Kıbrıs meselesi…
-*-*-
Bu meseleye, gelin “Kıbrıslı Türk gözü” ile bakalım ve temel “çelişki” noktalarının bazılarını irdeleyelim…
-*-*-
Birinci yanlış veya birinci çelişki, “garanti” meselesidir…
-*-*-
Son olarak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ne demişti?
“… KKTC’nin garantisiyiz…”
Veya “Kıbrıs Türk halkının garantisi Türkiye’dir, bundan vazgeçmeyiz…”
-*-*-
Şimdi buna “yasal” açıdan bakacak olursanız, ortada ciddi bir yanlış vardır…
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve bu cumhuriyetin Anayasası ile bölünmezliğinin garantörüdür…”
-*-*-
Garanti Anlaşması, yani Türkiye’nin “garantör” olduğu anlaşma, aslında en başta KKTC’ye karşıdır!
Yani Türkiye’nin garanti ettiği, KKTC diye bir ayrılıkçı oluşumun gerçekleşmemesidir!
-*-*-
Kaldı ki Garanti Anlaşması, KKTC’nin ilanından 24 sene önce imzalanmış bir anlaşmadır…
-*-*-
Üç garantör, Türkiye – Yunanistan ve Birleşik Krallık; Ada’nın bölünmemesini, Taksim edilmemesini, Enosis’in gerçekleşmemesini garanti etmektedir!
-*-*-
Haaa “manevi” anlamda, “gönüllü bir şekilde” veya “duygusallıkla” Kıbrıs Türk halkı ya da toplumunu da garanti kapsamında tutuyor olmanıza bir şey diyemem de bunu “hukuk zeminine çekmek” sadece zııııt propaganda”dır!
Açık yalandır!
Veya üzgünüm ama zerre konuyu bilmemektir!
-*-*-
Gelelim bir meseleye daha…
Vatandaşlık veya pasaport meselesi…
-*-*-
Kıbrıslı Türkler yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı olan “bizler”; bu devletin “pasaportunun” hamiliyiz!
-*-*-
Bu pasaport, Dünya’nın en değerli 10 pasaportundan biridir!
10 değilse ilk 20’nin içindedir!
-*-*-
Bu pasaportun sahibi olmak demek, seyahat özgürlüğünün dibine vurmak demektir!
-*-*-
Bu pasaportun sahibi olmak demek, Avrupalarda gezmeler, iş bulmalar, yaşamalar, eğitim görmeler, keyif çatmalar demek bir yana; hayat boyu “vize beklemek, vizeye başvurmak, vize kuyruğunda ölmek” gibi kavramları hiç işitmemektir!
-*-*-
Şimdi!
Eğri oturun doğru konuşun; bu pasaportun hamili olmayan Kıbrıslı Türk sayısı çok düşüktür…
Almayanlar, başvurmayanlar, başvurmayacak olanlar elbette vardır ama sayıları çok az olmakla birlikte, evlatları ya da torunları kesinlikle ilgili pasaportun hamildir!
-*-*-
Peki, egemen eşit devlet ne demektir?
-*-*-
Kıbrıs’ta iki ayrı egemen eşit devlet demek; bu pasaporttan vazgeçmek ya da en iyi ihtimalle, Rum toplumunun “yok canım, çifte vatandaşlık hakkı da değerli Kıbrıslı Türk kardeşlerimize helal olsun” noktasında olmaları demektir!
-*-*-
Açıkça soruyorum; Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu sahibi kaç Kıbrıslı Türk, bu pasaportu iade etmeye hazırdır?
“Ben hazırım” diyen yalancıdır!
Sahtekarın dibidir!
-*-*-
Zamanında Rauf Denktaş benzer bir çağrı yapmıştı!
Demişti ki, “Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarınızı getirin, iade edelim”…
-*-*-
Kaç kişi getirmişti?
Hatırlayanlar vardır; “2 kişi”…
Yazı ile de yazayım, yanlışlık olmasın; “SADECE İKİ KİŞİ!”…
-*-*-
Onların getirdiği pasaportlar da “expired” olmuş olanlardı!
Belki de evde yenileri vardı!
-*-*-
Bir çözüm planının veya belki de gerçekten olası bir çözümün arifesindeyiz…
-*-*-
Guterres geliyor falan!
-*-*-
Yukarıdaki iki örneğe daha çok örnekler de eklenebilir…
-*-*-
Sıkıntı nedir biliyor musunuz?
Sıkıntı, tarih bilincinin bu ülkede en ciddi şekilde tecavüze uğraya ve uğratılan bir bilinç olmasıdır!
