Çocuklar bir toplumun geleceğidir, yarının aynasıdır.
Bugün o aynaya baktığımızda ise endişe verici bir manzarayla karşılaşıyoruz.
Son beş yılda 16 yaşından küçük 315 çocuğun çeşitli suçlardan hüküm giymesi yalnızca bir adli istatistik değildir; bu rakam, ülkenin sosyal politikalarının iflasının belgesidir.
Önceki hafta Kıbrıs Gazetesi’nde Cemre Cemali’ye konuşan Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Erdem Beyoğlu'nun ortaya koyduğu tablo son derece çarpıcıdır.
Beyoğlu, "çocuklar suçlu doğmaz, onları suça iten nedenler vardır" diyerek sorunun bireysel değil toplumsal olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümünün ruh sağlığı hizmetleriyle ancak bir adli olay sonrasında tanıştığını, büyük çoğunluğunun daha önce hiçbir psikiyatrik destek almadığını vurguluyor.
Peki bu çocuklar neden korunamadı?
Çünkü yıllardır ülkeyi yöneten UBP-DP-YDP hükümeti, eğitimden sosyal hizmetlere, gençlik politikalarından çocuk koruma mekanizmalarına kadar her alanda günü kurtaran politikalar üretirken, toplumun en kırılgan kesimi olan çocukları kaderine terk etti. Bugün mahkeme salonlarında gördüğümüz çocuklar aslında devletin yıllardır görmezden geldiği sosyal sorunların ete kemiğe bürünmüş halidir.
Dr. Beyoğlu'nun işaret ettiği gibi suça sürüklenen çocuklar; aile denetiminin zayıfladığı, eğitim sistemi içerisinde tutulamayan, ruh sağlığı hizmetlerine erişemeyen ve yeterli sosyal destek alamayan çocuklardır.
Yani mesele yalnızca bir "asayiş" meselesi değildir.
Bugün birçok genç eğitimden kopuyor.
Birçoğu yoksullukla mücadele ediyor.
Birçoğu sosyal faaliyetlerden mahrum bırakılıyor.
Birçoğu bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Ve hükümet bunları önleyici politikalar geliştirmek yerine günübirlik açıklamalarla durumu idare etmeye çalışıyor.
Oysa rakamlar alarm veriyor.
Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi'nin çalışmasına göre suça sürüklenen çocuk sayısı son beş yılda yüzde 170 artış gösterdi.
2020 yılında 47 olan sayı 2024'te 127'ye yükseldi.
Bu artık münferit olaylarla açıklanabilecek bir durum değildir.
Bu, sistematik bir çöküştür.
Daha da vahimi, uzmanlar erken yaşta suça karışan çocukların ilerleyen yıllarda erişkin suçluluğuna dönüşme riskinin yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle bugün önlem alınmazsa yarının suç istatistikleri bugünkünden çok daha ağır olacak.
İktidar ise sorunun kökenine inmek yerine sonuçları yönetmeye çalışıyor.
Gerçek sosyal devlet, çocukları cezaevinden çıktıktan sonra değil, suça sürüklenmeden önce koruyandır.
Bir yanda hayat pahalılığı altında ezilen aileler...
Bir yanda eğitim sistemindeki belirsizlikler...
Bir yanda sosyal hizmetlerin yetersizliği...
Ve diğer yanda bunları görmezden gelen bir hükümet...
Sonuç olarak karşımıza çıkan tablo tesadüf değildir.
315 çocuk mahkeme önüne çıkıyorsa, sorun çocuklarda değil sistemdedir.
Çocuklar suçlu değildir.
Suça sürüklenmişlerdir.