Bu deveyi güdelim mi yoksa bu diyardan gidelim mi?

Serhat İncirli

Kuzey Kıbrıs’ta yine ağır bir şekilde tamamen iç tribünlere yönelik aldatmacalar, propaganda çalışmaları ve toplum mühendislikleri izlemeye başladık…

-*-*-

Açalım!

-*-*-

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in ve akabinde Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Özel Temsilcisi Raffaele Fitto’nun ziyaretlerini karalama veya önemsizleştirme çalışmalarının eminim farkındasınız… 

-*-*-

Veya CTP’nin Türk Ordusu’na karşı olduğu geleneksel vaazları!!!

-*-*-

Hep aynı hikayeler… 

-*-*-

Bu hikayelerin arkasında Türkiye vardır… 

-*-*-

Kendimizi kandırmaya gerek yok!

-*-*-

Türkiye, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kıbrıslı Türk seçmenler karşısında çok ciddi bir yenilgi aldı… 

-*-*-

Tabii ki Türkiye derken, oradaki egemen gruptan söz ettiğimi belirtmek isterim… 

-*-*-

O egemen grup, mevcut şartlarda Kıbrıs’ta herhangi bir çözüm istemiyor… Bu durum apaçık ortadadır! Ne alacağı netleşmeden çözüm olması Türkiye için kazanım değildir!

-*-*-

Haliyle buraya gönderdikleri Büyükelçi dahil birçok görevliyle toplum mühendisliği yapıyorlar…
Asla çözüm olmamalı!
İleride mi?
O belli değil!
Ne alacağımızı bilelim bakarız durumu!

-*-*-

Bu bağlamda Kıbrıs Türk Toplumu veya seçmenlerinin yapması gereken iki şey var ki bu iki şeyden birini zaten 1958’den beri yapıyoruz… 

-*-*-

Nedir bu iki şey veya iki tavır?

-*-*-

Birincisi, Türkiye’yi yöneten tüm gruplara, partilere, liderlere mutlaka itaat - biat!

-*-*-

1958’den beri Kıbrıs Türk Toplumu’nun istisnasız tüm yöneticileri veya tüm yönetim grupları bundan şaşmadı!

-*-*-

Biat ve itaatta kusursuz oldu; adına da “Türkiye ile ilişkilerimizi en iyi seviyede tuttuk” dendi!

-*-*-

İkincisi ise Türkiye’ye karşı gelebilmek ve toplumsal gurur ile toplumsal çıkarı savunmak!
Bunu yapmayı kimse başaramadı!
Azıcık diklenenler bile anında iktidardan indirildi!

-*-*-

Şu gerçek asla göz ardı edilemez; “... en basit anlatımla Türkiye’nin çıkarları ile Kıbrıs Türk Toplumu’nun çıkarları aynı değildir…”

-*-*-

Bu yüzden bir yığın edebiyat yapılıyor, Rumlar bizi kesecekten başlanıyor, Anavatansız olmaz senaryolarının farklı kişiler tarafından farklı şekillerde dillendirilmesi sağlanıyor... 

-*-*-

Oysa herkes gayet iyi biliyor ki, Anavatanla olmuyor, olmayacak!

-*-*-

Zaman zaman Kıbrıs’ta çözümün veya federal çözümün kesinlikle Türkiye’nin de çıkarına olduğunu sallıyoruz ama ne yazık ki haklı ya da haksız doğru ya da yanlış Türkiye’yi yönetenler bizim gibi düşünmüyor!

-*-*-

Elbette Türkiye’yi yönetenler de çok iyi biliyor ki, Ada’daki varlıklarının temeli Kıbrıs Türk Toplumu’nun varlığıdır… 

-*-*-

Ve tüm çabaları da biat ve itaatta kusursuz olanlarla çalışıp, Ada’da varlıklarına en düşük seviyede dahi olsa ses çıkarabilecek olanları asla iktidara getirmemektir… 

-*-*-

Bu doğrultuda bunca yıldır nüfus aktarımı ve akabinde seçmenleri Türkiyeli - Kıbrıslı diye bölüp dilediklerini yapmayı başarmış olsalar da zaman zaman bu bölücülük de işe yaramadığından, iğrenç toplum mühendisliği yöntemlerini mutlaka piyasaya sürebilmektedirler… 

-*-*-

Kesinlikle “Dünya Kıbrıs meselesine şöyle bakıyordu, böyle bakıyordu” konusu zerre kadar umurlarında değildir…

-*-*-

Her konuda, her başlıkta yenik, ezik, hatalı olmak da hiç umursamadıkları bir şeydir…
52 yılda Kıbrıs’ın Kuzey yarısı ile Güney yarısı arasındaki medeniyet farkının en az 45 yıl olması da ilgilendikleri bir yenilgi manzarası değildir!

