Burayı Almışlar

Cenk Mutluyakalı

"Unutmayın, Suriye Suriyelilerindir" dedi Erdoğan...
Gün gelir "Kıbrıs Kıbrıslıların" der mi?

Sanmam!

Dünyanın başka coğrafyalarında yankılanan o "haklı" sözler, konu bizim adamıza gelince nedense dilsizleşiyor.

Baksanıza, ABD Başkanı Donald Trump da gitmiş bayrağını dikmiş Grönland'a...
"Orayı almalıyız, koruyamıyorlar" diyor.

Dünya böyle bir yer şimdilerde!

***
Tufan Erhürman'ı izledim, Kanal Sim'de...

Özellikle de 14 yaş altı çocuklarımızın birlikte maç yapma önerisinin karşılık bulmaması gerçekten de üzücü...

Yurdumuzda barış ve yakınlaşma için çabalayan güneydeki dostlar, kendi liderliğinden sormalı bunun hesabını...

Tufan Erhürman'ın siyasi eşitliğe dair "dönüşümlü başkanlık" örneği de dikkat çekiciydi.

Kıbrıs Cumhuriyeti şimdi Avrupa Birliği dönem başkanı ya...
Almanya ya da Fransa dönem başkanlığını ne kadar yapıyorsa...
Kıbrıs da o kadar yapıyor...
Dönüşümlü...
Öyle nüfusla, zenginlikle, büyüklükle ilgili değil mesele...
"Siyasi eşitlik" böyle...

Federal çözümün kalbi de tam burada atıyor işte...

Kıbrıslı Rum liderliği, barış inşasında epeyce sıkıntılı...
Bu bir gerçek...
Ancak kendi defolarımızı da halının altına süpüremeyiz; mülkiyetten toprağa, "toprak bütünlüğünü" garanti ederken ayrı devlet ilanına kadar uzanan o derin çelişkilerimiz...

***
İletişimde kuraldır; bir kavramdan kaçarsanız peşinize düşer, sizi kovalar.
Hele hele "kullanmaktan kaçındığınız" anlaşılırsa...

İyice bir "tutmaca" oyununa dönüşür hayat...

"Kıbrıs sorununda çözüm formülünüz nedir?" sorusuna, "Elbette federasyon" dese Tufan Hoca...
Çok rahatlıkla...
Kendine güvenle...
Hiç çekinmeden...

"Birleşmiş Milletler zemininde ve bugünün uluslararası gerçekliğinde Kıbrıs için başka bir çözüm formülü gerçekçi ya da ulaşılabilir değil zaten..."

Daha sonra içeriği anlatsa yine...
Şimdiki gibi...
Müzakere için önerdiği metodolojiyi...
Son derece haklı gerekçelerini...

"Federal çözüm" ya da "federasyon" kavramları rahatlıkla söylenemiyorsa sebebi Ankara'nın ağır gölgesidir...

Türkiye de bu sorunun bir gerçeği elbette...
Bu gerilimi yönetmek de liderin sorumluluğu ya da zorluğu...

Yine de şunu söylemek haksızlık: "Tatar'ın da şartları vardı, Erhürman'ın da... İkisi de müzakereden kaçıyor."
Öyle dünle bugünü aynılaştırma çabası fazlaca zorlama...

Tatar'ın —aslında Ankara'nın— müzakere şartı tümüyle Birleşmiş Milletler zemini dışındaydı.

Kıbrıs'ta ayrı bir devletin kabulünü istiyordu.
Yani açık açık ayrılmayı...

Erhürman'ın özlü müzakerelere geçiş için önerdiği "dört madde"nin hiçbiri Birleşmiş Milletler çerçevesi dışında değil... Güvenlik Konseyi kararlarıyla çelişmiyor hiçbir önerisi...

***
Ülke içinde kendi toplumunun yüzüne bakacak mecali kalmayan Üstel’e, son dönemde ilginç bir misyon yüklenmiş: "Kıbrıslı Rum liderliğine laf yetiştirme memurluğu!"

Belki kendi kurmaylarının "içeride inandırıcılığı kalmadı, bari dışarıya karşı Cumhurbaşkanı edasıyla konuşsun" diyerek kurguladığı bir oyundur bu...

Tatar'la tutmamışsa bu oyun...
Üstel'le mi tutacak şimdi?

Bu halk aslına kanmamışsa, yavrusuna mı kanacak?

***
Yine dönelim en başa!

Unutmayın!
Kıbrıs'ın geleceğine dair karar verici Kıbrıslılar değil...

Hele hele kuzeyde...

Üstelik "burayı almışlar."

Biri "devlet"i almış...
Biri "toprağı..."

Yine de... Tüm bu kuşatılmışlığa rağmen, umutsuz yaşanmıyor.