Bugünü daha iyi anlamak için…

Tayfun Çağra

 

Bu hükümet döneminin daha normal ve olması gereken, yapılması gereken icraatların yapılacağı bir dönem olacağı düşüncesiyle biz de biraz daha normal bir ortamda yaşam sürmenin biçemlerinden olan bazı normal! gelişmelere ayıralım sayfamızı;

Örneğin üniversitelerin yayınları… Doğu Akdeniz, Yakın Doğu, Uluslararası Kıbrıs ve diğer üniversitelerimizin dönemsel yayınları oluyor. Bazıları yılda bir-iki kez, bazıları dört kez çıkabilirken akademisyenlerin bu yayınlarda yazdığı bazı araştırmalar, bazı kaynaklardan yola çıkarak ortaya koydukları görüşler ilginç olabiliyor.

Örneğin YDÜ’nün Sosyal Bilimler Dergisi’nin 2017 yılı 10. Cildinde Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Doç. Dr. M. Zeki Duman sosyolojik alanda yazdığı bir yazıda şunları söylüyor;

“Zygmunt Bauman (Sosyolog, Filozof 1925-2017), içinde yaşamakta olduğumuz dünyayı tasvir ederken, Marx ve Engels’in 1848’te yayınladıkları Komünist Manifesto’da: ‘peşlerinde kadim ve hürmete şayan önyargılar ve kanaatler silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor…’ sözünden hareketle ‘akışkan modern tüketim toplumu’ kavramını kullanır. Bauman’a göre, akışkan modern tüketim toplumunda, hayal ettiğimiz ve korktuğumuz, imrendiğimiz ve tiksindiğimiz, ümitlendiğimiz ve endişelendiğimiz tüm duygularımız, denetimimiz ve irademizin dışına çıkmıştır. Söz konusu bu yeni dünyada, sabitenin yerini akışkanlık, katılığın yerini akıcılık, tutarlılığın yerini tutarsızlık, müphemliğin yerini belirsizlik ve güvenliğin yerini emniyetsizlik almıştır.”

Doç. Dr. Zeki Duman, “Bauman’ın ve yakın zamanda birçok düşünürün baştan beri Marx’ın söylediğini adeta tekrarlayarak yaşanan değişim ve dönüşümü anlatmaya çalışmışlardır” diyerek de Marx ve Engels’in 1840’larda gördükleri şeylerin aynen geçerliliğini koruduğunu, daha doğrusu öngörülen değişim ve dönüşümün yaşandığını ortaya koyuyor.

Bunları buraya alıntılarken aslında Marx ve Engels gibi düşünürlerin yazdıkları kitapları bir kez daha okuyup geldiğimiz günleri daha iyi anlama ve yorumlamanın doğru olacağını düşünüyorum.

Öte yandan UKÜ’nün Folklor/Edebiyat, 2018/1 yayınında Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Tülin Arseven ‘simgesel şiddet’ konusunu işlemiş. Bu yazıda; “Sosyolog Pierre Bourdie’ye göre simgesel şiddet, mümkün olan en basit şekilde ifadesiyle, bir toplumsal eyleyici üzerinde kendi suç ortaklığıyla uygulanan şiddet biçimidir. Ona göre bu şiddet biçiminde tahakküm etkisi neredeyse her zaman, belirleyenler ile onları o şekilde oluşturan algı kategorileri arasındaki ‘uyum’la ortaya çıkmaktadır…”

Arseven, başka bir kaynak/romanda simgesel şiddeti “öyle bir saldırı biçiminden söz edilmektedir ki bu, bireyin vücut bütünlüğüne dokunmayan, ancak toplum içindeki yaşama ve düşünme biçimine zarar veren bir tutumdur” şeklinde izah etmektedir.

Bu iki yazıdan paragraflar paylaşırken yukarıda dediğim gibi önemli düşünürlerin eserlerini tekrar okumak, bugünlerde yaşadığımız bazı gelişmeleri de daha iyi yorumlamamızı sağlayacaktır.           


“Hemen bizi hapse atın”

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’ın güneyinde “Hapis istemiyle yargılanmakta olan sanıkların, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in yeni görevini devralmasının ardından ilan edeceği genel aftan yararlanabilmek adına, hapis cezası vermeleri için avukatları aracılığıyla yargıçlara baskı yaptığı bildirildi” haberi vardı. Güneyde Başkanlık seçimlerinin ardından genelde af çıkıyormuş ve cezaların 4’te bir oranında indirilmesi söz konusuymuş. Ancak müebbet hapis ve çocuğa cinsel suçtan yatanlar bu aftan yararlanamıyormuş. Cezaevi müdürü aftan yararlanabilecek tutukluların listesini hazırlamaya başlamış bile… Acaba diyorum; bizde hapishane de dolup taştığına göre böyle bir af düşünülür mü? Hem yeni bir hapishane yapma maliyetinden de kurtulmuş oluruz!  Şaka gibi görülse de düşünülebilir. Üzerinde bir gram uyuşturucu bulunduğu için hapiste yatan veya sadece içtiği için tutukluluk alan o kadar kişi var ki… Sadece onların aftan yararlanabilmesi bile hapishaneyi rahatlatmış olur. 


Vatandaş yapalım, vekilliği de promosyon verelim!

Turizmde alternatif! Gelin vatandaş yapalım, yanında da vekillik verelim. Nasıl gelirseniz gelin, ne yaparsanız yapın veya bir şey yapmazsanız da önemli değil, adamımız olun, istediğimizi yapın, ortamı gerin… Irkçılık, voyvodalık, sövme-sayma kriterler olabilir. Bunları en iyi yapan önce vatandaş, sonra vekil. Gelin, gelin, KKTC’ye gelin!


İronik durumlar

Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi gazeteci-yazarlar Türkiye’de müebbet hapis cezası aldılar. Gerekçesi;“Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs.” Oldukça ironik bir durum.


"Zenginliği üretmeden tüketemeyeceğimiz gibi mutluluğu da üretmeden tüketmeye hakkımız yoktur."

George Bernard Shaw