Brüksel’den Kıbrıs’a bakış…

Serhat İncirli

Avrupa’nın başkentinden Kıbrıs’a bakış…

Ne gördük?

Veya ne işittik?

Oralardaydık ya!

-*-*-

“Bazı yabancılar bize nasıl bakıyor”u da analiz etmeye çalıştık…

-*-*-

Bu arada önemli iki soru var;

1. Biz kimiz?

2. Biz var mıyız?

-*-*-

Önce şu saptamayı yapalım; Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ile ilgili olarak “sorumlu şu kişidir, bu devlettir” diye birilerini veya bir ülkeyi suçlamak kesinlikle doğru değil.

Geçmişin yanlışlarını ve suçlarını konuşmanın bence fazla bir faydası yok; içinden çıkamayız!

Geleceğe bakabiliyor muyuz peki?

Hayır!

Neden bakamıyoruz?

Geçmişin kirine saplananlar hala o kirin hesabı ve tabii ki o kirden kaynaklı çıkarlarından çok mutludur da ondan tabii ki!

-*-*-

Kıbrıs sorunu çözümsüzdür çünkü tüm ilgili tarafların “haklı veya haksız” olabildiği duruşları, pozisyonları vardır…

-*-*-

Kesin haklıyız!

Kesin haksızız!

Hatalı olan onlar!

Yanlış olan şu taraf!

Diyemeyiz!

-*-*-

Ancaaaaak; yine de Avrupa’dan bakışta en çok suçlanan ne yazık ki Türkiye’dir!

-*-*-

Ortada haksız ve acı bir gerçek var!

Nedir bu gerçek?

Mesela Avrupa Parlamentosu’nda 6 Rum vekil bulunuyor ve bunların en az beş tanesi sürekli olarak Türkiye’nin Ada’daki pozisyonunu gündeme taşıyor, bu konuda konuşuyor ve örneğin kayıplar konusunun sadece Rum kayıplar konusu olduğu alçaklığından, EOKA’nın kuruluş gününü kutlamaya kadar Parlamento yönetimini etkileyebiliyor, manipüle edebiliyor!

-*-*-

Kıbrıs’la ilgili taraflar içerisinde Türkiye’yi “işgalci” görenlerle “işgalci olmasa bile çözümü en çok engelleyen” olarak görenler ciddi çoğunlukta…

Bu tabii ki Türkiye’nin de oralarda çok etkili olmamasından kaynaklanabiliyor…

Türkiye’yi savunacak kimse yok!

KKTC’yi savunacak mı?

Onlar hiç yok!

-*-*-

Dediğim gibi, Türkiye’nin de elbette bir bildiği var ve “suçlandığı” birçok konuda, kesinlikle masaya koyacağı “argümanı” bulunur! Ama örneğin Avrupa Parlamentosu veya Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi gibi platformlarda bulunmaları mümkün değil…

-*-*-

Masaya koymak!

Hah işte burası çok önemli!

-*-*-

Avrupa Başkenti’nde birçok züppe ya da iyi insan ve “ondan da eminim” kesinlikle Nikos Hristodulidis, masaya oturulmasını istiyor…

Masadan korkmamak ve kaçmamak şart!

Oturmalıyız!

-*-*-

Bu noktada, Ersin Tatar’a ve Ankara’ya karşı seçim zaferi kazanan Tufan Erhürman’dan “masaya kesin oturacak” beklentisi söz konusuydu… Ancak şu anda “Ankara’ya karşı da zafer kazandı” demekten bile çekiniyoruz çünkü bu ifade Türkiye’deki karanlık insanlara ağır yenilgiyi hatırlatabiliyor…

-*-*-

Neyse!

Şu saptamayı yapmak şart oldu; açıkçası, seçildiği günden bu güne Erhürman’dan beklentiler, “pek” gerçekleşmedi… Daha aktif olabilir miydi?

Bilemem!

Belki olmalıydı!

