Bu ne dünya kardeşim...

Cenk Mutluyakalı

Islık çalın, dedi bize,
ıslık çalın çalın, çalın,
benim neşeli çocuklarım bu harb bitecek,
bu harb bitecek...

Hâlâ anlayamıyorum neden eğri bu dünya.

Taner Baybars, (18 Haziran 1936, Lefkoşa, Kıbrıs/ 20 Ocak 2010, Béziers, Fransa)

---------------------------------------------


B U   N E   D Ü N Y A   K A R D E Ş İ M


İş, kimi insan için ‘hayat’tır..

Kimine neşe!..
“İş iştir” der kimi, sadece...
Ya da baktığınız zaman gözlerine, “nereden beladan” der gibi bir işkence hissi uyanır önce...
Bitse de gitsek” okunur...

***

Lahmacuncu neden kaçtı?” diye başlık atmıştı geçenlerde, kardeşim Sami!..
Lahmacun ustalarının ekonomik gerekçelerle ülkeyi terk edişini anlatmıştı…

***

Hep gittiğim restoranda bir usta var...
Döner alırım pakette...
Bir köşeye oturur, yerim süratle...
“Ne olur bir kez de benim lahmacunumu dene” der...
Nasıl da gurur duyarak anlatır ustalığını...
“Baba mesleği...”

***

Kıbrıs geçmişi 10 sene var, yok...
Evli...
- “4 çocuk var, ellerinden öper” diyor.
“Bu kadar çocuğu ne zaman yaptın sen” diyorum...
Boynunu büküyor...
Eşi de çalışmıyor üstelik...
“Üstelik” diyorum çünkü, bu zamanda, altı nüfus, Kıbrıs’ta geçinmek, hem de özel sektörde çalışarak, mümkün mü?

***

4 çocuk olunca zor tabii...
“Memlekete dönelim artık” demiş...
Çocuklardan en büyüğü itiraz etmiş, “Baba ne yaparım oralarda, kimseyi tanımam ki ben...”

***

- Ne vakitler çalışıyorsun?
- Sabah 9 başlıyoruz, akşam 11’e kadar...
- Her gün..
- Yok, pazar hariç...
- Bir gün!..
- He...

***

Tüm bunları öyle öfkeyle de anlatmıyor...
- “Günde 14 saat çalışmak mı olur, insafsızlık bu” diyorum...
- “Bizim meslek böyle” diye, yine boynunu büküyor...
Pidesini açıyor arada...
- “Bak bunu dene, hiç böylesini tatmadın.”

***

- Ne kadar maaş alıyorsun?
- 2 bin lira...
- 2 bin.
- He! Asgari ücret değil yani, daha fazla...
- İyiymiş gibi..
- Bunu bulamayanlar da var...

***

İşte böyledir bu ülke...
Kimi, mesaisi bitmeden bırakır kaçar!..
- “Bu paraya çok bile” der, sorsan...
Laf söyleyen olmaz!..
Kimi on dört saat ezilir ateşin önünde...
Koruyan, kollayan çıkmaz...
Ne erken sıvışan çalışana vardır ceza, ne çok çalıştıran patrona!..

***

Biri “he” der, eğer boynunu...
Öteki, basar yaygarayı ha bire...

Keşke roller değişebilse...

 

::::
 

 

SANTİM SANTİM NEZAKET


Çok özür diliyorum, peşinen!..
Hem yadırgayıp, hem de yazdığım için!
Pegasus’un sahibi geldi, Ali Sabancı!..
Adam espritüel...
“Cem Yılmaz” hayranı mı bilmem de, sahne gösterileri biraz O’na özentili...
Şov gibi...
İpin ucu kaçmasa, performans iyi...

