Basın-Sen, Ceza Değişiklik ve Bilişim Suçları Değişiklik Yasa Tasarıları’nda gelinen
aşama ve yürütülen sürece ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi.
Düzenlenen basın toplantısında konuşan Basın-Sen Başkanı Ali Kişmir, söz konusu yasa tasarılarının halen Meclis gündeminde olduğunu ve komitelerde görüşülmeye devam ettiğini
belirtti.
Sürecin başlangıcına değinen Kişmir, sosyal medyada eleştiri sınırlarını aşan, hakaret içeren ve aileleri hedef alan paylaşımlar gerekçe gösterilerek Başbakanlık bünyesinde yasa çalışmaları başlatıldığını ifade etti.
***
Tabii şuna değinerek başlamak istiyorum, bir ülkede gazeteciler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri aynı direnişi gösteriyorsa, orada sıradan bir yasa tartışması yoktur. Orada, demokrasiye sahip çıkma mücadelesi vardır.
Bugün tartışılan Ceza Değişiklik ve Bilişim Suçları Yasa Tasarıları tam da böyle bir yerde duruyor. Bu yasa tasarıları karşısında Basın Sen’in yükselttiği itiraz, yalnızca bir sendikanın refleksi değil; bu toplumun nefes alma hakkına dair bir uyarıdır.
***
Sosyal medyada zaman zaman sınırların aşılabildiği bir gerçek...
Hakaret, hedef gösterme, linç kültürü…
Bunlar gerçek sorunlar.
Ama bu sorunlara çözüm adı altında getirilen düzenlemeler, eğer ifade özgürlüğünü buduyorsa, o zaman sorun çözülmüyor; sadece yön değiştiriyor. Bu kez baskı, yukarıdan aşağıya doğru akmaya başlıyor.
***
Ali Kişmir ve Basın-Sen de burada “geri çekilmezse bedeli olur” diyerek, sözünü esirgemiyor.
Unutulmasın ki, ifade özgürlüğünü daraltan her girişim, er ya da geç toplumsal bir dirençle karşılaşır. Çünkü ifade özgürlüğü, bir lüks değil; bir toplumun varlık şartıdır.
***
Daha da önemlisi, tasarılarda yer alan bazı maddelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve anayasal güvencelerle çeliştiği yönündeki uyarılar hafife alınacak türden değil.
Eğer bir yasa, daha yürürlüğe girmeden “korku yaratabilir” diye eleştiriliyorsa, orada durup düşünmek gerekir.
***
Bir başka kritik nokta ise sürecin kendisi.
Komitelerde yoğun siyasi baskı iddiaları, demokratik tartışma zemininin ne kadar sağlıklı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Yasalar yalnızca içerikleriyle değil, nasıl yapıldıklarıyla da meşruiyet kazanır.
Şeffaflıktan uzak, katılımı sınırlayan bir süreç, en iyi niyetli düzenlemeleri bile tartışmalı hale getirir.
***
Bu yüzden mesele sadece birkaç madde değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz.
Eleştirinin suç sayılmadığı, gazetecinin korkmadan yazabildiği, yurttaşın düşüncesini ifade ederken “acaba başıma bir şey gelir mi?” diye düşünmediği bir ülke mi?
Yoksa sınırları belirsiz yasalarla herkesin kendini sansürlediği bir düzen mi?
***
Basın Sen’in çağrısı bu açıdan nettir ve meşrudur: Bu tasarılar geri çekilmeli.