Bükreş Gezisi ve Pegasus’un İtibar Kaybı

Fatma Azgın

Eczane tatili ile bayram tatili birleştirerek hiç gitmediğimiz Bükreş’te karar kıldık.
Bayramlarda Türkiye’ye gitmek akıl karı değil. Türkiye bağlantılı uçmak da sorunlu ama orasını unutmuşum..
KTHY bozulmaya başladığında Pegasus’a dönmüştüm. Ali Sabancı ve Zeki Ziya’ya güveniyordum. Yıllardır bu hava yolunu değiştirmedim.
Son dönemlerde, Pegasus hakkında, özellikle rötarlarıyla ilgili, bazı teknik ve güvenlik konusunda pek çok şikayet okudum. Hatta birkaç gün önce TR gazetelerinde, kargo kapısını açık bırakarak uçtuklarını duydum.
Belli ki Pegasus, çok büyüyerek organizasyonu ve güvenirliğini tehlikeye atıyor.

Bayramın 1.günü, Sabiha Gökçen bağlantılı Bükreş seyahatimize az rötarla başladık. Ancak 3 Ağustos günü dönüşte sorunlar yaşadık. Bükreş’ten kalkarken rötar yaptık. Yolcuların yorumuna göre, İstanbul hazır değilmiş ve havada dolaşıp benzin tüketeceğine yolcuları uçakta bekletiyorlarmış. Neyse uzun sürmedi ve İstanbul’a indik. Sabiha Gökçen’de, Kıbrıs’tan gelen uçak daha temizlenmeden uçağa alındık.
Yerleştikten sonra pilot, uçuş sıramızın 12.olduğunu ve 25 dakika uçakta bekleyeceğimizi söyledi. Uçma saatimiz geldi diye sevinirken anons yapıldı ve 1 saat sonra kalkacağımız söylendi. Uçak çalıştırılmadığı için sıcaktan ve havasızlıktan boğulma noktasına geldik..Küçük çocuklar ağlamaya başladı. Hostesler habire satış yapmaktan çok memnundu. Kendi hatalarıyla 1.5 saat beklettikleri yolcuları havasız ve sıcakta bırakmaları yetmemiş gibi bir soğuk su bile ikram etmediler.
Uçak havalandığında kendimi kötü hissedip uçağın arka tarafına koştum. Hosteslere nefes alamadığımı, oksijen vermelerini söyledim. Bana hava alma eksersizi yaptırdılar. Havalandırmayı açtılar. Klimalar çalıştı. Ercan’a inerken rahatladım. Nemli ve havasız kapalı ve sıcak bir ortamda saatlerce beklemek beni bu hale getirmişti.
Ercan’a indiğimizde bavullarımız gelmedi. İki-üç gün de bu konu ile süründük. Pegasus’u bu konuda da beğenmedik.
Bu deneyimden sonra Pegasus gözümden düştü. Ancak biletini satın aldığım bir uçuşumuz daha var!

Bu aralar, “İtibar Yönetimi” isimli bir kitap okuyorum. Şirketlerin, yöneticilerin, politikacıların, kurum-kuruluşların ve kişilerin nasıl itibar elde edebileceği ve nasıl kaybedebileceği örneklerle anlatılıyor.
İtibar, tüketicilerin ve halkın belli bir süreçte kurumları izleyerek edindikleri bir iyi kanaattir, güvendir. İtibar para ile satın alınamaz. Ancak, itibarın yitirilmesi para ve güven kaybettirir. Halkın isteklerine ve kültürüne, evrensel değerlere ve etik kurallara uymayan kişi ve kuruluşlar itibar sağlayamaz.
Belli bir süre iyi isim yapmış ve güvenilen kişiler ve şirketler bir kötü örnekle, bir kötü söz ve davranışla itibarlarını kaybederler. Yeniden oluşması için yıllar geçer.
Pegasus yöneticilerinin bu kitabı okumasını önermek isterim.
                                                                        *********
Biraz da Bükreş’ten söz edeyim. AB üyesi olmuş “köylü” bir toplum. Yavaş yavaş kalkınıyor. Sürekli Çavuşesku’nun izlerini görüyorsunuz. 1984’te yapımına başladığı ve bitişini göremediği dünyanın 2.büyük binası Parlamento’yu otelimizden sürekli izledik.
Bina 330.000 metre kare ama duvarlarla örülmüş bahçe ve arazisi kilometrelerce. İstihbarat dışında hiç kimse de o araziye giremiyor. Koca bir mahalle, kilise ve askeri kampı yıkıp, binlerce insanı uzak bir köye kutu gibi apartman dairelerine tıkıştırmış.
770 mimar çalışmış, kristaller, altın kaplamalar som mermerler ve eşya dünya pahası.
Bükreş, Kiev gibi ağaçlar içinde. Uçsuz bucaksız yemyeşil parklar..Çok geniş caddelerin ortasında ve yan kaldırımlarda ve ondan sonra yapılmış apartman ve konutların önünde gölge veren ulu ağaçlar. Lefkoşa’nın ağaçsızlığından Bükreş’te ağaçlarla kucaklaşmak çok güzeldi. Şehir planı Paris’e benziyor. Zafer Takı bile var. Bir dönem oraya doğunun Paris’i denirdi. Çok görkemli tarihi binalar, müzeler, eski şehirde sokakların içinde dopdolu lokantalar. Çorba, et, mısır, sebse, süt ürünleri ve birayı tüketiyorlar. Dağların tepesinde saraylar, manastırlar, kiliseler muhteşem.
Yalancı ve doğrucu taksiler var. İngilizler bu isimleri kitaplara yazmış. Yararlandık.

Bekir Azgın ile birlikte Romanya’nın en büyük keman ustası ve bestecisi George Eunescu’nun Bükreş’teki müze evini, prenses olan karısı ile birlikte yaşadıkları sarayı, Sinaia dağında saraylar, manastırlar yanısıra yazlık evini ziyaret etmekten çok mutlu olduk. Notalarını, keman ve piyanolarını ve kendisine ait her objeyi saklamış, Romanya halkına ve kültürüne devretmiştir. Maalesef eserlerinin CD’lerini bulmak için çok uğraştık ve sonunda meşhur “Romanya Rapsodileri” CD’sini bulabildik.
Eunescu, müzik çalışmaları için olgun yaşta Paris’te yaşamayı tercih etmiş ve orada ölüp gömülmüştür. Ancak tüm varlığını halkına bağışlamıştır.
Bu hikaye de “itibarlı insan” örneği..