***

Resepsiyona davet ettiler, “Pegasus’un Kıbrıs’taki 10’uncu senesi...”
Gittik.
Tamam, kapıda kimseler ‘merhaba’ demedi, elimizi sıkan olmadı, hatta arada halkla ilişkilerci olsa gerek, birileri geldi “sessiz olunuz” diye nazikçe azarladı..
Buraya kadarını anladık, eksiklik bizde...
Peki, Ali Sabancı sahneye çıkıp da “Bizimki 77 santimetre değil ama tam zamanında kalkıyor” esprileri yapınca komik mi oluyor sizce?
Reklam dilinde ilgi çekici olabilir bu söylemler..
Ancak, bir resepsiyon yapmışsanız, Meclis Başkanı ve bakanları da çağırarak...
Gazetecileri ve acenteleri de...
Bilgi veriniz, eleştiri yapınız, anlarız..
‘Cinsiyetçi’ esprileriniz  ne yani?
Ya da Turizm Bakanı’nı adeta azarlayan üslubunuz?

Şunu merak ediyorum...
Acaba Türkiye’de, Meclis Başkanı ya da bakanların önünde, aynı ‘ağız’ kullanılır mı?
Hade diyelim ‘reklam baskısı’ altındaki medya pek ses etmez..
Ya diğerleri?
Nasıl tahammül etti, Emine Çolak gibi Sibel Siber gibi hassasiyeti ile tanıdığımız isimler...
Nezaket gösterdiler belki...
Öyleyse eğer ‘fazla’ geldi...

::::

DEMİRİ DEMİRLE DÖVDÜLER

Ağaca balta vurmuşlar...
“Sen beni kesemezdin ama” demiş...
“Ne yapayım ki sapın bendendir!...”
...
RTE’nin “Yarım Porsiyon Aydınlık” lafını edişi de bu hesap...
Böylesi bir “iletişim” hüneri!..
Tam bir “kara propaganda”...
...
Pek çok aydın, ilerici, solcu Cem Karaca şarkılarıyla büyüdü ya...
Tamirci Çırağı’yla...
Parka’yla...
Türkiye’deki baskıcı ve otoriter tutuma, yaşam hakkını görmezden gelen bilinçli sürgün politikalarına karşı baş kaldıran aydınlar,  güya değersizleştirilecek...
“Demiri demirle dövdüler,
İnsanı insana kırdırdılar" öyküsü yazılacak yeniden, Cem Karaca üzerinden...
...

Erdoğan’ın çevresindeki danışmanları, enerjilerini biraz da Türkiye’deki  savaşı sonlandırmak için ‘barış siyaseti’ üretmeye harcasalar ya...
Gittikçe uzaklaşmasa, yürek burkmasa, hayal olmasa barış...
Çocuklar ölmese her gün...
Tam porsiyon zulüm olmasa...
Korkutmasa bir ülke böylesine.

----------------------------------------------------------------------------------------

 

H A F T A N I N   N O T C U K L A R I

• Çok sorarlar bana “falanca siyasetçiyle aran nasıl” diye... “İyi yazıyorsak hakkında, iyidir” derim...


• “Sene bitti” anladık.. Yeni yıla girdik, güldük, oynadık... Tamam da, Ocak da bitiyor... Nedir bu telaş?! Haçanda ?

• Çok doğru yazdı Fikret (Zeden) yeğenim, duyarlı bir öğretmenin, derinden çektiği ‘ah’ı hissettirerek...
“Alternatifi olmayan bir sistemde çocuklarımız kgs-1- sınavına giriyor. Bilmemiz gereken sonuç her ne olursa olsun tüm çocuklarımız başarılıdır. Bir sınavın sonucu çocuğumuzun başarılı veya başarısız olduğunu göstermez. Lütfen çocuklarımızı birbirleri ile kıyaslamayalım.”


• Kaliforniya Cinsel Araştırmalar Merkezi doktorları bir saatte 134 kez orgazm olan kadını bilimsel olarak kayıt altına almışlar! Erkeklerde bu rekor 16 olarak kaydedilmiş!..
Bir saatte 134, inandırıcı gelmiyor!
Çok da düşününce insan kafayı yiyor.


• Mahmut Anayasa’dan sevdiğim bir ‘özet’le bu pazarın finalini yapalım.
Kıbrıs'ta hiç sevmediğim 3 laf:
1. Baane yau
2. Beni garışdırma ha
3. Gardaş, memur adamık biz