BRTK, Kıbrıs Türk Barolar Birliği başkanını tanımıyor mu?

Aslı Murat

Geçtiğimiz hafta yayınlanan “Gönüllü Köleler Mücadele Edemezler” başlıklı yazıda, Kıbrıs’ın kuzeyindeki pek çok siyasinin, iradesini Türkiye Cumhuriyeti yönetimlerine devrettiklerinden bahsetmiştim. Bunu da açıklarken, eskiye nazaran zorbalıkla bezenmiş iktidar ilişkilerinden ziyade şimdilerde ikna ve kabullenme yöntemlerinin kullanıldığına vurgu yapmıştım.

Dün sosyal medyaya yansıyan bir husus, o yazıdaki saptamaların farklı boyutları da olabileceğini bize gösterdi. K. T. Barolar Birliği başkanı Hasan Esendağlı yaptığı açıklamada, gayet saygılı ve titiz bir üslup kullanarak (ki ben o kadar sakin duramayabilirdim), BRT’de yayınlanan bir haberde, açıklamasının sansürlendiğini, adeta yok sayıldığını aktardı. Bahsi geçen olay, 1-2 Kasım 2019 tarihlerinde UKÜ’de, K. T. Barolar Birliği - Türkiye Barolar Birliği - UKÜ ve   Friedrich-Alexander Üniversitesi tarafından organize edilen “Bedensel Zararlardan Dolayı Hukuki Sorumluluk” başlıklı, hukuken teknik anlamda meselelerin konuşulacağı bir konferansta gerçekleşti. Bu noktaya niye vurgu yaptığımı açmak istiyorum. Çünkü hukukun; bilinçli, taraflı ve kötü niyetli bir şekilde siyasete alet edildiği bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum. Aslında çok da şaşırtıcı değil. Özellikle Türkiye’de, hukuksuzluğun hukuk kabul edildiği, merkezi iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesini yok saydığı ve Türkiye Barolar Birliği Başkanının da buna zemin yarattığı bir ortamda ortaya nasıl bir malzeme çıkabilirdi ki? Ama bunun bize dokunduğu noktada, karşı durmamız önemli ve gereklidir.

Eylül ayında Ankara’da gerçekleştirilen ve sayın başbakanımız Ersin Tatar’ın Türkiye seyahatnamesini oluştururken katıldığı “Kıbrıs’ta Son Söz” panelini hatırlayın. Güya hukukçuların katılıp Kıbrıs sorunu özelinde doğal kaynaklar – Maraş, garantiler gibi meseleleri da tartıştığı panelin sonuç bildirgesi, hukuki zeminden ziyade Türkiye’nin yıllardır örümceklenmiş Taksim tezinin yumuşatılmış versiyonuna teslim oldu. Tabi ki orada bulunan Kıbrıslı Türkler de buna çanak tuttular. Kimse de ağzını açıp, “Kıbrıs’ta Son Söz” başlığının Türkiye topraklarında, Kıbrıslı Türk toplumunun yer almadığı bir ortamda tartışılamayacağını söylemedi. Kısacası gönüllü köleliklerine uygun bir şekilde kafa salladılar ve efendilerinin dile getirdiklerini alkışladılar.

Kasım ayı başında Kıbrıs’ta düzenlenen panelde ise, (konu Kıbrıs sorunu bile değilken) pek muhterem Metin Feyzioğlu, üzerine vazife olarak görüp, Kıbrıslılara Kıbrıs tarihi ve siyaseti dersi vermeye kalktı. Hâlbuki amaç, Bedensel Zararlardan Dolayı Hukuki Sorumluluğu tartışmaktı. Bu konuşmaya karşılık, K. T. Barolar Birliği başkanı Esendağlı da başkan sıfatı ile katılanlara seslendi. Ama her ne hikmetse, kendi devlet televizyonu BRT tarafından sansürlendi ve sarf ettiği sözler basına servis edilmedi.

Yukarıda da söylediğim üzere Esendağlı bunu eleştirmek için bir paylaşımda bulundu. Buyurun hep birlikte okuyalım : “ Konuşmamın özeti, Kıbrıs’ta çözüm görüşmelerine son verilmesi ve iki devlet esasının benimsenmesi gerektiğini ifade eden; ayrıca Kıbrıs’ta söylenmesi gereken son sözün ne olduğunu Türkiye’de düzenlenen konferansta belirlediklerini ifade eden T.B.B Başkanı Sn. Metin Feyzioğlu’na küçük bir cevaptan ibaretti. Bu cevabın içeriği de, Self determinasyon hakkı ve bağımsızlık bildirgesinde yer alan federal çözüm hedefi çerçevesinde, Kıbrıs’ta böylesi bir politika değişikliği yapmaya yetkili tek makamın Kıbrıs Türk Halkı olduğu ve Kıbrıs’ta söylenecek son sözü de Kıbrıslıların söylemesi gerektiği idi”. Kanaatimce Esendağlı gönüllü köle olmadığını, toplumunun ve tabi ki kendi iradesine sahip çıktığı çok kibar bir dille deklare etti.

Son zamanlardaki çıkışlarına bakıldığında, Feyzioğlu’nun eskilerin bıçkın delikanlısı iken şimdilerin Erdoğan sevdalısı olduğunu söyleyebiliriz. Altında yatan neden nedir bilinmez ama kendi bünyesindeki baroların bile olağanüstü genel kurula çağırdığı bir başkanın, üyelerinin gözünde bile hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Buna rağmen devlet televizyonumuz BRT, söylediklerini o kadar önemli buluyor ki kendi ülkesinin Barolar Birliği başkanının ona yönelik cevabını yok sayabiliyor. İşte gönüllü kölelerin yok oluşu böyle gerçekleşiyor. Kendi iradesine sahip çıkma çağrısı yapan sözleri yok sayan ve efendisinin sözünü yücelten kesimler, Kıbrıslı Türk toplumunun sonunu hazırlıyor. Bunu siyasiler yaptığında ifade özgürlüğü ve ideolojik duruş altında eleştirebiliriz. Ama hepimizin televizyonu olması gereken BRT’nin sansürcü bir şekilde hareket etmesi kabul edilemez bir durumdur.

 Geçen haftaki yazımda ufak bir hata yapmışım. Demek ki Kıbrıs’ta hâlâ baskıcı ve örümcek ağıyla bezenmiş zihniyetler varlık gösterebiliyorlar. Biz de karşı çıkmadığımız, sustuğumuz sürece onlara hizmet ediyoruz.