gazileri İngiltere’ye başvurarak Kıbrıslılardan oluşan bir birlik kurarak onların safında savaşa girmek istediklerini bildirirler.
İngiliz yönetimi bu teklifi 1916 yılına kadar duymazlıktan gelir. Buna rağmen yurt dışında yaşayan bazı Kıbrıslı Rumların askere yazıldıkları bilinmektedir. 1916 yılının başlarında ise Selanik’te bulunan İngiliz ordusunun komutanı İngiltere Savaş bakanlığına Kıbrıs’ta bir katırcı birliği kurulması için izin başvurusunda bulunur. İzin verildikten kısa bir süre sonra1916 yılının Temmuz ayında adada büyük bir katırcı devşirme kampanyası başlatılır. (Gazete360)

Devam edecek...