Büyüklük tabii ki önemlidir ama...

Serhat İncirli

Bir siyasi parti veya siyasi örgütlenmenin “sayısal büyüklüğü” elbette çok önemlidir...

Ama aynı siyasi parti veya örgütün gücü, sadece sayısal büyüklüğü ile ölçülemez...

Araya seks katıp, yazının daha çok okunmasını sağlamak gibi olmasın ama tıpkı sekste olduğu gibi elbette “büyüklük” önemlidir ancak ondan daha “önemli” olan, “işlev”dir!

Haaa seks bilminden siyaset bilmine geçecek olursak, elbette “büyüklük” önemlidir ama “Esas olan”, ideolojik tutarlılıktır...

Sapasağlam, sürekli çalışan, tertemiz, hesap verebilir, hızlı, üreten olmaktır...

-*-*-

Gelin bu konuyu ülkemizden bazı örneklerle açıklayalım...

Haaa, bu “açıklamaya çalışma” sadece kendi görüşlerimdir, saptamalarımdır ve “mutlak doğru” olduğu konusunda “ısrarım” da yoktur...

Yani siz farklı düşünebilirsiniz...

-*-*-

Ayrıca, her hangi bir kişi ya da kurumu aşağılamak gibi bir amacım da bulunmamaktadır...

-*-*-

Mesela Ulusal Birlik Partisi (UBP), sayısal anlamda şu andaki anketlere göre ülkenin ya birinci ya da ikinci partisidir...

Ama aynı partinin bir çok konuda zerre kadar ideolojik veya siyasi tutarlılığı bulunmamaktadır...

Düşünün ki, bu partiye iki kez genel başkan seçilen bir kişi, tekme tokat devrilmiştir ve o koskocaman üye sayısı içerisinden tek, evet tek bir kişi “ohaaa, n’oluyor gardaş?” diye sormamış soramamıştır...

İlgili şahsın bizzat kendisi bile!

-*-*-

Şu anda bu parti ve ruhani lideri olarak satılmaya çalışılan ya da kendini satan Ersin Tatar’ın Kıbrıs meselesi ile ilgili “savunurmuş gibi” yaptıkları görüş, Türkiye’den gelecek bir talimatla ani ve seri değişebilirdir...

Sıfır tutarlılık!

Yarın Türkiye’den bir yetkili çıkar ve derse ki, “... Bizim Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımız Kıbrıs’ta federal bir çözümü gerektiriyor”; Tatar, önüne konulan kağıtta ne yazılıysa onu okur ve yoluna devam eder...

UBP’den de itiraz eden tek kişi çıkmaz...

Hatta Ünal Üstel, “... Bu AKEL’in ne harika görüşleri var, Mandirga’da zaten sempati duyardık AKEL’e” diyebilir...

-*-*-

Sayıca ülkenin şu anda en büyüğü sanırım Cumhuriyetçi Türk Partisi’dir (CTP)...

Bana göre, ülkenin en büyüğü olmadığı geçmişteki dönemlerde CTP’nin ideolojik tutarlılığı da ideolojik eğitimleri da çok daha etkiliydi...

“Parti sayıca küçük olduğu döneme göre şu anda daha güçlüdür” diyenle tartışabilirim...

CTP, elbette sayıca büyüdü diye güçlenmiş kabul edilebilir ama bu güç, daha küçükken sahip olduğu “etki”yi yaratmayabilir...

-*-*-

Demokrat Parti (DP), tam bir siyaset fiyaskosudur...

Türkiye’den Ada’ya gönderilen bir kardeşimiz, şu anda bu partinin genel başkanını ve haliyle her kararını, sabah uyandığındaki keyfi doğrultusunda yönetmektedir...

DP’de, parti içi demokrasiden, örgütlü bir birliktelikten söz etmek, Recep İvedik filmi konusudur...

-*-*-

Solda Bağımsızlık Yolu, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ya da Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), sayıca ötekilere göre “küçük” sayılır ama üçünün de ideolojik tutarlılıkları, saygınlıktır ve güçtür...

Ama bir vekilleri bile yok!

Doğru!

Olsa, ne değişecekti?

-*-*-

Halkın Partisi’nin (HP) üç vekili vardı da ne oldu?

Veya 12 vekilleri vardı da ülkede ne değişmişti?

-*-*-

Evet, HP çok ciddi bir oy kaybı yaşadı...