-*-*-

Erhürman’ın dönüşümlü başkanlık, takvim ve masadan kalkanın cezalandırılması gibi “şartları”, ne yazık ki Avrupa’da konuya yakın kişilerce “pek tutulmadı”…

Daha doğrusu, çok etkili ve en üst seviyede anlatılamadı…

Anlattığımız üç beş kişi yeterli olmadı!

-*-*-

Avrupa’da Erhürman’ın “şart olmayan şartları”nın tutulmamasının iki açık sebebi daha var!

Birincisi yukarıda da söylediğimiz gibi Rumlar buralarda çok etkili; ikincisi Hristodulidis bu şartları “iç dinamikler” nedeniyle yazılı veya açık açık kabul edemez…

“Otur konuşalım” der ama “kabul ederek” oturamaz!

Oturduğu anda kelle bumbura!

Kafasını keser faşistler!

-*-*-

Bence “masa uzmanı Türk teorisyen veya diplomatlar” da bunu biliyorlar ve Erhürman’ın “şart olmayan şartlarını” ayakta alkışlayabiliyorlar!

-*-*-

Hristodulidis’in aşamadığı veya korktuğu iç dinamikler nedir?

Benzerleri bizde de olan baskı grupları mesela…

ELAM, EDEK, DİKO gibi partiler; Kilise gibi kurumlardır ve mesela bunlar dönüşümlü başkanlığı kabul etmiyor…

Takvim şartını da duymak istemiyorlar…

Hristodulidis’in bunlara karşı çıkma dik durma şansı çok az…

-*-*-

Benzerleri bizde de var dedik ama bizdekilerin yanında bunlar “tatlı şeker çocuklar” kalır ki o da ayrı mesele!

-*-*-

Mesela Erhürman’ın da örneğin Tahsin Ertuğruloğlu aracılığı ile kendisine sürekli işittirilen “bizim siyasetimiz” adlı “Ankara görüşüne veya Ankara’nın pozisyonuna” karşı çıkma şansı var mıdır?

-*-*-

Hristodulidis’i ELAM – Kilise – EDEK veya DİKO 10 bastırıyorsa, Erhürman’ı bastıranların ağırlığı 100’dür!

-*-*-

Erhürman, Hristodulidis’ten “takma bu faşistleri şartlarımı kabul et” beklentisinde olabilir… Ama aynı anda Hristodulidis de Erhürman’a, açıkça olmasa da “sen de sıkıysa Ankara’yı takma” mesajı iletmektedir!

Hatta Hristodulidis daha da ileri giderek, “asıl oğlan Ankara’dadır, beni onla görüştürün” züppeliğine bile varmış durumdadır! Ve çok üzgünüm ama pek de haksız değildir!

-*-*-

Gün geçtikçe birçok kişide, şu hatalı saptama da gelişmeye başladı…

Ekim 2025’te de Brüksel’de zirve takip etmiştim ve o günlerde, Erhürman’ın seçilmesinden dolayı duyulan heyecanı yazmıştım.

-*-*-

Hatalı saptama şu; Brüksel’e son gidişimde, Erhürman için “Mustafa Akıncı kadar olamadı…” diyenlere rastladım…

Hatta “Ankara’dan izinsiz kımıldayamaz” dediler; ağırıma da gitti…

-*-*-

“Şans vermek lazım, henüz erken” demeye çalıştım ama kafam bir miktar sersemledi!

-*-*-

Geçen gün de yazmıştım…

En büyük dezavantajımız, bizim artık “yok” olmamızdır!

Yokuz!

-*-*-

Kıbrıs sorunu çözülecekse; herkeste gelişen görüş şudur; “… Ankara karar verecek, Erhürman uygulayacak”…

-*-*-

Bunun böyle olmadığını Avrupalılara ve hatta Hristodulidis’e kim, nasıl anlatacak?

Orada kimsemiz yok!