-*-*-
Mesela, “Kıbrıs meselesi 1974’te başladı!”
Bu iddia, Kıbrıs’ta Rum çocuklara öğretilen bir tarih dersi bilgisidir…
-*-*-
Tamamen yanlış!
Külliyen saçmalık!
-*-*-
Ne yazık ki Kıbrıs’ta Türk – Kıbrıslı Türk, ayrıca Yunan ve Kıbrıs Rum tarihçiliği, taraflı tarihçiliğe dayanır…
-*-*-
Tamamen propaganda amaçlıdır!
İki toplum da buna gayet uygun yapıda tutucudur!
-*-*-
Kıbrıs’ta Elen veya Türk tarafı, kesinlikle tarihî gerçeklik aramamıştır. Aramamaktadır da!
-*-*-
Tarih biliminin işi; “haklı ya da haksız aramak” değildir!
Kıbrıs’ta her iki tarafta “tarih bilimi ve tarih dersleri” “her zaman haklı olan bizi” üzerine inşa edilmiştir!
-*-*-
Mantıken bu mümkün mü?
-*-*-
Mesela; “ilk katliamı kim, kimler, kimlere yaptı?”
-*-*-
Bugüne kadar okullarımızda okutulan tarih kitaplarında “Gönyeli Katliamı”nı öğreten oldu mu?
-*-*-
Veya hangi Rum lisesinde, “Masum Kıbrıslı Türkleri Dohni’de iki otobüse koyup, tamamını kurşuna dizmek için götürdük ve imha ettik” bilgisi okutulur?
-*-*-
Sinde Katliamı, Atlılar – Muratağa – Sandallar ya da Ayvasıl’ın “ortak bir tarihçiler kurulu” tarafından hiç araştırması yapıldı mı?
-*-*-
Ne yazık ki, Türkiye ile Yunanistan’da da tarihçilik, temelde bilimsel değil, ideolojiktir!
bir şeyin varlığı kabul edilmemiştir. Ancak gerek Yunanistan’da ve Türkiye’de, gerekse Kıbrıs Rum ve Türk
-*-*-
Dört ayrı coğrafyada da tarih, millet ve milliyetçi idealleri vurgulamaya yönelik propaganda aracıdır ve tarih bilimine ihanettir!
-*-*-
Kıbrıs’ta ideolojik tarih öğretimi; toplumların geçmişini gizler ve bugünlerle yarınlara ışık tutmak yerine, karartır!
-*-*-
Kıbrıs meselesinin çözümünün önündeki en büyük engel budur!
-*-*-
Mesela, Rumlar, 1964’te neden Gaziveren’e saldırmıştır?
-*-*-
Neden bir otobüs dolusu Rum, Gaziveren’de esir alınmış, alıkonulmuştur?
-*-*-
Bunun, Pirgo’da “esir alınan iki Kıbrıslı Türk genç öğretmenle bir ilgisi var mıdır?”
-*-*-
1964’te 500 Kıbrıslı genç yerine, neden 500 çok iyi eğitilmiş Türk komandosu Ada’ya gönderilmemiştir?
-*-*-
Sonuçta “Türkiye savaştadır” denmesin diye mi?
Rumlar ilk başta öyle biliyordu zaten!
Komutan da Türkiyeli değil miydi?
Bir kişi sayılmaz ama 500 kişi sayılıyor muydu?
-*-*-
Şimdi; bir daha hatırlatalım; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres haftaya geliyor…
Gelip de eli boş dönecekse, yazık!
Dönmeyeceği inancındayım…
En azından “müzakereler filanca gün, filanca yerde başlıyor” denecek!
-*-*-
Ama, her yazdığımızın altına küfür dolduran, okuduğunu anlamayan, Türkçe yazamayan ama hepsinden önemlisi Kıbrıs’ın sadece 1974 sonrası ganimetinden faydalanmak dışında “anısı” dahi olmayanlarla; her şeyi yanlış bilen – yanlış öğrenen örneğin ELAM’cı Rum gençler nasıl ikna edilecek?
-*-*-
Düşünmek lazım!
-*-*-
“Kıbrıs’ın tamamı Elen toprağıdır” diyerek sınırlarda eylem hazırlığı yapanlar; onlara destek vermeye hazırlanan Nikos’lar ve KKTC’yi eşit – egemen devlet sanıp soyanlar ya da soymaktan başka derdi olmayanlar ya da “bizi yine İnterpollük yapacaklar” diyerek, açık itirafta bulunanlarla bu mesele kolay çözülmez!
1964 Hamit Mandrez… (BM Arşivi)