Sayısal anlamda belki de 1975 sonrası siyasi yaşantımızın en büyük küçülmesini gördü...

Ama bir kez daha soruyorum; HP’nin 12 vekili varken, ideolojik ya da örgütsel bir tutarlılık mı söz konusuydu?

Türkiye’den gelen tek bir talimatla, 3 vekili istifa etmemiş miydi?

Kimi kandırıyorsunuz?

-*-*-

HP’li vekiller Ayşegül Baybars ile Jale Refik Rogers ve önemli isimlerden eski vekil Gülşah Sanver Manavoğlu istifa etti...

Üçü de benim için çok değerli kişilerdir...

Ama zaten partiden ihraç edileceklerdi...

Daha erken davranıp, bu konudaki mahkeme kararını beklemeden ayrıldılar...

Doğru veya yanlış yaptıkları yorumu yapmanın anlamı yok...

Bu konuda “üç ismin siyasi geleceğiyle bağlantılı” komplo teorisi yazmanın da bir anlamı bulunmuyor...

-*-*-

Peki HP ne yapacak?

HP, başladığı noktaya geri dönüp yeniden bir çıkış yapar mı?

Küçük ama güçlü kalmayı dener mi?

Yoksa kapanır mı?

Siyasette şu anda bu sorulara “kesin” yanıt verebilmek de imkansızdır...

Ama HP’nin, bunca kan kaybına rağmen hayatta kalması zor olmakla birlikte; ayağa kalkıp çok daha güçlü olması olasılığı “yok” değildir!

-*-*-

UBP gibi “yüzde 100 demokrasi dışı ve yüzde 100 talimatla yönetilen” bir büyük parti olmak mı daha değerlidir; yoksa inanan, bilen, çalışkan, tutarlı, temiz, şeffaf, hesap verebilir, kendini değil toplumunu düşünen arkadaşlarla birlikte dimdik durabilmek mi?


Polisimizin propagandacılığı!

Kazım Denizci neden tutuklandı?

Aslında hedef, korku vermektir...

Ama korku verirken “hedeflenen” nedir?

“Beğenmediğimiz haberleri yayamazsınız” dayatmasıdır...

-*-*-

Kazım Denizci, PKK’ye yakın bir görüşe sahip olduğu iddia edilen “ANF Fırat” isimli haber ajansının haberlerini kaynak göstererek paylaşması nedeniyle tutuklanmış…

-*-*-

Şimdi, Kazım Denizci’yi tutuklayanlar, kaş yapayım derken göz çıkarmış yani ANF Fırat adlı haber kanalının reklamını yapmış olmuyor mu?

-*-*-

Bazen yazılarım rekor okuyucu sayısına ulaşır…

Günlük diyelim ki ortalama bin 500 kişi Yenidüzen internet sitesinden yazımı okursa, bazı günlerde bu rakam çok yükselir…

Sebebi nedir biliyor musunuz?

Yazdıklarımdan huylanan faşist ve jeliboncu kesim, “bakın ne yazmış bu hain” diyerek yazımı paylaşır!

-*-*-

Polis ya da her kimse; “Kazım Denizci’yi korkutalım, herkes korksun” diyerek bu aleme girişti tamam da sanki ANF Fırat’ın propagandasını yapmış olmadı mı?

-*-*-

Ya da şöyle söyleyelim; reklamın iyisi kötüsü yok!

Polisimiz, ANF Fırat’ın bedava reklamını yapmıştır!


Tek çözüm, savaşın bitmesi... Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu kış Ukrayna'da milyonlarca kişinin hayatının tehdit altında olacağını söyledi. WHO Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Henri P Kluge (Fotoğraf), Ukrayna'nın enerji altyapısının yarısının hasar gördüğünü ve 10 milyon kişinin şu anda elektriksiz olduğunu vurguladı. Sıcaklıkların bazı bölgelerde -20 dereceye kadar düşeceği tahmin ediliyor. Dr. Kluge, "Basitçe söylemek gerekirse, bu kış hayatta kalmakla ilgili olacak" dedi. Ukrayna'nın sağlık sisteminin "savaşta şimdiye kadarki en karanlık günlerini yaşadığını" ve en iyi çözümün çatışmanın sona ermesi olduğunu belirten Kluge, saldırılar nedeniyle yüzlerce hastane ve sağlık tesisinin "temel ihtiyaçları karşılayacak yakıt, su ve elektrikten yoksun bir halde tam olarak faaliyet gösteremediğini" söyledi.