Orada kimsemiz olmadığı için Metsola’lar EOKA kutlamacısı, Leyen’ler Ortodoks Bizans Kilisesi sevicisi ya da delikten KKTC’ye bakan kişiler oluverebiliyor!

-*-*-

İşimiz çok zor!

Çünkü sadece Avrupa’da değil, ülkede de “yok”uz!

Kıbrıslı Türk Toplumu “topyekun” yok oluyor!

-*-*-

Masa, masa, masa!

Acil!

Guterres gitmeden!

Bir umut!

Değilse, bittik Tufan Hocam!


İngiliz üsleri!

Kıbrıs’taki Egemen Britanya Üsleri (SBA), aynı zamanda Amerikan üssüdür ve yine aynı zamanda kesinlikle NATO üssüdür…

-*-*-

İngiliz Üsleri olarak da adlandırdığımız Ada’nın yüzde üçüne denk gelen üsleri kapatmak veya İngiltere’yi buradan kovmak, bana göre hayal bile değildir…

-*-*-

Nikos Hristodulidis geçtiğimiz hafta Brüksel’de ilk kez bu konuyu gündeme getirdi ve “kovalım” demedi ama “üslerin Ada’daki varlığını görüşelim, tartışalım” dedi.

-*-*-

Avrupa Birliği yetkilileri Hristodulidis’e destek verdi ve Avrupa Konseyi’nin 19 Mart 2026 tarihli toplantısının sonuç bildirgesinde, “evet savaş bitsin bu konuyu tartışalım” kararı da yer aldı…

-*-*-

Neyi tartışacaklar?

-*-*-

İngiltere bu üsleri asla terk etmez!

Belki oturur konuşursunuz, daha önce de bir miktar toprak vermeyi kabul etmişlerdi, belki yine ederler ama özellikle Ağrotur’u asla bırakıp gitmezler…

-*-*-

Zorla mı çıkaracaksınız?

O zaman AB – İngiltere savaşı çıkar!

Ve NATO da dağılır, AB de bölünür falan…

-*-*-

Haaa İngiltere, yıllardır Kıbrıs’a sanırım kira ödemiyor!

Kıbrıs sorunu bahane ediliyor ve ödeme yapılmıyor!

Belki bu sıkıntı aşılır!

-*-*-

Kim bilir belki Dikelya’da bir miktar toprak iade edilir!

Ama kime iade edilecek?

Yüzde 70’i Rumlara yüzde 30’u Türklere mi?

-*-*-

Kısacası, bu mesele açılmadan kapanacak bir meseledir…

Bir daha gündeme gelmez…

-*-*-

Üsler nasıl kapatılır veya İngilizler Ada’dan nasıl atılır?

-*-*-

Kıbrıslılar birleşir, dev gösteriler yapar, üslere karşı eylemler düzenlenir falan…

-*-*-

O zaman da üsleri koruma görevini kim üstlenir?

Yunanistan ve Türkiye tabii ki!

-*-*-

Karışık bir iş vesselam!

Garantilere ve hatta NATO’daki dayanışmaya kadar gidecek bir mesele…

-*-*-

Kıbrıs NATO Üssü olamaaaz!

Öyle mi diyorsunuz?

Kıbrıs, coğrafi yüzölçümüne göre, Dünya’nın en büyük ve şu anda en stratejik NATO üssüdür…

-*-*-

Ada’nın Kuzey yarısında NATO’nun gururu olan Türk Ordusu’nın dev gibi bir kolordusu; Güney’inde Yunanistan, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, Amerika askerleri ve gemileri ve uçakları!

-*-*-

Ve siz İngiltere’ye “Ağrotur’dan çekil be canım” diyeceksiniz?

O da “buyurun sizi mi kıracaktım, çekiliyorum” diyecek!

Aynı anda da NATO’ya üye olmak isteyeceksiniz!

-*-*-

Şaka mısınız şakacı mı anlamadım ya neyse!

Veya içtiğiniz zivaniyanın markasını söyleyin, biz de içelim!