-*-*-

Kısacası, ne acıdır ki Kıbrıs Türk Toplumu, Türkiye’nin jeo - stratejik avantajını korurmuş gibi yapıp, her türlü mafya oyununu rahatlıkla oynayan bir grup insanın maskarası haline getirilmiştir… 

-*-*-

Bilinmelidir ve gayet de net şekilde görüşmektedir ki, Türkiye’nin görevlendirdiği kişiler, “Şu anda mevcut hükümet iktidardan gitmesin” diye varlarını yoklarını ortaya koyacaklardır… 

-*-*-

1958’lerden beri kullandıkları en başta “vatana ihanet” silahı olmak üzere, her yolu deneyeceklerdir…

-*-*-

Cumhurbaşkanlığı seçiminde çuvalladılar… 
Bu çuvallamada en büyük açıkları adaylarının kazanan aday karşısındaki belirgin ve de çok ağır zayıflığıydı... Bir kere başardılar ama ikincisinde çok fena mağlup oldular ve en başta Büyükelçileri olmak üzere, hiçbiri bu mağlubiyeti sindiremedi, hazmedemedi! 

-*-*-

Evet kesinlikle müthiş bir yenilgi aldılar…
Aynı yenilgiyi tekrar almak istemeyeceklerdir…

-*-*-

Ve bir başka gerçeğe de değinelim; Kıbrıslı Türkler tek başına siyasi tabloyu belirlemek adına güçsüzdür…

-*-*-

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, çok ciddi oranda Türkiye kökenli diye tanımlayabileceğimiz seçmen, Türkiye’nin biatçı adayına destek vermedi!

-*-*-

Bu destek vermeyişin arkasında yatan en ciddi sebep, Kıbrıs meselesinden çok, AKP’nin şeriat yanlısı - Atatürk ve laiklik karşıtı duruşuydu… AKP’nin görüntüsü ve tavrından, Türkiye’deki siyasetinden çok ciddi anlamda rahatsız olan kitle, biatçılığıyla övünecek kadar küçülen bir adaya oy olarak yansıtılamadı!

-*-*-

Akabinde ne oldu?

-*-*-

Görüntüye bakılırsa, cumhurbaşkanlığı seçiminde yenildikleri kişiye baskı yapmaya başladılar… 

-*-*-

Mesela cumhurbaşkanlığı seçiminde aktif olarak görev alan TC Lefkoşa Büyükelçisi, görevde kalmaya devam etti… 

-*-*-

Bu noktada yüzde 63 oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman’ın demokratik koşullarda büyükelçinin elini sıkması bile bana göre doğru değildi; buna yerden göğe hakkı da vardı!

-*-*-

Kibar davranmak, Türkiye ile kavga etmemek konusunda zaten çok ciddi bir kültüre sahip olan Erhürman’a en büyük darbe, Guterres ziyaretinde vuruldu… 
Ya da vurulmaya çalışıldı… 
Etkilerini henüz görme şansımız yok!

-*-*-

Guterres ziyareti ile ilgili olarak Türkiye’deki yönetim kadrosuna yakınlığı ile bilinen kişiler, gazeteler hatta BRTK bile negatif telden bağlama çaldı! 

-*-*-

Guterres’in gidişi sonrası Türkiye Dışişleri’nin yaptığı açıklama veya AB Temsilcisi’nin geleceği gün KKTC Dışişleri’nin açıklaması; Kıbrıs Türk Toplumu’nun iradesini yansıtan açıklamalar değildir… 

-*-*-

Özdil Nami veya Mehmet Ali Talat son derece doğru ama bir o kadar da ılımlı bazı uyarılar yaptı; Türkiye ile ilişkilerimizi rayına oturtmamız gerektiğini söylediler… 

-*-*-

Yani aslında herkes Erhürman ile Türkiye’nin aynı şeyi konuşmadığını ve konuşması gerektiğini savunuyor… 

-*-*-

Peki aynı şey ne olacak?
Türkiye’nin görüş ve düşünceleri mi?
O zaman Erhürman’ın biatist Ersin Tatar’dan farkı kalır mı?

-*-*-

Erhürman, baskı altındadır… 
Ya bu deveyi güdecek, ya da güdecektir!

-*-*-

Bu diyardan gitme - gidebilme seçeneği de vardır ve gerçekten onu tercih ederse, adını tarihe gerçek bir Kıbrıslı kahraman olarak yazdıracaktır!

-*-*-

Bütün mesele deveyi gütmeye devam etmek yerine, bu diyardan gidebilmeyi tercih edebilmektir!

-*-*-

Bu diyardan gidebilmek nedir?
Bu deveyi gütmek yerine bu diyardan gidebilmek; dimdik ayakta durup, yüzde 63’ün verdiği görevi yerine getirmek olacaktır!

-*-*-

Bir de atasözümüzün “gerçek anlamı” vardır; eğer Erhürman deveyi güder ve bu diyardan gitmezse; toplumumuzun gerçek anlamıyla bu diyardan gitmekten başka şansı kalmayacaktır!